Geçenlerde eski havayollarının fotoğraflarına bakarken Pan Am’ın 747’lerinden birine denk geldim. Aslında Pan Am’la hiç uçmadım, yaşım da yetmedi ama nedense insanda tanıdık bir şirket hissi bırakıyor. Eski filmlerden, fotoğraflardan, o meşhur mavi logosundan herhalde. Biraz kurcalayınca TWA, Swissair, Varig derken uzayıp giden bir liste çıktı karşıma. Ortak noktaları da hayli ilginç: Bunlar küçük, birkaç uçaklı şirketler değil, kendi dönemlerinin devleri. Bugün ise hiçbiri yok.
Pan Am bunların en meşhuru. Bir dönem Amerika’nın dünyaya açılan kapısı, uluslararası havacılığın da en büyük markalarından biriydi. Boeing 747’nin ilk müşterilerinden biri olmuş, dünyanın dört bir yanına uçmuş, öyle ki eski fotoğraflarına baktığınızda bu şirketin bir gün tamamen ortadan kalkacağını düşünmek bile zor. Ama petrol krizleri, artan rekabet, borçlar, kötü kararlar ve üzerine gelen başka hadiseler derken 1991’de Pan Am uçmayı bıraktı. Bir zamanların dünya devi, bugün daha çok tişörtlerde gördüğümüz bir logoya dönüştü.
TWA’in hikâyesi de pek farklı değil. O da yıllarca Amerikan havacılığının en büyük isimlerinden biriydi. Hatta New York JFK’de kendisi için yapılan meşhur TWA terminali bugün hâlâ ayakta. Şirket yok, binası duruyor. Biraz garip. Yıllar süren finansal sıkıntıların ardından TWA 2001’de American Airlines tarafından satın alındı ve böylece bir başka meşhur isim daha gökyüzünden çekildi.
Aynı yıl Avrupa’da çok daha şaşırtıcı bir hadise yaşandı: Swissair battı. Üstelik öyle sıradan bir havayolu da değildi. Finansal gücü nedeniyle bir dönem “Flying Bank”, yani “Uçan Banka” diye anılıyordu. İsviçreli bir şirkete böyle bir lakap takılınca insan ister istemez “Bunlar herhalde bizden sonra da uçmaya devam eder” diye düşünüyor. Etmedi. Fazla hızlı büyüme, yanlış yatırımlar ve artan borçlar şirketi öyle bir noktaya getirdi ki 2001’de uçakları yerde kaldı. “Uçan Banka”nın uçacak parası kalmamıştı. Hayatın küçük cilvelerinden biri.
Brezilya’nın Varig’i de bugün biraz unutulmuş durumda. Oysa bir zamanlar Brezilya’yı Avrupa’ya, Amerika’ya, hatta Japonya’ya bağlayan dev bir havayoluydu. 747’leriyle dünyanın dört bir yanına uçuyordu. Sonra mali sorunlar, borçlar ve değişen rekabet şartları derken önce küçüldü, ardından tamamen ortadan kayboldu.
Benim en iyi hatırladığım ise Alitalia. Çünkü onun batışı diğerleri gibi tarihin eski sayfalarında değil, gözümüzün önünde gerçekleşti. Hatta Alitalia bir anda da batmadı; yıllarca kurtarıldı, yeniden yapılandırıldı, yatırımcı bulundu, planlar açıklandı, sonra yeniden zarar etti. Bir ara insan “Alitalia herhalde böyle yaşamaya devam edecek” diye düşünüyordu. Nihayet 2021’de son uçuşunu yaptı ve İtalya’yla neredeyse özdeşleşmiş bir marka daha tarihe karıştı.
Bu şirketlere bakınca benim asıl ilgimi çeken neden battıklarından çok, batmadan önce ne kadar kalıcı göründükleri. Pan Am’ın yüzlerce uçağı vardı, Swissair dünyanın en güvenilir şirketlerinden biri kabul ediliyordu, Varig koca Brezilya’nın bayrak taşıyıcısıydı, Alitalia’nın arkasında İtalya vardı. Hiçbiri kurtulamadı.
Belki havacılığın en ilginç taraflarından biri de bu. Yüzlerce uçak, binlerce çalışan, milyonlarca yolcu derken ortaya öyle büyük bir yapı çıkıyor ki insana sanki yüz yıl sonra da orada olacakmış gibi geliyor. Sonra şartlar değişiyor, borçlar büyüyor, birkaç yanlış karar birbirini takip ediyor ve bir zamanların devi birkaç yıl içinde hatıraya dönüşüyor.
Şimdi eski Pan Am fotoğraflarına bakarken bunu düşünüyorum. Birileri o fotoğrafın çekildiği gün Pan Am’la Londra’ya, Paris’e, Tokyo’ya uçuyordu ve muhtemelen şirketin bir gün tamamen yok olabileceği aklının ucundan bile geçmiyordu.
Bugünün devlerine bakarken de aynı hissiyat var insanda. Sanki hep uçacaklar.
Havacılık tarihi ise başka bir şey söylüyor:
Gökyüzünde hiçbir koltuk kimseye ebediyen tahsis edilmiyor.
Yorumlar