Türkiye’de sivil havacılığı düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde yaptırım uygulayan kurumun adı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü. Yani burası bir şirket değil, bir kamu otoritesi.
Görevi havayollarını korumak ya da idare etmek değil; kamu adına denetlemek, kuralları uygulamak ve uçuş emniyetini sağlamak. Havacılıkta tolerans yoktur. Yapılan hata masa başında kalmaz, gökyüzünde sonuç doğurur.
Bu yüzden bu kurumda görev alan her yöneticinin tartışmasız bir uzmanlığa, teknik yeterliliğe ve liyakate sahip olması gerekir. Çünkü burası “idare eder” denilecek bir alan değildir.
Ancak bugün ortaya çıkan tablo maalesef bu ciddiyetle örtüşmüyor. Strateji Daire Başkanlığı gibi veri analizi, planlama, risk hesaplama ve gelecek projeksiyonu üretmesi gereken son derece teknik bir koltuğa branşı din kültürü öğretmenliği olan Osman Nuri Kalyoncu atanıyor. Burada mesele kimsenin kişisel geçmişi ya da inancı değil. Mesele görev ile uzmanlık arasındaki uyumdur. Strateji dediğiniz yer istatistik bilir, bütçe yönetir, performans ölçer, senaryo üretir. Yani teknik akıl ister. Bu koltuk pedagojik değil, analitik bir koltuktur. Dolayısıyla kamuoyu da doğal olarak şunu soruyor: Bu atama hangi mesleki birikime, hangi sektörel tecrübeye, hangi liyakat kriterine dayanıyor?
Fakat asıl dikkat çekici olan yalnızca bu atama değil. Daha temel bir problem var: kurumun şeffaflık anlayışı. SHGM’nin resmi sitesine giriyorsunuz; Genel Müdür Kemal Yüksek’in detaylı özgeçmişi açıkça yayınlanmış. Eğitim bilgisi var, akademik geçmişi var, kariyer basamakları tek tek yazılmış. Yani olması gereken yapılmış. Peki aynı şeffaflık neden diğer yöneticiler için geçerli değil?
Oğuz Aldemir’e bakıyorsunuz; sadece bir fotoğraf ve isim. Feyzullah Çınar’da da aynı. Berna Kılınçoğlu Özkan’da da. Ne mezun oldukları belli, ne hangi alanda uzmanlaştıkları, ne hangi tecrübeyle o koltukta oturdukları. Kamu adına yetki kullanan insanların özgeçmişleri adeta görünmez hâle getirilmiş.
Burada artık “eksik bilgi” denilemez. Bu bir teknik hata da değildir. Bu açıkça bir tercihtir. Çünkü kamuda CV saklanmaz, yayınlanır. Liyakat gizlenecek bir şey değildir; tam tersine gösterilecek bir referanstır. Eğer ortada güçlü bir birikim varsa kurum bunu vitrine koyar. Ama saklanıyorsa, kamu da doğal olarak sorar: Neyi gizliyorsunuz? Neden yalnızca bir kişinin geçmişi görünürken diğerleri karanlıkta bırakılıyor?
Kamuda temel ilke basittir: Şeffaflık güven üretir, gizlilik şüphe üretir. Siz hem teknik bir kuruma uzmanlık dışı atamalar yapar hem de yöneticilerin geçmişini kamuoyundan saklarsanız, insanlar da ister istemez “liyakat nerede?” diye sorar. Bu soru bir polemik değil, bir güvenlik meselesidir. Çünkü sivil havacılık güvene dayanır. Güvenin olmadığı yerde ise emniyet konuşulamaz.
Havacılık torpille yönetilecek bir alan değildir. Strateji referansla değil bilgiyle yapılır. Bu kurum bir sosyal deney alanı hiç değildir. Burada yapılan her tercih milyonlarca yolcunun can ve mal güvenliğiyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla mesele kişisel değil, kamusaldır. Eleştiri de tam olarak bu yüzden yapılır.
Çünkü gerçek çok basittir: Gökyüzü hatayı affetmez. Liyakatsizliği ise hiç affetmez.
Şu bilinsin;
*Şeffaflık yoksa güven yoktur. Güven yoksa emniyet olmaz.
*Liyakat saklanıyorsa sorun büyüktür.
*Kamuda gizlenen her bilgi, risktir.
Ve gelelim Ahmet Bolat’ın Prim ve Temettü Sözüne…
Ahmet Bey, bu haftayı da boş geçirdin. Ne yedin ne için merak etmiyoruz. Verdiğin sözün arkasında duracak mısınız tek merakımız bu! Temettü var mı prim var mı?
Her hafta onlarca, yüzlerce mail, mesaj alıyorum. Yazıma ve YouTube programımıza gelen yorumları da biri sana okusun ya da söylesin. Ha gizli gizli kendin okuyorsan içine sindiriyor musun merak ediyorum.
Hadi sen dağıt şu temettü ve primleri söz seni alkışlayacağım.
Şuraya bir dipnot bırakayım.
Sabiha Gökçen Havalimanını biliyorsunuz değil mi? Normal şartlarda Savunma Sanayi Başkanlığına bağlı HEAŞ tarafından yönetiliyor. İşletmesi de Malezyalılara ait.
HEAŞ’ın başında Faruk Kacır var. Faruk Kacır bu sektöre iktidarın kazandırdığı en iyi yöneticilerden birisi. Uzaktan takip ediyorum. Ne Kemal Yüksek’e benziyor ne de bir başkasına. DHMİ’nin başındaki Enes Çakmak ile aynı. İkisi de başarılı olmanın gayretindeler.
Mesela Faruk Kacır, her türlü bilgiyi kamuoyu ile paylaşıyor. Bu arada Kerem Maybek ile iyi bir ikili olduklarını düşünüyorum.
Bizim ülke olarak böyle yöneticilere ihtiyacımız var. Yalakalara değil. Bir başka deyişle kraldan çok kralcı olanlara değil.
Yorumlar