Doco çalışanlarının gündeme taşıdığı personel yetersizliği, zorunlu fazla mesai, izin sorunları ve tutanak baskısı iddiaları yalnızca çalışma hayatını değil, havacılık emniyetini de yakından ilgilendiriyor. Oktay Erdağı, görünmeyen emekçilerin sesine kulak verilmesi çağrısında bulunuyor.
Bir uçağın güvenli operasyonu yalnızca kokpitte değil, mutfaktan aprona uzanan görünmeyen emek zincirinde başlar. Doco çalışanlarının dile getirdiği iddialar, insan faktörü ve emniyet kültürü açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli soruları gündeme taşıdı.
İşte Erdağı'nın yazısı:
Havacılık sektörünü konuşurken genellikle uçaklardan, pilotlardan, kabin ekiplerinden ve havalimanlarından söz ediyoruz. Oysa bir uçağın zamanında kalkmasının, yolcu hizmetlerinin eksiksiz yürütülmesinin ve operasyonun aksamamasının arkasında binlerce görünmeyen emekçi bulunuyor.
Bugün o emekçilerden bazıları seslerini duyurmaya çalışıyor.
Doco çalışanlarından tarafıma ulaşan mesajlar son derece ciddi iddialar içeriyor.
Çalışanlar, personel alımı yapılmadığını ve eksik kadroyla çalışmak zorunda bırakıldıklarını söylüyor. İş yükünün her geçen gün arttığını, buna karşılık personel sayısının operasyonu sağlıklı şekilde sürdürecek seviyeye çıkarılmadığını iddia ediyorlar.
Daha da önemlisi çalışanların ifadelerine göre, herhangi bir nedenle sık sık tutanak tutulması adeta günlük çalışma düzeninin bir parçası hâline gelmiş durumda.
Bir çalışan aynen şöyle feryat ediyor:
“Eksik personelle çalışıyoruz. Çoğumuz sağlık sorunlarımız nedeniyle mecbur kalınca rapor alıyoruz. Zorunlu mesaiye bırakılıyoruz. Yıllık iznimiz verilmiyor. İzin talep edersek zorunlu mesai yazılıyor.
Nereye şikâyet edeceğimizi bilmiyoruz. Yardım edin.”
Bu sözleri okuyup geçmek mümkün mü?
Elbette her şirketin operasyonel ihtiyaçları vardır. Yoğun dönemlerde fazla çalışma gerekebilir. Havacılık zaten 24 saat yaşayan son derece dinamik bir sektördür.
Ancak fazla mesai istisna olmaktan çıkıp sistemin devamlılığını sağlayan temel personel politikasına dönüşmüşse, burada ciddi bir yönetim sorunu var demektir.
Eksik personelin açığını sürekli mevcut çalışanlara fazla mesai yaptırarak kapatamazsınız.
İnsanların yıllık izinlerini sürekli erteleyemezsiniz.
Sağlık sorunu yaşayan çalışanlara şüpheyle yaklaşamazsınız.
Her sorunun çözümünü tutanakta, savunmada ve disiplin baskısında arayamazsınız.
Çünkü çalışan makine değildir.
Havacılıkta yorgunluk yalnızca pilotlar ve kabin ekipleri için risk değildir. Yer hizmetlerinden ikrama, teknik operasyonlardan lojistiğe kadar sistemin her halkasında çalışan insanın fiziksel ve psikolojik durumu operasyonel emniyetin doğrudan parçasıdır.
Yorgun insan hata yapar.
Baskı altındaki insan hata yapar.
Sürekli işini kaybetme veya tutanak yeme korkusuyla çalışan insan, gördüğü hatayı yöneticisine bildirmekten çekinir.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Havacılıkta emniyet kültürünün temeli korku değil, raporlama kültürüdür.
Çalışanın konuşamadığı, sorun bildirmekten çekindiği ve her itirazın disiplin meselesi hâline getirildiği bir çalışma ortamında gerçek sorunlar yönetime ulaşmaz.
Kâğıt üzerinde her şey yolunda görünür.
Ama sistem içeriden yorulur.
Buradan Doco yönetimine açıkça sormak gerekiyor:
Gerçekten yeterli sayıda personeliniz var mı?
Son bir yılda çalışan başına düşen fazla mesai süresi ne kadar arttı?
Kaç çalışanın yıllık izin talebi operasyonel gerekçelerle ertelendi?
Personel eksikliği nedeniyle zorunlu fazla mesai uygulaması yapılıyor mu?
Çalışanlar neden sürekli tutanak baskısından söz ediyor?
Sağlık raporu alan personele karşı doğrudan veya dolaylı bir baskı uygulanıyor mu?
Ve en önemlisi…
Çalışanlar neden sorunlarını kendi yöneticilerine anlatmak yerine bir köşe yazarına “Allah aşkına yardım edin” diye mesaj göndermek zorunda kalıyor?
