31 Ağustos 2026, Pazartesi
Mehmet GENÇ
Mehmet GENÇ [email protected]

KOKPİT İLE ŞİŞE ARASINDA SEKİZ SAAT YETERLİ Mİ?

8 Mart 1990 sabahı ABD’nin Fargo kentinden Minneapolis’e giden Northwest Airlines’ın 650 sefer sayılı Boeing 727’sinde 91 yolcu vardı.
 
Uçuş yaklaşık 40 dakika sürdü.
 
Uçak sorunsuz indi.
 
Ama kapıda pilotları polis bekliyordu.
 
Kaptan, ikinci pilot ve uçuş mühendisi bir gece önce birlikte içki içmişti. Yapılan testlerde üçünün de alkol seviyesinin FAA’nın pilotlar için belirlediği sınırın üzerinde olduğu ortaya çıktı. Kaptanın, inişten yaklaşık iki saat sonra yapılan testte kanındaki alkol oranı yüzde 0,13’tü.
 
Üç kişi işten çıkarıldı, lisansları iptal edildi ve daha sonra federal mahkemede alkollü uçmaktan suçlu bulundu.
 
Uçuşun sorunsuz tamamlanması ise belki de hikâyenin en ürkütücü tarafıydı.
 
Çünkü mesele uçağı normal şartlarda uçurabilmek değildi.
 
Asıl soru şuydu:
 
O 40 dakika içinde motor arızalansaydı ne olacaktı?
 
Havacılıkta emniyet, her şey yolunda giderken gösterilen performansla değil, işler ters gittiğinde verilen doğru kararlarla ölçülür.
 
Aradan yıllar geçti.
 
2018’de bu kez Londra Heathrow’da Japan Airlines’ın Tokyo uçuşunda görev yapacak bir yardımcı pilot (first officer), kalkıştan yalnızca 50 dakika önce yakalandı. Kanındaki alkol miktarı pilotlar için İngiltere’de izin verilen sınırın yaklaşık dokuz katıydı.
 
Pilot kokpite ulaşamadan durduruldu ve daha sonra hapis cezası aldı.
 
2016’da Detroit’te American Airlines’ın Philadelphia uçuşunda görev yapacak bir ikinci pilot güvenlik kontrolündeki davranışları üzerine teste alındı. Ölçüm yaklaşık yüzde 0,081 çıktı. ABD’de pilotlar için sınır yüzde 0,04’tü. Uçuş iptal edildi.
 
Benzer olayların bugün tamamen ortadan kalktığını düşünmek de yanlış.
 
23 Aralık 2025’te Vancouver’dan Delhi’ye uçmaya hazırlanan bir Air India pilotu, Kanada polisi tarafından yapılan iki alkol testinin ardından uçuş görevinden çıkarıldı. Uçağa başka pilot görevlendirildi.
 
Yani sorun geçmişte kalmadı.
 
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
 
Dünyada her gün on binlerce ticari uçuş gerçekleştiriliyor. Alkollü pilot vakaları sektörün geneline bakıldığında istisnai olaylar. Üstelik yukarıdaki örneklerin önemli bölümü uçağın kalkmasından önce güvenlik sistemleri sayesinde yakalandı.
 
Bu da bize aslında havacılığın temel mantığını gösteriyor:
 
İnsana güvenilir, ama sistem yalnızca güven üzerine kurulmaz.
 
ABD Federal Havacılık İdaresi’nin meşhur kuralı “8 hours bottle to throttle” yani şişeden kumandaya en az sekiz saattir. Ayrıca pilotun kan veya nefesindeki alkol konsantrasyonunun yüzde 0,04’ün altında olması gerekir.
 
FAA kendi emniyet yayınlarında daha ihtiyatlı davranarak, özellikle ciddi alkol tüketiminin ardından 24 saat beklenmesini tavsiye ediyor.
 
Avrupa’da EASA'nın yaklaşımı daha sıkı. Görev başlangıcında kan alkol seviyesinin binde 0,2’yi aşmaması ve görevden önceki sekiz saat içinde alkol tüketilmemesi öngörülüyor. Avrupa ülkelerinde uçuş ve kabin ekiplerine ramp kontrolleri kapsamında alkol testi de yapılabiliyor.
 
Çünkü sorun yalnızca kandaki alkol değildir.
 
Akşam içilen alkol sabah sıfırlanmış olsa bile uykusuzluk, susuzluk, baş ağrısı, dikkat azalması ve “hangover” etkileri kokpite taşınabilir.
 
Bir pilotun önünde yüzlerce gösterge vardır.
 
Ama bazen en önemli gösterge hiçbir ekranda görünmez:
 
Muhakeme yeteneği... Havacılık yüz yılı aşkın sürede çok şey öğrendi. Uçakları daha güvenli yaptı. Motorları daha güvenilir yaptı. Kokpitleri bilgisayarlarla donattı. Fakat hâlâ sistemin merkezinde insan var. Bu nedenle mesele “Bir pilot neden içki içti?” sorusundan daha büyüktür.
 
Asıl sorulması gereken şudur:
 
O pilotun kokpite ulaşmasını engelleyecek sistem ne kadar güçlü?
 
Çünkü havacılıkta bir insan hata yapabilir. Emniyet kültürünün görevi ise o hatanın yüzlerce insanla birlikte havalanmasına izin vermemektir.

EMNİYETLİ UÇUŞLAR DİLERİM
KOKPİT İLE ŞİŞE ARASINDA SEKİZ SAAT YETERLİ Mİ?

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000