Bayram öncesi Ahmet Bolat’a bir mektup yazdım. Bu mektubu yazarken kendimi apronun, hangarın ve kabinin içine koydum; çalışanların ne hissettiğini empatiyle anlamaya çalıştım. Umarım Ahmet Bolat da hisseder.
Sayın Ahmet Bolat,
Türk Hava Yolları gibi dünyanın en büyük havayollarından birinin yönetim koltuğunda oturmak elbette kolay değil. Filoyu büyütmek, yeni hatlar açmak, küresel rekabetin ortasında şirketi ayakta tutmak ciddi bir yönetim becerisi ister. Bu gerçekleri inkâr etmek haksızlık olur. Ancak bir havayolunu sadece uçak sayısı, yolcu sayısı veya ciro büyüklüğü ile yönetemezsiniz. O şirketi asıl ayakta tutan, o uçakları uçuran, gece gündüz çalışan insanlardır.
Bugün Türk Hava Yolları’nın koridorlarında dolaşan en büyük sorun ne filo planı, ne yeni hat açılışı ne de uçak finansmanı. En büyük sorun motivasyon eksikliği. Ve bu motivasyon eksikliğinin sebebi de ne yazık ki yönetim ile çalışanlar arasında giderek büyüyen mesafe.
Uzun süredir çalışanların en çok konuştuğu konu çok basit: “Biz bu şirketin gerçekten bir parçası mıyız, yoksa sadece rakamlardan ibaret miyiz?”
Şirket büyüyor, rakamlar büyüyor, uçak sayısı artıyor. Ama aynı hızla büyüyen bir şey daha var: çalışanların kırgınlığı.
Sayın Bolat,
Yönetim odalarında hazırlanan sunumlarda her şey çok güzel görünebilir. Grafikler yükselir, tablolar yeşile döner, başarı hikâyeleri anlatılır. Fakat hangarların içinde, kokpitlerde, kabin ekiplerinin dinlenme odalarında, yer hizmetlerinin apronunda konuşulan hikâye biraz farklı.
Orada konuşulan şey büyüme değil; adalet.
Orada konuşulan şey strateji değil; değer görmek.
Orada konuşulan şey rakamlar değil; emek.
Çalışanlar artık şu soruyu yüksek sesle soruyor:
“Türk Hava Yolları büyürken biz neden küçülüyoruz?”
Bu soru basit bir memnuniyetsizlik değil. Bu soru, kurumsal kültürün alarm zilleridir.
Türk Hava Yolları yıllarca çalışanlarıyla gurur duyan bir şirketti. “TK Aile” söylemi sadece bir slogan değildi. İnsanlar gerçekten kendilerini o ailenin bir parçası gibi hissederdi. Bugün ise birçok çalışan için o söz sadece duvarlarda kalan bir ifade haline gelmiş durumda.
Sayın Bolat,
Bir şirketin en büyük sermayesi uçakları değildir. En büyük sermayesi insanıdır.
Uçak satın almak kolaydır.
Ama güven satın alamazsınız.
Yeni hat açabilirsiniz.
Ama motivasyon açığını kapatamazsınız.
Rakamlarla büyüyebilirsiniz.
Ama gönüller küçülüyorsa o büyümenin bir anlamı kalmaz.
Bu yüzden size bir önerim var Sayın Bolat.
Etrafınızdaki şakşakçıları değil çalışanları dinleyin.
Yalakaları değil samimi önerileri dinleyin.
Gerçekleri görmek istiyorsanız bir gün tebdili kıyafet aprona gidin.
Bir teknisyenin yanına gidin.
Bir kabin memurunun sohbetine kulak verin.
Bir kokpit ekibinin kendi arasındaki konuşmalarını dinleyin.
Hatta görünmez olun.
O zaman size anlatılmayan, raporlara girmeyen gerçekleri duyarsınız.
Ama bunun da bir şartı var Sayın Bolat:O konuşan insanların ekmeğiyle oynamayacaksınız.
Çünkü insanlar gerçekleri ancak korkmadıkları zaman söyler.
Bir de şu dağıttığınız alışveriş kartları meselesi var ya!
Belki iyi niyetle dağıtıldı. Gerçi ben ona da ihtimal vermiyorum ama sahadaki gerçek çok farklı.
Birçok çalışan o kartları nakde çevirebilmek için ederinden çok daha düşük fiyatlara satılığa çıkardı.
Siz belki o kartlarla büyük marketlerin kasasına milyonlar akıttınız.
Ama o emektar çalışanlar cebine ne koydu?
Birkaç bulgur tanesi!
Bugün birçok çalışan kendi arasında şu soruyu soruyor:
“Bu bayramı nasıl geçireceğiz?”
İşte bu soru aslında her şeyi anlatıyor.
Türk Hava Yolları bugün dünyanın en hızlı büyüyen havayollarından biri olabilir. Ancak çalışanların kalbinde aynı hızla büyüyemeyen bir yönetim anlayışı varsa, o başarı hikâyesi bir noktadan sonra sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Bu yüzden belki de yapılması gereken şey çok basit:
Bir gün toplantı odalarından çıkıp hangara gidin.
Bir gün sunumları kapatıp kabin ekiplerini dinleyin.
Bir gün raporları bırakıp apron çalışanlarının gözlerine bakın.
Orada size anlatılacak hikâyeler, yönetim raporlarında yazmıyor olabilir. Ama bir havayolunun gerçek nabzı tam da orada atar.
Sayın Bolat,
Bu mektup bir eleştiri olduğu kadar bir hatırlatmadır. Çünkü Türk Hava Yolları sadece bir şirket değil, aynı zamanda bir kurumsal mirastır.
Ve o mirasın en önemli parçası da o şirketin insanlarıdır.
Uçaklar havalanır, filolar büyür, hatlar açılır.
Ama bir gün çalışanların kalbi bu şirketten koparsa, işte o zaman hiçbir büyüme hikâyesi gerçeği değiştiremez.
Saygılarımla.
Yorumlar