

Rahmetli babam doğuştan yöneticiydi. Bize sık sık şu sözü hatırlatırdı:
“İslam’ın şartı beştir; ama insanın, insanlığında bir ölçüsü vardır: HADDİNİ BİLMEK. Yıllar geçti, çok şey gördüm. Şunu anladım: İnsan, sınırını bilmediği anda sadece hata yapmaz; kendini de kaybeder
Kur’an-ı Kerim’de haddini bilmek, sınırı aşmamak üzerine çok sayıda ayet vardır.
İnsanın; Yaratan’a, diğer insanlara ve tabiata karşı sınırlarını bilmesi açıkça emredilmiştir.Mâide Suresi 87, Araf Suresi 55, Bakara Suresi 190. Devamını öğrenmek isteyen için kaynak açıktır
Bay Murat Şeker, Sabancı Üniversitesi’nde ekonomi yüksek lisansı, Minnesota Üniversitesi’nde ekonomi doktorası yapmış; Ziraat Bankası’nda Finansal Kurumlar ve Yatırımcı İlişkileri Bölüm Başkanlığı görevinde bulunmuş; Uluslararası finansman süreçlerini yönetmiş,Uzun süre Türk Hava Yolları’nda Genel Müdür (Mali) Yardımcılığı görevinde bulunmuş bugün Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor. Prof. Dr unvanlı bir zat. Bu insanakarşı özellikle mali konular ağırlıklı olmak üzere sual yöneltmem için beniyönlendirmehususundaki gayretinizi anlamlandırmak mümkün değil. Konudan uzaklığınıza, saklayamadığınız bilgisizliğinize rağmen
Söz konusu yönetici, bir önceki Yönetim Kurulu Başkanı döneminde Genel Müdür Mali İşler Yardımcısı olarak uzun süre görev yaptı. Dolayısıyla şirketinizde mali temelli karar ve uygulamaların bu süzgeçten geçmiş olması gerekmektedir. Bu husus sektörün işleyişine aşina olanlar için tartışma konusu dahi değildir.
Daha net bir ifadeyle: Yetkinliğin bu denli açık olduğu bir alanda, dışarıdan geliştirilen yüzeysel değerlendirmeler; katkı değil, sınır ihlalidir. Haddini bilmemektir.
Ben haddimi bilirim. Dolayısı ile beni köşemden THY’nin yeni tepe yöneticisini mesnetsiz ve en kuvvetli olduğu konudatenkit edeceğimi düşünmeyin. Kaldı ki yeni Genel Müdürünüzü ise hiç tanımıyorum.
Yeni Yönetimin göreve atanmasının üzerinden henüz 10 gün geçti. AirportHaber’de İlker Aycı’nın göreve başladığı dönemde kaleme aldığım yazımı okursanız, bu tür konulara yaklaşımımın senelerce önce de bugünle aynı çizgide olduğunu göreceksiniz.
Belirttiğiniz üzere yaş aldığım tabii ki doğru.Ancak yaş almak ile muhakeme kaybı arasında bir bağ kurmanız, sağlıklı bir değerlendirme değil. Sizde beni tanımıyorsunuz.Tecrübe zamanla oluşur ve birikir.Bu birikimi de yok saymak, sizinhaddinizi bilme konusundaki bir diğer eksikliğinizdir. Bilmem anlatabildim mi? Notunuzda neden dini motiflerin yer aldığını anlayamadım. Cevabı aşağıda. Küçük bir hatırlatma.Sizi okuyacaklarını düşündüğünüz herkes Müslüman.

Son olarak:Fikir üretmek ile fikir beyan etmek arasında fark vardır.Bu farkı belirleyen şey, ölçü ve sınır bilgisidir. Başka bir deyişle haddini bilmektir.Ölçüden yoksunve haddini aşan her değerlendirme, içeriğinden bağımsız olarak değerini kaybeder.Bunu da hatırdan çıkarmamak gerek.
Şayet okunursa bu yazıyı kime hitaben yazdığımı aranızdan birileri anlayacaktır. O çalışanın akıl, fikir ve ölçü sahibi başka bir deyişle haddini bilen birine dönüşebilmesinitemenni ediyorum.Allah ona akıl fikir vede haddinibilme yetisini geliştirme imkânı versin.

