Geçen hafta bu köşede “800 Uçak, Yüzlerce İşsiz Pilot ve Boşalan Cepler!” diye yazdım.
Yazının ardından çok sayıda mesaj ve yorum aldım. Öncelikle yazıya katkı sunan, eleştiren, destekleyen, kendi yaşadıklarını anlatan herkese teşekkür etmek istiyorum.
Çünkü yorumların önemli bir bölümü bana şunu bir kez daha gösterdi:
Türkiye’de havacılık büyürken, sektörün insan kaynağı meselesini artık daha yüksek sesle konuşmamız gerekiyor.
Geçen hafta Türk Hava Yolları’nın büyüme hedeflerini, önümüzdeki yıllarda filoya katılması planlanan yüzlerce uçağı ve buna karşılık bugün iş arayan pilotların durumunu sorgulamıştım.
Bu hafta aynı yerden devam edelim.
Ama bu kez başka bir soru soralım:
Türkiye’nin gerçekten pilot sorunu mu var, yoksa mevcut pilot kaynağını doğru değerlendirme sorunu mu var?
Çünkü işin bir de pek konuşulmayan tarafı var.
Askeri pilotlar ne olacak?
Türk Hava Kuvvetleri dünyanın en önemli pilot yetiştirme geleneklerinden birine sahip.
Askeri pilot yetiştirmek kolay değil. Yıllar süren eğitim, disiplin, operasyon tecrübesi ve çok ciddi bir kamu kaynağı gerekiyor.
Üstelik bu insanlar yalnızca uçak kullanmayı öğrenmiyor.
Karar vermeyi, kriz yönetimini, ekip çalışmasını ve yüksek baskı altında operasyon yürütmeyi öğreniyorlar.
Geçmişte sivil havacılığın hızlı büyüdüğü dönemlerde askeri pilotlar havayollarımız açısından önemli bir insan kaynağıydı.
Hatta Türk Hava Yolları’nın pilot ihtiyacının arttığı dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı’nın kapısını çaldığı günleri hatırlayanlar vardır.
Çünkü ihtiyaç vardı.
Tecrübeli pilot gerekiyordu.
Şimdi ise önümüzde farklı bir tablo var.
Eğer milli havayolumuz gelecekteki pilot ihtiyacını ağırlıklı olarak kendi yetiştirdiği pilotlarla karşılayacaksa, şu sorunun cevabını da vermemiz gerekiyor:
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılan veya görev süresini tamamlayan çok iyi yetişmiş askeri pilotlar ne olacak?
Bu insanlara sivil havacılığın kapısı kapanacak mı?
Bence üzerinde düşünülmesi gereken konu tam olarak bu.
Çünkü bir tarafta yüzlerce yeni uçaktan söz ediyoruz, diğer tarafta yetişmiş pilotlarımızın geleceğini tartışıyoruz.
Burada yanlış anlaşılmak istemem.
Elbette havayollarının kendi pilotunu yetiştirmesi son derece doğru bir politika. Hatta uzun vadeli filo planlamasının gereğidir.
Ama “kendi pilotumu yetiştiriyorum” demek, dışarıdaki yetişmiş insan kaynağını görmezden gelmek anlamına gelmemeli.
Hele söz konusu olan, devletin yıllarca yatırım yaptığı ve dünyanın en zor uçuş eğitimlerinden geçmiş askeri pilotlarsa…
Bana göre Türkiye'nin ihtiyacı tek bir kaynaktan pilot yetiştirmek değil, bütün kaynaklarını akıllıca kullanacak bir insan kaynağı politikasıdır.
Geçen hafta pilotları konuştuk, bu hafta SHGM’den doğru bir adım geldi
Tam da pilotlardan konuşurken Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü önemli bir çalışma açıkladı.
Pilot uçuş kayıt defteri, yani hepimizin bildiği adıyla logbook dijitalleşiyor.
Ben bu uygulamayı doğru buluyorum.
