03 Ağustos 2026, Pazartesi
Ali KIDIK
Ali KIDIK [email protected]

ULAN ŞEREF YOKSUNU…

Ben senin neler yaptığını defalarca yazdım. Okuyanlar oldu, anlamamazlıktan geldiler. Sektörü nasıl haraca bağladığını söyledim, duymadılar. Nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlattım, yüzlerini başka tarafa çevirdiler.

Bugün yaşananların yalnızca Cemil Acar’ın eseri olduğunu kimse söylemesin. Cemil Acar’a yol veren, önünü açan, onu bu sektörün başına bela eden Hüseyin Keskin en büyük suçludur.

Cemil Acar…

Bu köşeye kaç defa konuk oldun, artık sayısını ben bile unuttum. Senin ne haltlar ettiğini yaza yaza bitiremedim. Her defasında “Belki utanır, belki ders alır, belki biraz olsun aklını başına toplar” dedim.

Ama sen uslanmadın.

Sen ders almadın.

Sen akıllanmadın.

Çünkü seni durdurması gerekenler sustu, seni denetlemesi gerekenler başını çevirdi, sana hesap sorması gerekenler önüne yol açtı. Sen de bu sessizliği güç, bu korkaklığı dokunulmazlık sandın.

Ekmek yediğin yerdeki insanları satın aldığın, hediyelerle ikna ettiğin gazeteci kılıklı sahtekarlarla beni bir tuttun. Dinsiz, imansız, sen beni ne sandın? Her önüne konulanı alanlardan, her hediyenin karşılığında kalemini satanlardan, üç kuruşluk menfaati uğruna şerefini masaya bırakanlardan mı sandın?

Sana olan kızgınlığım soğumaya başlamıştı. Ta ki sen o ateşi yeniden harlayana, sana karşı duyduğum öfkeyi kendi ellerinle yeniden kabartana kadar…

Devletin makamını, devletin imkanlarını ve sana emanet edilen bilgileri nasıl kullandığın kamuoyuna yansıyan yazışmalarla ortaya saçıldı. Artık yalnızca ben değil, bütün ülke kimlerle, hangi konularda ve nasıl yazıştığını gördü. Okudu. İrkildi. Devletin koltuğunda oturan bir kişinin o makamı ne hale getirebildiğini ibretle izledi.

Cem Küçük denen müptezele neler yazdığını gördük. Üstelik dahası da varmış. Onlara da ulaşmaya çalışıyorum. Anlaşılan o ki TBMM’de konuşulan kimi meselelerin arkasında da sen varsın. Verilen soru önergelerine kadar uzanan o görünmez elin, o üflemelerin ve kulislerin sahibi de senmişsin.

“Abi bugün kabine varmış, Uraloğlu görevden alınır mı?”

“Abi Ayfer Kara’yı söyledin mi?”

“Abi hava trafikçiler çete olmuş.”

Ulan ahlaksız, ulan şeref yoksunu, ulan yalaka, ulan müptezel… Sen nasıl bir ahlaksızsın öyle! Sana devlet makamı mı teslim edildi, yoksa kişisel hesaplarını görmek için bir dedikodu bürosu mu açıldı? Sana bu yetki dedikodu yap, sırları ifşa et, gazetecileri kullanarak operasyon yap  diye mi verildi, insanları hedef göster, gazetecilere malzeme taşı ve Ankara’da operasyon çek diye mi verildi?

Fırıldak, zibidi…

Ankara’dan alınan hediye Zorlu Center’da teslim edilmiş. “Daha büyüğünü alacağım abi” derken 43 numaradan da mı büyüktü? Hapishane duvarları arasında el becerin gelişmiştir. Artık oradan boncuklu bir anahtarlık yapar, vaktiyle “abi” dediklerine hediye edersin.

Bir de kalkmış Hava Trafik Kontrolörleri Derneği’nin beni maaşa bağladığı iftirasını atmışsın. Yalnız beni değil; Güntay Şimşek’i ve Uğur Cebeci’yi de maaşa bağlamışlar öyle mi?

O paraları sana bulduracağım.

