Bir kurum düşünün…
Uluslararası bir marka, büyük bir organizasyon, “kalite” ve “insan kaynağı” vurgusunu dilinden düşürmeyen bir yapı. Ama iş çalışanına gelince, yılların emeğini birkaç iddia ile tartışmaya açabiliyor. İşte Turkish DO & CO içinden gelen bir dosya, tam olarak bunu sorgulatıyor.
Sekiz yıl…
Kolay mı? Değil.
Bir insanın hayatından sekiz yıl demek; vardiya demek, bayram demek, gece demek, sabır demek. Peki karşılığı ne oluyor? Mesajla istenen bir savunma… Ve yine mesajla bildirilen bir fesih.
Soruyorum:
Bu mudur kurumsallık?
İddialar ağır…
Küfür, uygunsuz davranış, çalışma arkadaşına rahatsızlık… Bunlar öyle hafife alınacak başlıklar değil. Ama bu kadar ağır ithamların karşılığında somut, tartışmasız, güçlü bir delil olmadan verilen kararlar neyi ifade eder?
Daha çarpıcı olan şu:
“Süreklilik arz ediyor” deniyor.
Peki sekiz yıl boyunca neredeydiniz?
Eğer bu davranışlar gerçekten süreklilik arz ediyorsa, bugüne kadar neden hiçbir kayıt yok? Neden hiçbir disiplin işlemi yok?
Bir başka soru:Bu süreç neden mesajla yürütülüyor?
Savunma mesajla…Fesih mesajla…
Bu kadar ciddi bir karar, bir insanın hayatını doğrudan etkileyecek bir süreç, bu kadar “kolay” mı yönetiliyor? Bu kadar mı sıradan?
Şimdi daha sert bir yerden soralım:Eğer birkaç sözlü iddia ile bir çalışanı karalamak ve işinden etmek bu kadar kolaysa, o zaman yarın bir yolcunun ortaya atacağı bir iddia ile neler olur?
Elbette kimse böyle bir şeyin gerçek olmasını istemez.
Ama mesele tam da bu:İddia ile gerçek arasındaki çizgi bu kadar incelirse, güven duygusu da aynı hızla erir.
Kurumsallık dediğimiz şey;İddiaları ciddiye almak kadar, o iddiaları sağlam delillerle tartmak demektir.
Ve en kritik nokta; bu ülkede insanlar geçim derdindeyken, hayat pahalılığı ortadayken, bir çalışanın ekmeği bu kadar hızlı ve bu kadar tartışmalı şekilde kesilebilir mi?
Bugün bir kişi…Yarın başka biri…
Eğer kurumlar, “iddia var, o halde fesih var” kolaycılığına girerse, o zaman kim kendini güvende hissedecek?
Kurumsallık; sadece büyük olmak değildir.Sadece marka olmak değildir.Kurumsallık, adaletli olmaktır.
Ve bugün bu dosya bize şunu düşündürüyor; bu bir disiplin kararı mı, yoksa emeğin göz göre göre değersizleştirilmesi mi?
Şimdi size en can alıcı soruyu soruyorum;
Siz Turkish DO & CO olarak yemekler hazırlıyor, uçaklara yüklüyor ve yolculara servis edilmesini sağlıyorsunuz. Peki ya bir yolcu, sizin hazırladığınız yemeğin içine kendi getirdiği bir böceği koysa ve ardından sizi karalamaya yönelik bir iddiada bulunsa?
Ne yapacaksınız?Bunun size ait olmadığını nasıl ispat edeceksiniz?
Daha da önemlisi; sadece bir iddiaya bakarak mı karar vereceksiniz, yoksa somut delil mi arayacaksınız?
İşte tam da mesele bu.
Bugün bir çalışana yöneltilen iddialar karşısında hangi kriterler esas alındı?
Hangi somut veri, hangi kayıt, hangi net delil bu kadar ağır bir kararı haklı kıldı?
Yoksa mesele sadece “iddia var” noktasında mı kaldı?
Eğer öyleyse, o zaman şu soruyu sormak kaçınılmazdır. Bir yolcunun iddiasını sorgulayan bir sistem, neden bir çalışanın hayatını etkileyen iddiaları aynı titizlikle sorgulamaz?
İddia ile hüküm arasındaki çizgi bu kadar incelirse,yarın herkes için her şey mümkün hale gelir.
Yorumlar