SHGM’nin açıkladığı sisteme göre hava taşıma işletmeleri ile otorite arasında kurulacak web servis entegrasyonuyla pilotların uçuş kayıtlarının eş zamanlı takip edilmesi hedefleniyor. Sistem ilk aşamada isteğe bağlı olacak; manuel logbook da kullanılmaya devam edebilecek.
Bunun sektöre sağlayacağı fayda küçümsenmemeli.
Kayıp logbook, eksik kayıt, imza, doğrulama, başvuru sırasında geçmiş uçuş saatlerinin kontrol edilmesi…
Bunların tamamı yıllardır pilotların ve otoritenin önünde zaman zaman sorun olarak duruyor.
Veri doğrudan işletmeden sisteme aktarılabiliyorsa, manipülasyon ihtimali azalıyor, pilotun geçmişi daha şeffaf hale geliyor ve lisans işlemleri kolaylaşıyor.
Kısacası teknoloji bürokrasiyi azaltıyorsa ben desteklerim.
Ancak burada önemli olan sistemin pilotun hayatını kolaylaştırmasıdır. Dijitalleşme yeni bir bürokrasi üretmemeli.
Pilot aynı bilgiyi hem kağıda, hem şirket sistemine, hem de başka bir dijital platforma üç kez girmek zorunda kalıyorsa bunun adı dijitalleşme olmaz.
SHGM'nin burada doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Uygulama iyi kurgulanırsa Türk sivil havacılığı açısından gerçekten önemli bir adım olabilir.
Mavi Vatan’da başka bir Türkiye gördük
Bu hafta havacılık ve savunma sanayisinin en dikkat çekici gündemlerinden biri de Gölcük'teki TEKNOFEST Mavi Vatan oldu.
Özellikle ASELSAN'ın ortaya koyduğu sistemlere ayrıca dikkat çekmek gerekiyor.
ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol’un verdiği rakam bence tek başına önemli:
ASELSAN bugün Türkiye'de 69 gemide, yurt dışında ise 60'tan fazla gemide sistemleri bulunan bir şirket haline gelmiş durumda.
Daha da önemlisi suyun altındaki ve üstündeki insansız sistemlerde gelinen nokta.
KILIÇ, TUFAN, DERİNGÖZ, MARLIN, ALBATROS…
Bunlar yalnızca fuarlarda sergilenen maketlerden ibaret değil.
Özellikle KILIÇ Kamikaze Otonom Sualtı Aracı ile TUFAN Kamikaze İnsansız Deniz Aracı, deniz savaşlarının geleceğinin hangi yöne gittiğini göstermesi bakımından önemli. Ahmet Akyol'un ifadesiyle TUFAN ve KILIÇ artık “Mavi Vatan'ın iki silahşoru.”
Beni asıl düşündüren ise başka bir şey.
Savunma sanayisinde yaptığımızı sivil havacılık insan kaynağında neden yapamayalım?
ASELSAN bir ihtiyacı görüyor, mühendisini yetiştiriyor, teknoloji geliştiriyor, ürün ortaya çıkarıyor ve ardından bunu ihraç ediyor.
Havacılıkta da aynı uzun vadeli akla ihtiyacımız var.
Uçağı sipariş etmek kolay.
O uçağı 20 yıl uçuracak insan ekosistemini kurmak zor.
Pilotundan teknisyenine, dispeçerinden hava trafik kontrolörüne kadar meseleye böyle bakmak zorundayız.
Corendon’da beklenen değişiklik
Bu hafta şirketlerde de hareketlilik vardı.
CorendonAirlines'ta COO görevini yürüten Atılay Batu, Sorumlu Müdür (Accountable Manager) görevine getirildi. Şirketin organizasyonel düzenlemesi kapsamında operasyonel yönetim ile grup düzeyindeki stratejik yönetim arasındaki görev ve sorumluluklar yeniden yapılandırıldı.
Corendon’u ve şirketin yönetim anlayışını yakından takip edenler açısından bu tür değişiklikler şaşırtıcı değil.
Havayolları büyüdükçe organizasyon yapılarının da değişmesi gerekiyor.
