Havacılık enteresan sektör.
Dünyanın en ciddi işi.
Bir vidası gevşese, manşet olur.
Bir prosedür aksasa, hayat durur.
Ama bazen öyle kararlar alınıyor ki, insan ister istemez "Biz gerçekten havacılık mı yapıyoruz, kişisel gelişim semineri mi düzenliyoruz?" diye soruyor.
Türk Hava Yolları'nın yeni performans sistemi bunun son örneği.
"Biriz."
"Cesuruz."
"Özenliyiz."
"Gelişim Odaklıyız."
İnsanın aklına performans sistemi değil, anaokulu sınıf panosu geliyor.
Kimse bu kavramlara karşı değil.
Elbette birlikte çalışacağız.
Elbette özen göstereceğiz.
Elbette gelişeceğiz.
Sorun başka.
Bunlar nasıl ölçülecek?
Bir kabin memuru "Biriz" notunu kaç puanla alacak?
"Cesuruz" kriterinde tam puan almak için ne yapması gerekiyor?
Türbülansa alkış mı tutsun?
Acil durumda kapıyı açarken şiir mi okusun?
Havacılık slogan işi değildir.
Havacılık checklist işidir.
CRM'dir.
SOP'dir.
Emniyettir.
Standarttır.
Çünkü 37 bin fitte kimsenin motivasyon cümlesine ihtiyacı yoktur.
Doğru karara ihtiyacı vardır.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
"Yolcu bana düşük puan verir mi?"
"Yanlış anlaşılır mıyım?"
"Beni kim değerlendiriyor?"
"Yarın performansım düşerse?"
Bu sorular pilotun da, kabin memurunun da zihninde dolaşmaya başladığı an...
Kaybeden kurum olur.
Çünkü uçuş emniyetinde en büyük düşman, dikkat dağınıklığıdır.
Bir başka soru daha var.
Çalışanı değerlendirenleri kim değerlendirecek?
Performans sistemi olacaksa önce performansın kendisi objektif olacak.
Yoksa performans değil...
Algı yönetimi olur.
***
Gelelim güzel haberlere...
SOCAR ile Pegasus'un Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) iş birliği...
İşte olması gereken tam da bu.
Konferans salonunda üç ağaç resmi koyup "yeşiliz" demek kolay.
Karbon emisyonunu gerçekten azaltacak projeye yatırım yapmak zor.
Pegasus zor olanı seçiyor.
Genç filo...
Operasyonel verimlilik...
Yıllardır artan SAF kullanımı...
Şimdi de Türkiye'de üretim ekosistemi.
Üstelik birileri gibi faturayı yolcunun cebine yazmadan.
İşte sürdürülebilirlik budur.
PR değil...
Proje.
Tebrik etmek gerekiyor.
***
Bir güzel haber de gökyüzünün en sessiz kahramanlarından geldi.
Balonlar...
13 bin uçuş.
308 bin yolcu.
530 balon.
11 ülkeye ihracat.
Kim konuşuyor?
Çok az kişi…
Oysa dünyada balon üretip ihraç eden ülkelerden biri olmuşuz.
Asıl katma değer burada.
Turisti uçuruyorsun.
Sonra balonu da satıyorsun.
Yakında bu sektörün üretiminden ihracatına kadar detaylı bir yazı hazırlayacağım.
Çünkü bu başarı anlatılmayı hak ediyor.
***
Geçen hafta Antalya Lounge'u ziyaret ettim.
Öncelikle...
Yerini bilen biliyor.
Bilmeyen zaten bulamıyor.
Milyonlarca turist geliyor.
Kaçı bu lounge'un varlığından haberdar?
Niye rezervasyon mesajında bilgi yok?
Niye tur operatörlerine ve transfercilere anlatılmıyor?
Niye uygulamada çıkmıyor?
Ayrıca bir teras yapıyorsun kapısı kırık.
Girmek istiyorsun cam tuzla buz…
Kaç gün de bir cam değişir?
Sonra...
İkram meselesi.
Lounge'da gazlı içecek var.
Uçakta yok.
Neden?
Bir yerde uygun...
Bir yerde sakıncalı...
Mantığını bilen varsa anlatsın.
Business Class meselesi ise ayrı.
Geçen hafta tavuk vardı.
Bu hafta yine tavuk.
Herhalde biraz daha devam ederse sadakat programına yumurta puanı eklenecek.

İşin ilginci...
Bu eleştiriden sonra birçok yönetici aradı.
"Kalemine sağlık."
"Biz de aynı şeyi söylüyoruz."
Madem öyle...
O zaman değiştirin millet gıdaklamadan
***
Libya'da düşen uçak...
Şimdilik herkes susuyor.
Ama apron sessizliği bazen fırtına öncesidir.
Bekleyelim.
Kazalar konuşmaz.
Ama konuşanlar konuştuğunda kıyamet kopar.
Ve...
Bir eğitim çınarı daha aramızdan ayrıldı.
FahamettinAkıngüç...
100 yıllık ömre okul sığdırdı.
Üniversite sığdırdı.
Binlerce öğrenci sığdırdı.
Bugün geriye binalardan daha değerli bir miras bıraktı.
Yetiştirdiği insanlar...
Allah rahmet eylesin.
Ailesine, öğrencilerine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
***
Gökyüzünde uçmak zordur.
Ama kurum yönetmek daha zordur.
Çünkü uçakları motor kaldırır.
Kurumları ise güven.
Güven sloganla kurulmaz.
Adaletle kurulur.
Performans puanıyla değil...
Performansın gerçekten ne olduğunu anlayan yöneticilerle kurulur.
Hepinize güzel bir hafta dilerim…
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar