THY, TGS, TSS başta olmak üzere çalışanlar hüsrana uğramış gibi hissediyor kendilerini. Mesajların ardı arkası kesilmiyor. Bu mesajların özü “Senden başka çalışanların hakkını savunan yok” İşte bu söz benim omuzlarıma çok daha fazla yük bindiriyor. O yüzden bu yazımı mutlaka oku Ahmet Bolat. Çünkü verdiğin sözleri sana hatırlatıyorum.
Türk Hava Yolları’nın yüzde yüz iştiraki olan TSS, kuruluşundan bu yana “kurumsallaşma” başlığı altında anlatılıyor. Ancak sahada çalışanların anlattıkları, bu kelimenin içinin nasıl doldurulduğuna dair ciddi soru işaretleri barındırıyor. Kurumsallaşma mı yaşanıyor, yoksa maliyetin sistematik biçimde çalışanın sırtına yüklendiği yeni bir düzen mi inşa ediliyor?
TSS’de özellikle cargo birimlerinde dile getirilen tablo net. İş kazalarının maliyeti çalışana yansıtılıyor. İmzalar bir güvence aracı değil, bir baskı mekanizması olarak kullanılıyor. “İmzalamazsan fesih” cümlesi, kulaktan kulağa dolaşan bir söylenti değil; çalışanların günlük gerçekliği hâline gelmiş durumda. Bu nasıl bir kurumsallık anlayışıdır? Bu, hangi iş güvenliği kültürüyle bağdaşır?
Ücret politikaları ayrı bir sorun alanı. Yeni alınan personele verilen vaatler ile maaş günü karşılaşılan tablo arasındaki fark, artık münferit bir hata olarak açıklanamayacak noktaya gelmiş durumda. Eski personel geçici düzenlemelerle oyalanırken, yeni personel düşük ücretlerle sisteme dahil ediliyor. Bu bir istisna değil, anlatılanlara göre süreklilik kazanan bir yöntem. İnsanlar çalışıyor, susuyor, çünkü evine ekmek götürmek zorunda. Borçları var. Sorumlulukları var. Bu suskunluk bir memnuniyet değil, zorunluluktur.
Cargo personeli günde kaç ton yükün altına girdiğini bilmiyor. Bildiği tek şey, hız baskısı, fiziksel yıpranma ve yarının belirsizliği. Bel ve boyun rahatsızlıkları, meslek hastalıkları artık bireysel sorun değil; yapısal bir sonuç hâline gelmiş durumda. Buna rağmen sahada hâkim olan şey öfke değil, korku. Çünkü konuşmanın bedeli olduğuna dair güçlü bir kanaat var.
Pandemi dönemini hatırlamak gerekiyor. Uçakların yerde olduğu, terminallerin boşaldığı, herkesin evine kapandığı günlerde bu insanlar çalıştı. Risk aldı. Sistemi ayakta tuttu. Bugün gelinen noktada ise aynı insanlar, değersizleştirildiklerini, yalnız bırakıldıklarını ve görmezden gelindiklerini düşünüyor. TSS’de biriken bu tablo, artık “iç mesele” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağırdır.
Çünkü TSS, THY’den bağımsız bir yapı değildir. Burada yaşananlar, ana şirketin yönetim anlayışından ayrı düşünülemez. Sahada biriken huzursuzluk, ister istemez üst yönetime, verilen sözlere ve çizilen vizyona bağlanmaktadır.
Geçtiğimiz Eylül ayında, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat, TKFEST sahnesinde çok net cümleler kurdu. Hem prim verileceğini söyledi hem de temettü dağıtılacağını söyledi. Bu sözler kapalı kapılar ardında fısıldanmadı. Binlerce çalışanın, sektör temsilcisinin ve kameraların önünde dile getirildi. İnsanlar bu sözlere güvendi. Hayatını buna göre planladı. Kimi daha fazla borçlandı, kimi evine dair hesap yaptı, kimi çocuğunun geleceğine göre adım attı.
Aradan aylar geçti. Ortada ne prim var ne temettü. Bu noktadan sonra meseleyi ekonomik koşullar, piyasa dalgalanmaları ya da takvim hesaplarıyla açıklamak mümkün değildir. Çünkü konu para olmaktan çıkmıştır. Konu güvendir. Kamuoyuna açık şekilde verilen sözler, beklenti yaratır. O beklenti karşılıksız kaldığında, geriye hayal kırıklığı ve sessizlik kalır.
TSS’de sahada biriken huzursuzluk ile TKFEST’te kurulan cümleler arasında doğrudan bir bağ vardır. Çalışanlar artık şunu soruyor: Eğer bu sözler ciddi bir iradeyle söylendiyse, neden karşılığı sahada yok? Eğer yoksa, insanlar neden beklentiye sokuldu, neden hayatlarını buna göre planladı?
Kimse ayrıcalık istemiyor. Ne eksik, ne fazla. İstenen şey çok basit: Verilen sözlerin arkasında durulması ve emeğin yok sayılmaması. Baskıyla sağlanan sessizlik ne verim getirir ne de sürdürülebilir başarı üretir. Bu yapı güçlenecekse, bunu emeği susturarak değil, emeği sahiplenerek yapmak zorundadır.
Ve şimdi soruyu açık ve net sormak gerekiyor:
Binlerce çalışanın hayat planlarını, borçlarını ve umutlarını etkileyen bu sözler verildiyse, bunun sorumluluğu kime aittir ve Ahmet Bolat, verdiğin sözde duracak mısın?
Yorumlar Tüm Yorumlar (15)