26 Ocak 2026, Pazartesi
Çetin ÖZBEY
Çetin ÖZBEY [email protected]

ATAMIZIN EN GÜZEL GÖRSELİ DOĞAL HALİ İLE ALINMIŞ RESMİDİR.



Ulu önderimiz Atatürk'ümüzün çok miktarda resmi arşivlerde mevcut olmasına rağmen çeşitli mecralarda yapay zekaya yaptırılan görsellerinin yayımlandığını görmekteyiz.

Ata’mızın fiziki olarak bu resimlerde yapılan tür rötuşlara ihtiyacının olduğunu hiç zannetmiyorum.

Manken görüntüsü ile ve ülkemizde hiç kullanılmamış olan göğsü nişan ve madalya dolu yabancı üniformalarla şekillendirilen bu ve benzeri resimleri görmek bizler için üzücüdür. Tarihsel değeri olan Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kişilik söz konusuysa: yapılanın saygısızlık olduğunu ifade etmek isterim. “

Evet, bir fotoğrafı “iyileştirmek” ile onu “yeniden yapmak” arasında çok net bir çizgi vardır. İlkinde, var olan gerçek korunur; ikincisinde ise gerçeklik yerini hayali bir tasvire bırakır. Yapay zekâyla üretilmiş, manken estetiğine yakın, başka kültürlerin üniformalarını andıran, yüz hatları idealize edilmiş görseller bu ikinci kategoriye giriyor.

ŞAYET BİR ÜLKENİN ÖNDERİ VE TARİHE MÂL OLMUŞ BİR KİŞİLİK SÖZ KONUSUYSA:

  • Yüz ifadesi, bakış, mimik gibi unsurlar “aslına sadakatle” mutlak korunmalıdır.
  • Üniforma, nişan, duruş gibi detaylar tarihsel gerçeklikle uyumlu olmalıdır.
  • Amaç, “daha yakışıklı” ya da “daha havalı” bir imge üretmek değil; zaten var olan hakikati saygıyla taşımak olmalıdır.

Asıl mesele, bunun yapılabilir olup olmamasından çok, yapılırken hangi niyetin ve hangi hassasiyetin taşındığıdır. Çünkü bazı yüzler yalnızca bir insana değil, bir milletin hafızasına aittir. Bu hafıza, rötuş isteyebilir; asla yeniden tasarım değil.

Bir fotoğrafın “daha iyi görünmesi” ile “başka bir şeye dönüştürülmesi” arasındaki sınırı ve farkı sezmek, her şeyden önce saygıyla ilgilidir.

Atatürk söz konusu olduğunda bu sınır daha da anlam kazanır. O’nun yüzü, bakışı, duruşu zaten yeterince güçlüdür. Onu “güzelleştirmeye” çalışmak, farkında olmadan gerçeğin önüne geçmek anlamına gelir.

Bir sahne kurgulanacaksa –örneğin Atatürk’ün bir küçük çocuğa sarılması gibi– yapılması gereken şey, Atatürk’ün yüzünü “yeniden üretmek” değil; mevcut, gerçek fotoğraflarındaki yüz ifadesini, kemik yapısını, bakışını ve yaşını olduğu gibi koruyarak yalnızca sahnenin bağlamını inşa etmektir.

Yani amaç, bir hayal üretmek değil; gerçeğe yakışır bir bağlam kurmaktır. Bu yaklaşımda, saygı bozulmaz; yüz değiştirilmesi gereken bir ikon gibi değil, yaşayan bir insanın hatırası gibi ele alınır.
Evet, yapay zekâ, hakikatin yerine geçmek için değil; hakikate zarar vermeden bir anlatım kurmak için kullanılabilir. Bu sınırın hassasiyetle gözetilmesi şarttır

ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE YAPAY ZEKÂ İLE BİRLİKTE ÇALIŞILACAĞI ARTIK ORTADA.

Yapay zekâdan herhangi bir konuda destek isteyecekler unutmamalıdırlar ki Teknoloji ne kadar güçlü olursa olsun, ona yön veren ölçü insanlardır / İnsanlar olmalıdırBu hususu yapay zekâ ile birlikte yapılacak olan konusu ne olursa olsun tüm çalışmalarda dikkate almak gerekir. Lütfen bunu unutmayınız. Aksi takdirde.................? Unutmayın Yapay Zekâ hatasız değildir. Atatürk resimleri konulu çalışmalar bizlere bunu göstermiştir herhalde.

BİZİ YÖNETENLER YAN YANA, OMUZ OMUZA, YÜRÜMEMİZİ İSTİYORLAR MI?