Bence yönetimin üzerinde durması gereken asıl soru budur.
Bir çalışan dışarıdan yardım istiyorsa kurum içindeki iletişim kanallarına olan güvenini kaybetmiş olabilir.
Ancak burada sorumluluk yalnızca şirket yönetimine ait değildir.
Sivil havacılık faaliyetlerinin gözetim ve denetiminden sorumlu olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün de bu iddiaları dikkatle değerlendirmesi gerekir.
Çünkü havacılıkta insan faktörü yalnızca kokpitteki pilotun uçuş süresi veya kabin ekibinin görev limitlerinden ibaret değildir.
Uçağa ikram hazırlayan, malzemeyi taşıyan, yükleyen ve operasyonun devamlılığını sağlayan çalışanların yorgunluğu da havacılık emniyetinin bir parçasıdır.
SHGM'ye sormak gerekiyor:
Havacılık işletmelerinde çalışan yer personelinin yorgunluk ve iş yükü riskleri yeterince denetleniyor mu?
İşletmelerin personel planlamaları operasyonun büyüklüğü ve yoğunluğu açısından değerlendiriliyor mu?
Eksik personel nedeniyle sürekli fazla mesai yapılmasının oluşturabileceği insan faktörü riskleri emniyet yönetim sistemleri kapsamında inceleniyor mu?
Yoksa denetimlerde yine yalnızca prosedürlere, dosyalara ve kâğıt üzerindeki kayıtlara mı bakılıyor?
Havacılık emniyeti yalnızca uçağın teknik olarak uçabilir durumda olması değildir.
O uçağın operasyonuna dokunan her insanın fiziksel ve zihinsel olarak görevini güvenli şekilde yapabilecek durumda olmasıdır.
Bir diğer önemli sorumluluk ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na düşmektedir.
Çalışanların yıllık izinlerinin kullandırılmadığı, sürekli zorunlu fazla mesaiye bırakıldığı ve sağlık raporu alan personelin baskı gördüğü yönündeki iddialar doğruysa bunlar yalnızca şirket içi yönetim sorunları olarak değerlendirilemez.
Bakanlık müfettişlerinin bu iddiaları incelemesi gerekir.
Fazla çalışma süreleri mevzuata uygun mudur?
Çalışanların yıllık izin hakları düzenli olarak kullandırılmakta mıdır?
Sağlık raporu alan çalışanlara karşı herhangi bir doğrudan veya dolaylı baskı uygulanmakta mıdır?
Disiplin ve tutanak sistemi çalışanları sindirmek amacıyla mı kullanılmaktadır?
Bunların cevabı şirket koridorlarında değil, bağımsız ve ciddi bir denetim sonucunda ortaya çıkmalıdır.
Çalışanların “Nereye şikâyet edeceğimizi bilmiyoruz” demesi aslında kamu kurumları açısından da üzerinde düşünülmesi gereken son derece ciddi bir durumdur.
Çünkü devletin görevi yalnızca mevzuat hazırlamak değildir.
Devletin görevi, hazırladığı mevzuatın sahada uygulanıp uygulanmadığını da denetlemektir.
Bu nedenle hem SHGM'yi hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nı çalışanlardan gelen bu iddiaları incelemeye davet ediyorum.
Bu yazının amacı bir şirketi peşinen suçlamak değildir.
Tam tersine, çalışanların sesini yönetime ulaştırmaktır.
Doco yönetiminin bu iddiaları ciddi biçimde incelemesi, çalışan temsilcileriyle doğrudan görüşmesi ve özellikle personel sayısı, fazla mesai, yıllık izinler ve disiplin uygulamaları konusunda şeffaf bir değerlendirme yapması gerekir.
Çalışanların da haklarını ararken kayıtlı, belgeli ve hukuki yolları kullanması son derece önemlidir.
Ancak şirket yönetimleri de şunu artık anlamalıdır:
İnsan kaynağı bir maliyet kalemi değildir.
Özellikle havacılıkta insan, sistemin kendisidir.
Eksik personelle operasyonu bir süre sürdürebilirsiniz.
Fazla mesaiyle açıkları geçici olarak kapatabilirsiniz.
Tutanaklarla insanları bir süre susturabilirsiniz.
Ama yorgunluğu, tükenmişliği ve çalışanların giderek büyüyen sessiz öfkesini sonsuza kadar yönetemezsiniz.
Çünkü havacılıkta bazen en tehlikeli alarm kokpitte çalmaz.
Bazen o alarm, bir çalışanın gönderdiği şu cümlede gizlidir:
“Nereye şikâyet edeceğimizi bilmiyoruz. Yardım edin Allah aşkına…”
Bu sesi duymak gerekir.
Hem çalışanların hakkı için…
Hem de havacılık emniyeti için.
Yorumlar