Geçen hafta “İstanbul Dünyaya Havacılık Dersi Verdi” diye yazdım.
Yazının ardından bir okurumdan uzunca bir e-posta geldi.
Özetle diyordu ki:
“Havacılık sadece hava yolu taşımacılığı değildir. İstanbul hava yolu taşımacılığında dünyaya ders verebilir ama genel havacılık nerede?”
Haklı olduğu yer var.
Hem de fazlasıyla.
Çünkü biz Türkiye’de “havacılık” deyince aklımıza önce terminal geliyor.
Sonra yolcu sayısı.
Sonra uçak sayısı.
Sonra yeni hat.
Milyonlar, rekorlar, sıralamalar…
İyi de havacılık sadece tarifeli seferlerden ibaret değil ki.
Genel havacılık var.
Sportif havacılık var.
Hava sporları var.
Uçuş okulları var.
Amatör havacılar var.
Akrobasi var.
Tarihi uçaklar var.
Bir çocuğun tel örgünün arkasından gökyüzüne bakıp “Ben de uçacağım” demesi var.
İşte biz biraz da burayı unuttuk.
İstanbul uçuyor, genel havacılık nereye konuyor?
Yurt dışına çıktığınızda genel havacılığın günlük hayatın içine ne kadar girdiğini görüyorsunuz.
Bizde ise özellikle İstanbul gibi dünyanın en önemli havacılık merkezlerinden birinde, genel havacılığın kullanabileceği imkânları ve meydan altyapısını konuşmaya başladığınızda tablo aynı ölçüde parlak değil.
Bu yüzden geçen haftaki yazıma gelen eleştiriyi yabana atmıyorum.
İstanbul hava yolu taşımacılığında gerçekten olağanüstü bir noktada.
Ama mesele Türkiye'nin bütün havacılık ekosistemiyse daha gidecek çok yolumuz var.
Şimdi DHMİ'de yeni bir dönem var.
Yeni Genel Müdür Fatih Çakmak görevde.
SHGM’de ise yıllardır aynı isim var: Kemal Yüksek.
Bakalım...
DHMİ ve SHGM, genel havacılığın yıllardır konuşulan sorunlarına nasıl yaklaşacak?
Yeni meydan imkânları mı konuşacağız?
Mevcut altyapının genel havacılığa daha fazla açıldığını mı göreceğiz?
Yoksa yine yolcu rakamlarını konuşup “havacılık büyüyor” mu diyeceğiz?
Ben sonucu görmek istiyorum.
İşte genel havacılık: Sivrihisar
Tam bunları konuşurken önümüzde çok güzel bir hafta sonu var.
Sivrihisar Hava Gösterileri – SHG Airshow 2026.
19-20 Eylül.
Sivrihisar Havacılık Merkezi.
Programı önüme koydum.
Paramotor var.
Boeing Stearman var.
TigerMoth var.
Vecihi 14 var.
Nu.D-36 var.
T-28 var.
DC-3 var.
C-195 var.
Akrobasi var.
Tarih var.
Emek var.
Hepsinden önemlisi havacılık sevgisi var.
İşte genel havacılık dediğimiz şey biraz da budur.
Sadece milyon dolarlık iş jetlerinin apronda yan yana dizilmesi değildir.
Çocuğun babasının elini tutup uçağa bakmasıdır.
Bir gencin o gün eve dönüp pilot olmaya karar vermesidir.
Bir mühendisin eski bir uçağın motor sesini dinlerken heyecanlanmasıdır.
Bir ülkenin havacılık kültürü böyle oluşur.
Türkiye’de havacılığı seven herkesin yolu imkânı varsa 19-20 Eylül’de Sivrihisar’dan geçsin.
Çünkü havacılığı büyütmek istiyorsak önce sevdirmek zorundayız.
SHGM demişken...
SHGM hakkında son dönemde Airport Haber Genel Yayın Yönetmeni Ali Kıdık’ın kamuoyuna taşıdığı çeşitli iddia ve eleştirileri de takip ediyorum.
Genel Müdür Kemal Yüksek ve kurumun bazı uygulamalarına yönelik sorular gündeme getiriliyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan ciddi iddialar varsa bunun en sağlıklı cevabı sessizlik değildir.
Kurum çıkar.
Açıklar.
Yanlışsa yanlış der.
Doğru olmayan kısmını belgeleriyle ortaya koyar.
İncelenmesi gereken bir konu varsa inceler.
Çünkü cevap verilmeyen her soru zamanla başka sorular doğuruyor.
SHGM gibi havacılık emniyetinin merkezindeki bir kurum açısından şeffaflık bir tercih değil, kurumsal güven meselesidir.
Umarım bir gün cevap verirler…
THY’de herkes birbirinin maaşına bakıyor
THY tarafında da kazan kaynıyor.
Bir tarafta yakıt maliyetleri.
Bir tarafta operasyonel giderler.
Bir tarafta büyümenin getirdiği ihtiyaçlar.