“Sırtında taşı, ayaklarının altına al ez. Sakın yan yana yürüme.”

Bu cümle yalnızca birilerine verilmiş bir öğüt değil.

Maalesef bizim görünümümüzü bu söz özetliyor.
Bu söz, içinde yaşadığımız hâlin kısa izahı.

Birlikte yürümekten ürken bir ruh hâli…
Yan yana gelince çoğalacağını bilen ama bunu tehdit sayan bir akıl…
Ya omzuna alıp taşı ya da ayaklarının altına alıp ez;
ama sakın yanımda yürüme.

Çünkü yan yana yürüyen iki insan, artık sadece iki kişi değildir.
Bir ihtimale dönüşürler.

O ihtimal, en çok da yerleşik düzeni tedirgin eder.

Dünyanın her yerinde bu böyledir.

Bir zamanlar bir havalimanında, genç bir işletme mühendisi küçük bir sunum hazırlamıştı.
Konu, apronda yaşanan gecikmelerin nedenleriydi.
Ne kimseyi suçluyor ne de bir makamı hedef alıyordu.
Sadece, bazı adımların birlikte atılması hâlinde uçakların gecikmesiz kalkabileceğini anlatıyordu.

Sunum bittiğinde salonda kısa bir sessizlik oldu.
Kimse “yanlış” demedi.Kimse “hatalı” demedi.
Ama toplantıdan sonra konuşulan şey, sunumun içeriği değil;
sunumu yapanın “fazla öne çıkmış” olmasıydı.

Bir yönetici, yarı şaka yarı ciddi şu cümleyi kurdu:
“Bu çocuk böyle devam ederse başımıza iş açar.”

Oysa garibimin yaptığı şey, kimsenin yerini almak değildi.
Yanına gelmekti.

Ama yanına gelen,bir süre sonra “yerime mi geçecek?” sorusunu doğurur.

Ve işte tam o noktada zihnin derinlerinden şu fısıltı yükselir:
“Yan yana yürümeyelim.”

Bizde başarı, çoğu zaman sevinç doğurmaz.
Başkasının yükselişi, kendi yerimizin sarsıldığı hissini verir.
Birinin adım atması, ötekine “yerim daralıyor” duygusu yaşatır.

Bu yüzden birine bakarken gözümüz şöyle çalışır:

Beynimiz şöyle düşünür.
“Benden mi?”
“Üzerime mi geliyor?”
“Yanımda mı duracak, yoksa yerime mi geçecek?”

Oysa birlikte yürüyebilsek,birinin başarısı ötekinin yolunu da aydınlatırdı.

Ama biz, ışığı paylaşmayı değil,sanki gölgeyi büyütmeyi öğrenmiş gibiyiz.

Bu hâl bize özgü mü?
Hayır. Dünyada benzeri ruh hâllerinin yaşandığı toplumlar var.
Fakat her toplumda bu konu, bu kadar içselleşmiş,bu kadar gündelik dile dönüşmüş değildir.

Bizde “yan yana” olmak çoğu zaman risk sayılır.



Çünkü yan yana gelenler, konuşur.Konuşanlar, düşünür.

Düşünenlerise soru sorar.

Ve bazı iklimlerde en tehlikeli şey,sorunun kendisidir.

Bu yüzden en güvenli ilişki biçimi şudur:
Biri önde, biri arkada.
Biri yukarıda, biri aşağıda.
Biri taşıyan, biri taşınan.
Ama asla omuz omuza değil.

Oysa insan, yan yana omuz omuza yürüyebildiği ölçüde insandır.

Yan yana yürümek,
“Sana rağmen değil, seninle” demektir.
Rakip değil, refik olmayı göze almaktır.
Başkasının adımını kendi varlığına tehdit saymamaktır.

Belki de bu yüzden,en çok yan yana yürüyemediğimiz için yoruluyoruz.

Herkesin yalnız yürüdüğü bir ülkede,yollar uzar.
Yük ağırlaşır.
Ve insan, en çok da bu yüzden çabuk tükenir.

Belki artık şunu sormanın vakti gelmiştir:
Biz neden yan yana yürümekten bu kadar korkuyoruz?

Ve daha zor olanı karar vermektir.
Bu korkudan vazgeçmeyi gerçekten istiyor muyuz?

Ya bizi yönetenler, yan yana omuz omuza yürümemizi istiyorlar mı?

ATAMIZIN EN GÜZEL GÖRSELİ DOĞAL HALİ İLE ALINMIŞ RESMİDİR.

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000