THY’de genel kurul olacak. Genel Kurul öncesi ortalık sessizliğe gömüldü. İnce hesaplar, titreyen dizler. Ahmet Bolat için hesap vakti geldi. “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti bizim için nasıl anlamlıysa, her başkan da o koltuğu eninde sonunda bırakacak ya da bıraktırılacak.
İşte o an yaklaşıyor.
9 Nisan Perşembe günü yapılacak Türk Hava Yolları Genel Kurulu, sadece şirketin mali tablolarının görüşüleceği sıradan bir toplantı değildir. Bu toplantı aynı zamanda yönetimin performansının, verilen sözlerin ve çalışan nezdinde oluşan güven kaybının da masaya yatırılacağı kritik bir hesap verme günüdür.
Son dönemde prim beklentileri konusunda verilen mesajlarla ortaya çıkan tablo arasındaki fark, çalışan hafızasında ciddi bir kırılma yaratmıştır. Şimdi gözler, genel kurulda çıkacak sonuca çevrilmiştir.
Ahmet Bolat açısından bakıldığında, 9 Nisan’daki bu genel kurul yalnızca bir idari prosedür olarak görülemez. Çünkü çalışanların hafızasında karşılığı olmayan vaatler, tartışma yaratan açıklamalar ve sahaya yansıyan memnuniyetsizlik birikmiş durumdadır.
Yönetim koltuğunda oturmak sadece şirketi büyütmekle değil, verilen sözün ağırlığını taşımakla da ilgilidir. Eğer söz ile icraat arasındaki mesafe açılmışsa, o fark eninde sonunda genel kurul salonuna da yansır ya da yansıtılır.
Ankara kulislerinde konuşulan olası yönetim değişikliği iddiaları da bu yüzden dikkat çekmektedir. Elbette bugün için kesinleşmiş resmi bir durumdan söz etmek mümkün değildir. Ancak genel kurul öncesinde bu kadar yoğun şekilde dillendirilen senaryolar, toplantının sadece bilanço değil, aynı zamanda yönetimin geleceği açısından da yakından izleneceğini göstermektedir.
Tehlike çanları çalan yöneticiler başta Ahmet Bolat olmak üzere Bilal Ekşi ve Mahmet Kadaifçiler olmak üzere çok sayıda yönetim kurulu üyesinin de değişeceği konuşuluyor. Yeri garanti olan sadece Murat Şeker ve Ramazan Sarı.
Ahmet Bolat giderse yerine kim gelmeli sorusunun bendeki cevabı İlker Aycı dahil herkes olabilir. Demem o ki ağzından çıkanla kalbinden geçenin aynı olmayan Ahmet Bolat kesinlikle THY kurumsal kimliği ile örtüşmüyor. Kişisel kinlerinin kurumsal yapı ile gidermeye çalışan bir profil. O yüzden giderse üzülecek olan tek zümre beslediği medya maymunları.
Şimdi gelelim TSS unvanlarına…
Bir kurum düşünün…Unvanı bol, adaleti kıt.
Kâğıt üzerinde herkes “uzman”, “lider”, “sorumlu”…
Ama işin içine girince bir bakıyorsunuz; bir sabah birileri “işçi” yapılmış, birileri kapının önüne konmuş.
İşte bugün THY Destek Hizmetleri A.Ş. içinde konuşulan tablo tam olarak budur.
Yıllarca emek veren bir çalışan…Kayıtlarda “havalimanı işletmecisi” olarak geçen bir ünvan…Ve bir gün çağrılıp önüne konulan bir kağıt:“Artık işçisin.”
Sebep? Yok.Gerekçe? Yok. Açıklama? O da yok!
Bu kadar kolay mı? Bir insanın kariyerini, emeğini, itibarını bir cümleyle silmek bu kadar mı sıradanlaştı?
Daha da vahimi şu…Bu tek bir olay değil.
Aynı kurumda, benzer şekilde hiçbir somut gerekçe ortaya konulmadan ya unvanı düşürülen ya da iş akdi sonlandırılan başka çalışanların olduğu konuşuluyor. Eğer bu doğruysa, burada artık hata yok… burada bilinçli sistem var.
Kurunun yanında yaş da yanmış diyorlar. Peki kim bu kuruyu, kim bu yaşı belirliyor?
Bir kurumda insanlar performansıyla değil, birilerinin tercihiyle yer değiştiriyorsa…
orada liyakat yoktur.
Bir kurumda çalışanlar sabah işe gelirken “Bugün sıra bana mı gelecek?” diye düşünüyorsa orada güven yoktur.
Bir kurumda yüzlerce unvan üretilip, aynı işi yapan insanlar farklı isimlerle ayrıştırılıyorsa orada adalet yoktur.
Bugün bakıyoruz…
Bir yanda unvanı büyütülenler,diğer yanda unvanı küçültülenler.
Bir yanda “uzmanlar”, “liderler” diğer yanda bir kalemde “işçi” yapılanlar.
Bu tabloyu neyle açıklayacağız?
Kurumsallaşma mı diyeceğiz?
Yoksa başka bir düzenin üzerini mi örtüyoruz?
Türk Hava Yolları gibi bir markanın iştirakinde, çalışanına bu muamele reva görülüyorsa, o zaman “aile” söylemini bir daha düşünmek gerekir.
Çünkü aile dediğiniz yerde insanlar korunur.Burada insanlar harcanıyor.
Kimse kusura bakmasın. Bu şirket kimsenin arka bahçesi değil.
Hiç kimse, “yönetimsel tasarruf” adı altında insanların emeğini yok sayamaz.
Hiç kimse, bir kalemde insanların hayatına müdahale edemez.
Ve en önemlisi; hiç kimse, bunu sorgulanamaz zannetmesin.
Çünkü bugün konuşulmayan her haksızlık, yarın daha büyüyerek geri döner.
Unvan düşürmek kolay…
Ama adaleti düşürdüğünüz gün, o kurumun temeli sarsılır.
Ve o temel bir gün mutlaka hesap sorar.
Gün gelecek o yöneticiler birer birer koltuğunu terk ederken arkalarından kimse gözyaşı dökmeyecek.
Yorumlar