Ve içeride maaş tartışmaları.
“Müdürüm, kabin memuru benden fazla kazanıyor.”
“F/O’yum, amir benden fazla alıyor.”
“Benim sorumluluğum daha fazla.”
“Onun maaşı neden benimkinden yüksek?”
Sevgili okurlarım,
Yanlış yere bakıyorsunuz.
Kabin memurunun maaşı sizin maaşınızı düşürmez.
Pilotun aldığı para müdürün cebinden çıkmaz.
Müdürün ücreti de teknisyenin düşmanı değildir.
Asıl soru şu:
Ben yaptığım işin, taşıdığım sorumluluğun ve ürettiğim değerin karşılığını alıyor muyum?
Almıyorsanız sorun yan masadaki arkadaşınız değildir.
Sistemdir.
Çalışanları birbirinin maaşına baktırırsanız herkes birbirine kızar.
Herkese kendi emeğinin karşılığını anlatabilirseniz kimse başkasının bordrosuyla ilgilenmez.
Mesele çok basit.
İnsan yine yanlış kişiye kızıyor.
Dün kraldın, bugün yalnızsın
Geçen haftaki ACI buluşmasını uzun uzun yazdım.
Gerçekten çok anlamlıydı.
Ama orada gördüğüm küçücük bir sahne belki bütün toplantılardan daha fazla şey anlattı bana.
İsim vermeyeceğim.
Bir havayolu şirketinin geçmişte hem İcra Komitesi'nde hem Yönetim Kurulu'nun zirvesinde bulunmuş önemli bir yöneticisi de oradaydı.
Bir zamanlar yanına yaklaşmak zordu.
Etraf kalabalık olurdu.
İnsanlar selam vermek için fırsat kollardı.
Bu kez baktım...
Neredeyse yalnızdı.
Karşılaşınca hal hatır sorduk birbirimize.
Çünkü benim için dün hangi koltukta oturduğunun önemi yok.
Ama o görüntü bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Makamın arkadaşları vardır.
Bir de insanın arkadaşları.
İkisini birbirine karıştırmayalım.
Kartvizit değişir.
Kapının önündeki makam aracı değişir.
Telefonunuz daha az çalar.
Kalabalık dağılır.
Geriye sizin insanlara nasıl davrandığınız kalır.
O nedenle koltuğa oturduğunuzda “Ben kralım” diye dolaşılmamalı.
Çünkü koltuk sizin değildir.
Siz bir süreliğine koltuğunsunuz.
Plaza Premium büyümeye devam ediyor
Güzel şeyleri de yazalım.
Plaza Premium Group, Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yeni bir First Class Lounge açmaya hazırlanıyor.
Üstelik büyüme yalnızca Türkiye ile sınırlı değil.
Yurt dışında 25 yeni lounge daha planlanıyor.
Şirket, yeni yatırımlar ve devreye alınacak operasyonlarla 2027 yılında hizmet kapasitesini en az yüzde 20-25 artırmayı hedefliyor.
Büyüme dediğiniz biraz da böyle olur.
Yatırım yaparsınız.
Hizmeti artırırsınız.
Yolcunun deneyimini iyileştirirsiniz.
Sonra yolcu sizin adınıza konuşur.
En iyi reklam budur zaten:
Memnun yolcu.
TGS dosyası masada
TGS’deki gelişmeleri de yakından takip ediyorum.
Söylenecek şey var mı?
Var.
Hem de çok.
Ama bazen yazmak kadar beklemeyi de bilmek gerekir.
O nedenle şimdilik bazı şeyleri not ediyorum.
Dinliyorum.
Kontrol ediyorum.
Ve susuyorum.
Bu sessizlik, konudan habersiz olduğumuz anlamına gelmesin.
Bazen en uzun yazının ilk cümlesi sessizliktir.
***
Geçen hafta “İstanbul dünyaya havacılık dersi verdi” demiştim.
Bu hafta bir okurum bana başka bir ders verdi:
Hava yolu taşımacılığındaki başarıyla bütün havacılığın başarılı olduğunu sanma.
Doğru.
Sivrihisar bize başka bir şey söylüyor:
Havacılık sadece taşımak değildir.
Sevdirmektir.
ACI’de yalnız gördüğüm eski yönetici başka bir şey söylüyor:
Makam değildir.
İnsandır.
THY’deki maaş tartışması başka bir şey söylüyor:
Arkadaşının cebine değil, sistemin terazisine bak.
SHGM tartışmaları ise en temel şeyi hatırlatıyor:
Kurumların itibarı, soruların sorulmamasıyla değil, soruların cevaplanmasıyla korunur.
Aslında bütün bu haftanın ortak noktası yine aynı.
Uçak değişiyor.
Koltuk değişiyor.
Makam değişiyor.
Maaş değişiyor.
İsimler değişiyor.
Ama mesele değişmiyor.
Mesele yine insan.
Hepinize güzel bir hafta dilerim.
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar