Havacılıkta görünürlük artıyor, ama eşitlik hâlâ yerde bekliyor. Oktay Erdağı, kadın teknisyenlerin “istisna” gibi sunulmasının ardındaki yapısal sorunu ele alıyor.
İşte Erdağı'nın yazısı:
Türkiye’de kadınların havacılıktaki varlığı konuşulurken, nedense akla ilk pilotlar geliyor. Biraz daha “modern” bir cümle kurulacaksa kabin ekipleri, biraz daha “ilham verici” bir örnek verilecekse kadın yöneticiler sıralanıyor. Fakat iş, uçağın yere indiği anda başlayan o sert, teknik, yağlı, disiplinli, dikkat ve sorumluluk isteyen dünyaya gelince ses tonu değişiyor. Çünkü hangarda romantizm değil yeterlilik vardır. Işıltı değil emek vardır. Ve ne acıdır ki, tam da bu yüzden kadın teknisyenler görünmez bırakılır.
Oysa bir uçağın emniyeti yalnızca kokpitte değil, yerde başlar. Bir bakım kartına atılan imza, bazen bir kalkıştan daha hayati olabilir. Bir komponentin tolerans kontrolü, bir sistemin doğru teşhisi, bir arızanın soğukkanlılıkla çözülmesi; bunların hiçbiri “erkek işi” değildir. Bunlar yalnızca yetkinlik işidir. Buna rağmen Türkiye’de kadın teknisyenler çoğu zaman mesleğin doğal öznesi gibi değil, haber değeri taşıyan “şaşırtıcı örnekler” gibi sunuluyor.
Sorun tam da burada başlıyor.
Kadın teknisyen görünür olduğunda bile çoğu zaman mesleki kimliğiyle değil, kadınlığı üzerinden görünür oluyor. Haber dili dikkatle incelendiğinde bunu görmek zor değil: “erkek egemen alanda başarı”, “annelerin eliyle büyüyen proje”, “kadın dokunuşu”, “ilk kadın teknisyen”, “kadın eli değdi.” Bunlar ilk bakışta olumlu gibi duran ama derinde mesleki meşruiyeti zedeleyen ifadelerdir. Çünkü bu dil, kadını teknik yeterliliğin merkezi olarak değil, teknik alanın istisnai misafiri olarak konumlandırır.
Bir erkek teknisyen için “erkek dokunuşu” diye haber yapılmaz. Çünkü o zaten norm kabul edilir. Kadın teknisyen için yapılıyorsa, ortada bir eşitlik değil, hâlâ aşılmamış bir zihin eşiği vardır.
Türkiye’de sosyal medyada son dönemde kadınların bakım, üretim ve teknik alanlardaki başarılarını öne çıkaran içeriklerin artması elbette kıymetlidir. Genç kız öğrencilerin uçak bakım teknolojisi bölümlerine yönelmesi, savunma ve havacılık projelerinde kadın çalışanların görünür hâle gelmesi, kurumların kadın istihdamını öne çıkaran kampanyalar yapması küçümsenecek gelişmeler değildir. Tam tersine, bunlar önemli kırılmalardır. Ama bu kırılmanın bir başka gerçeği de var: Görünürlük arttıkça eşitlik sağlanmış olmuyor.
Çünkü görünürlük ile temsil aynı şey değildir.
Bir kadının sosyal medya videosunda yer alması başka şeydir, vardiya planında eşit kabul görmesi başka şey. Kurumsal paylaşımda “gurur veren kadın teknisyen” diye sunulması başka şeydir, bakım hattında sözünün teknik otorite olarak kabul edilmesi başka şey. 8 Mart’ta ön plana çıkarılması başka şeydir, yılın geri kalanında terfi, lisans, eğitim, uzmanlaşma ve liderlik fırsatlarına eşit erişebilmesi başka şey.
İşte ICAO ile EASA’nın son yıllarda altını çizdiği esas mesele tam da budur: Havacılık, kadınların “var olmasına izin verilen” değil, yapısal olarak katılımının desteklenmesi gereken bir sektördür. Yani mesele birkaç ilham verici hikâye üretmek değil; girişten eğitime, eğitimden lisanslamaya, lisanslamadan işe alıma, işe alımdan terfiye kadar bütün hattı yeniden düşünmektir. Kurumlar “kadınlar da yapabiliyor” seviyesinde kaldığında aslında çok geri bir cümle kurmuş olurlar. Doğru cümle şudur: Bu sektör, kadınlar olmadan eksiktir.
Havacılıkta bakım ve teknik alanlar yalnızca iş gücü ihtiyacı açısından değil, zihniyet açısından da alarm vermektedir. Dünyada teknik ve bakım rollerinde kadın oranının hâlâ çok düşük seviyelerde olması, meselenin bireysel tercih değil, yapısal bariyerler sorunu olduğunu gösteriyor. Eğer bir alanda kadınların sayısı hâlâ yüzde birkaç bandında konuşuluyorsa, orada “yeterince istemediler” denemez. Orada “yeterince davet edilmediler, yeterince tutulmadılar, yeterince yükseltilmediler” demek gerekir.
Türkiye’nin de bu gerçekle dürüstçe yüzleşmesi gerekiyor.
Yorumlar