Önemli olan isimlerin değişmesinden ziyade, yeni yapılanmanın şirkete ne kattığıdır.
Çünkü havacılıkta koltukların isimleri değişebilir ama bu koltuğun sorumluluğu değişmez.
O koltuk operasyonun, emniyetin ve otorite karşısındaki sorumluluğun merkezidir.
Atılay Batu’ya yeni görevinde başarılar diliyorum.
THY’de atama furyası
Türk Hava Yolları tarafında da geçtiğimiz günlerde bir atama furyası yaşandı.
Bence burada da çok şaşıracak bir durum yok.
THY gibi devasa ölçekte büyüyen, filosunu ve uçuş ağını genişleten bir organizasyonda yönetim kadrolarının zaman zaman yeniden şekillenmesi son derece doğal.
Zaten bazı değişikliklerin geleceği sektör içerisinde bekleniyordu.
Bugün yüzlerce uçaklık filo planlayan, dünyanın hemen her bölgesine uçan ve önümüzdeki yıllarda daha da büyümeyi hedefleyen bir şirketten söz ediyoruz.
Böyle bir yapıda üst düzey yönetimde de değişiklikler olacaktır.
Olmalıdır da.
Ben isimlerden çok sonuçlara bakmayı tercih ediyorum.
Yeni göreve gelen kişi ne yaptı?
Operasyona ne kattı?
Çalışanın sorununu çözdü mü?
Şirketi daha verimli hale getirdi mi?
Yolcu memnuniyetini artırdı mı?
Asıl ölçü bunlar olmalı.
Uçak kadar insan planlaması da yapmalıyız
Geçen hafta 800 uçağı konuşmuştuk.
Bu hafta ASELSAN'ın insansız deniz araçlarını, SHGM'nin dijital logbook sistemini, havayollarındaki yönetim değişikliklerini konuşuyoruz.
Aslında hepsi aynı noktada birleşiyor:
Türkiye teknoloji ve kapasite olarak büyüyor.
Fakat bu büyümenin insan tarafını da aynı hassasiyetle planlamamız gerekiyor.
Bugün iş arayan genç pilotu da düşünmek zorundayız.
Yarın Hava Kuvvetleri'nden ayrılacak tecrübeli askeri pilotu da.
Uçuş okulunda borçlanarak eğitim alan genci de.
Kendi pilotunu yetiştirmek isteyen havayolunu da.
Devletin milyonlarca liralık kaynak harcayarak yetiştirdiği askeri pilotu da.
Bunların birbirinin rakibi olması gerekmiyor.
Tam tersine, doğru planlandığında hepsi Türkiye'nin havacılık insan kaynağının parçaları.
Geçmişte pilot ihtiyacımız olduğunda kapısını çaldığımız insanların, yarın ihtiyaç dengesi değiştiğinde yüzüne kapıyı kapatmamalıyız.
Çünkü havacılıkta bugün fazla görünen bir pilot, birkaç yıl sonra aradığınız kaptan olabilir.
Bugün kokpite oturtmadığınız genç ikinci pilot, on yıl sonra filonuzun eğitim kaptanı olabilir.
Bugün sivil havacılığa kazandırmadığınız askeri pilot ise başka bir ülkenin havayolunda kokpite oturabilir.
Sonra yeniden pilot açığı başladığında dönüp aynı soruyu sorarız:
“Pilotları nereden bulacağız?”
Oysa belki de soru yanlış.
Belki sormamız gereken şu:
Elimizdeki pilotları neden kaybediyoruz?
Geçen hafta “800 uçak geliyor” demiştik.
Bu hafta bir cümle daha ekleyelim:
Uçak bulunur. Sipariş verirsiniz, gelir. Teknoloji geliştirilir, yapılır. Ama tecrübeli insan kaynağını kaybettiğinizde yerine yenisini koymanız yıllar sürer.
Türk havacılığının önümüzdeki on yılındaki asıl mesele bence tam olarak burada yatıyor.
Filoyu büyütürken insanı küçültmemek…
Hepinize güzel bir hafta dilerim.
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar