Bir yolcu uçağı havalandığında, yolcuların büyük bölümü güvenliklerini uçağın teknolojisine emanet ettiklerini düşünür. Oysa havacılık emniyetini ayakta tutan en önemli unsur, kokpitteki iki pilotun birbirleriyle kurduğu iletişimdir. Bugün modern havacılığın temel taşlarından biri kabul edilen Ekip Kaynak Yönetimi - (Crew Resource Management - CRM), aslında teknik bir eğitimden çok bir kültürdür. Ve bu kültür, yüzlerce insanın hayatına mal olan acı derslerin sonucunda doğmuştur.
1977 yılında Tenerife'de yaşanan ve 583 kişinin hayatını kaybettiği kaza, sivil havacılık tarihinin en büyük felaketi olarak kayıtlara geçti. Yoğun sis, yanlış telsiz ifadeleri ve operasyonel karmaşa kadar dikkat çeken bir başka unsur daha vardı: Kokpitte kimse, kaptanın kararını yeterince güçlü biçimde sorgulayamamıştı. O dönem birçok havayolunda "kaptan her zaman haklıdır" anlayışı hâkimdi. Oysa emniyet, sorgulanamayan otoriteyle değil; doğru zamanda dile getirilen farklı görüşlerle sağlanabilirdi.
Bu kazanın ardından NASA'nın öncülüğünde başlatılan çalışmalar, kazaların önemli bölümünün teknik arızalardan değil, insan faktöründen kaynaklandığını ortaya koydu. İletişim eksikliği, görev paylaşımındaki yetersizlik, durumsal farkındalığın kaybedilmesi ve karar verme hataları yeni emniyet anlayışının merkezine yerleşti. Böylece CRM doğdu.
Ancak CRM'in önemini anlatan tek örnek Tenerife değildir. 1978'de United Airlines 173 seferi, iniş takımı problemine odaklanırken yakıtını tüketti. Kokpitte yakıtın kritik seviyeye düştüğünü fark eden ekip üyeleri vardı; fakat uyarılar karar mekanizmasını değiştirecek kadar etkili olamadı. 1997'de Korean Air'in Guam kazasında ise şirket kültürü nedeniyle yardımcı pilot, kaptanın hatasını açıkça dile getiremedi. Sonuç, 229 can kaybı oldu.
Buna karşılık 2009 yılında Hudson Nehri'ne başarıyla indirilen US Airways'in 1549 sefer sayılı uçuşu, CRM'in en başarılı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. İki motorunu da kaybeden Airbus A320'de Kaptan Chesley Sullenberger ile yardımcı pilot Jeffrey Skiles arasında kusursuz bir görev paylaşımı vardı. Panik yerine disiplin, ego yerine ekip çalışması hakimdi. O gün kurtarılan 155 kişinin hayatı, yalnızca pilotluk becerisiyle değil, etkili CRM uygulamasıyla da mümkün oldu.
Bugün CRM yalnızca pilotların aldığı bir eğitim değildir. Kabin ekiplerinden hava trafik kontrolörlerine, teknisyenlerden yer hizmetleri personeline kadar emniyet zincirinin her halkasını kapsayan bir yönetim anlayışına dönüşmüştür. Çünkü modern havacılık, güvenliğin tek bir kişinin omuzlarında değil, tüm ekibin ortak sorumluluğunda olduğunu kabul etmektedir.
Türk sivil havacılığı her geçen yıl büyüyor. Filolar genişliyor, havalimanları yoğunlaşıyor, operasyonlar daha karmaşık hâle geliyor. Böyle bir ortamda gerçek yatırım yalnızca yeni uçaklara değil, güçlü bir emniyet kültürüne yapılmalıdır. Bir yardımcı pilotun gerektiğinde "Katılmıyorum kaptan" diyebilmesi, bir teknisyenin baskıya rağmen "Bu uçak uçmamalı" diyebilmesi veya bir kabin amirinin güvenlik kaygısını çekinmeden dile getirebilmesi, CRM'in hayata geçtiğinin en önemli göstergesidir.
Çünkü havacılık tarihi bize aynı gerçeği defalarca hatırlatıyor: Kokpitte kullanılan en değerli ekipman ne radar, ne otopilot ne de uçuş bilgisayarıdır. En değerli ekipman; birbirini dinleyen, gerektiğinde itiraz eden ve ortak akılla karar verebilen insanlardır. Emniyetin başladığı yer de tam olarak burasıdır.
Yorumlar