Bir gün elbet çıkacaksın. Ben ölmezsem karşıma geçecek, o maaşların belgesini göstereceksin. Gösteremezsen attığın iftirayı herkesin önünde yutacaksın. Oğlum, ben hala 2012 model arabaya biniyorum. Sen ise çıkıp bu insanlara maaş iftirası atıyorsun. Belgesi nerede? Dekontu nerede? Kim verdi, kim aldı? Söyle bakalım! Ben senin gibi sektörü haraca bağlayıp altınları istiflemedim. Cehennem kadar yolun var. Cehenneme kadar seni kovalayacağım.

Senin iftiralarını sana yedireceğim.

Ama bütün suç sende değil. Seni bu sektörün başına bela eden Hüseyin Keskin, yaşananların en büyük sorumlularından biridir. Defalarca uyardım. Yazdım, söyledim, anlattım. Dinlemedi. Seni durdurmak yerine önünü açtı; seni bu sektörün Azrail’i hâline getirdi.

Şimdi çok daha ağır bir şüpheyi açıkça dile getiriyorum: Bu kadar mal varlığının ve stoklandığın altının tek başına edinildiğine artık inanmıyorum. Hüseyin Keskin’in bütün bunlardan habersiz olduğuna da inanmıyorum. Bu nedenle aranızda nasıl bir ilişki bulunduğu, hangi işlemlerin kimlerin bilgisi ve onayıyla yapıldığı bütün yönleriyle araştırılmalıdır.

Hüseyin Keskin, çık ve açıkla!

Cemil Acar’ın yaptıklarından ne zaman haberdar oldun? Hangi işlemlerine izin verdin? Hangi iddialar sana ulaştı? Hangi uyarıları aldın? Neden harekete geçmedin? Hangi belgeleri gördün? Neleri biliyordun? Bugüne kadar neden sustun?

Bir kez daha söylüyorum: Erdinç Kahraman da bu işleri görüyordu, biliyordu. Ancak “Teftiş Kurulu Başkanlığım gider” korkusuyla sesini çıkarmıyordu. Teftişin başındaki kişi gördüğüne gözünü kapatırsa, denetlemesi gerekenlerden korkarsa, o makamın ne anlamı kalır? Susmak bazen yalnızca korkaklık değildir; yaşananların devam etmesine imkân vermektir.

Ayfer Kara’dan da özür diliyorum.

Fatih Altaylı yazınca gaflete düştük. “Altaylı gibi bir adam yalan yanlış yazmaz” diye düşündük. Meğer Fatih Altaylı da senin kurduğun tuzağa düşmüş. İnsanları birbirine kırdırmış, gazetecileri yönlendirmiş, devletin kurumlarını kişisel hesaplarının malzemesi haline getirmişsin.

Hüseyin Keskin…

Sen bu günahın ortağısın.

Sen bu alçaklığın sebebisin.

Sen DHMİ’ye karşı işlendiği ileri sürülen bütün bu işlerin ve havacılık sektörüne çektirilen zulmün hesabını vermesi gereken kişilerin başındasın. Çünkü Cemil Acar gökten inmedi. Onu o makamlara getirenler, yetkilendirenler, koruyanlar ve hakkında yapılan uyarılara rağmen görevde tutanlar vardı.

Hangi köşedesin?

Hangi deliktesin?

Hangi perdenin arkasına gizlendin?

Neden tek kelime etmiyorsun? Neden kamuoyunun karşısına çıkmıyorsun? Neden “Benim dönemimde bunlar nasıl yaşandı?” diye hesap vermiyorsun?

Çık ortaya!

Bu millete, DHMİ çalışanlarına ve bütün havacılık sektörüne açıklama borçlusun. Bildiklerini anlat. Gördüğün belgeleri teslim et. Kimlerin bu düzenin içinde olduğunu açıkla. Git herhangi bir Cumhuriyet savcısının karşısına, bildiklerini ve duyduklarını eksiksiz biçimde anlat.

Belki hukuken kendini kurtaramazsın ama en azından vicdanının karşısında kaçmayı bırakırsın. Belki Allah’a karşı biraz olsun huzura kavuşursun.

Çünkü bundan sonra susmak, yalnızca korkmak değildir.

Bundan sonra susmak, bütün bu rezaletin altında kalmaktır.

ULAN ŞEREF YOKSUNU…

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000