İnsanların, herkesin bu yaşamdan bekledikleri şeyler tabii ki değişik. Yaşamın alışılagelen standartta devamı için iş çok önemli. Bu devirde, ülkemizde işsizlik küçümsenmesi mümkün olmayan boyutlardayken İnsanın İşinden ayrılıp kendisine uygun yeni bir iş bulması kolay değil. Bu zorluğun insanı belirli şeylere katlanmaya ve bazı konularda kendisinden fedakârlık etmeğe zorladığı da bir gerçek. Bunu yapmak hoşumuza gidiyor mu? Tabii gitmiyor. Ama şartlar maalesef insanları buna mecbur kılıyor.
Bugün şirket sahiplerinin, ülkedeki siyasi ve ekonomik belirsizlikten sonra en çok şikayet ettikleri konulardan birisi de nitelikli, çalışkan ve becerikli insan kaynaklarına erişememek ve elde tutamamak. Gençlerimizin niteliklerini şart. Ancak üstün vasıflara sahip çalışanları sistemde tutabilmek de, işverenlerin konusu. Mutlak aynı fikirdesinizdir. “Hayattaki en acı şey boşa harcanmış yeteneklerdir” Bu maalesef bizde çok var.
Gelelim Can Yücel’’ ın satırlarına. Çok senelerce önce yayınlanmıştı. Saklamışım.
“Hayatın 5 topla oynanan bir oyun olduğunu düşünelim ve bu topları aşağıdaki şekilde isimlendirelim.1. İşimiz, 2.Sağlığımız, 3.Sevdiğimiz, 4. Dostlarımız ve 5.Benliğimizdir.
Bunlar içerisinde yalnız " işimiz " lastikten yapılmış bir toptur Onu elimizden düşürürsek zıplayabilir. Bir kez, bir daha vb. Diğer dört top ise camdan imal edilmiş. Onları düşürüp
Kırarsak yerine bir yenisi zor konur. Bunu anlamalı ve hayatımızı bu hassas dengeye göre kurmalıyız.”
Hepimiz o ilk lastik topu elde tutabilmek için diğerlerini bile bile kırmıyor muyuz?” Özellikle genç kardeşlerimin bundan çıkartacağı çok çok önemli dersler var. Evet; zaman zaman hepimiz kırıyoruz yaşamın kristal toplarını. Bilerek veya bilmeden.
Bu kadar kırık dökük içerisinde iken bir de bakıyorsunuz ki 2 numaralı topta kırılmış ve sağlığınız bozulmuş, Sevdikleriniz de yok etrafınızda. Dostlar da kaybolmuş ve de benliğiniz zedelenmiş, Parçalara ayrılmak üzere. Netice: siz siz olmaktan çıkmışsınız.
Hangisine yanasınız. Kırılan cam topa, kaybettiğiniz işinize mi? Yoksa bozulan sağlığa, yitirilen sevgilere, dostlara ve zedelenen benliğinize mi? Evet; bir yöntem olmalı? Diğer topları zedelemeden, kırıp plastik topu kaybetmemenin bir yöntemi mutlak olmalı?

Demek ki lastik topu iyi korumanın ve de diğer toplara zarar vermeden, onları zedelemeden yaşamı huzur ve sevgi ile sürdürmenin yolu, hayata iyi hazırlanmış olmaktan ve de her topun ayrı ayrı kıymetini bilip onları özenle korumaktan geçiyor. İyi bir kariyer, görgülü, sevecen, saygılı ve dürüst bir yapı kişiyi yaşamdaki başarıya hazırlıyor. Ve de, İnsanın bu alt yapıyı ancak yaşamının gençlik döneminde hazırlaması mümkün. Sevgili gençler ellerindeki fırsatı kaçırmamalı ve de topları özenle muhafaza etmenin alt yapısını yaşamlarının bu döneminde hazırlamalı.
Yorumlar