

VPN, KORKU VE YORUM AHLÂKI:VPN bağlantısı, sizinle internet arasında güvenli bir hat kuran bir sistem. Tüm veri trafiğinizi şifreli bir tünelden geçirir; IP adresinizi gizler, konumunuzu görünmez kılar ve dış saldırılara karşı güvenlik sağlar.
VPN hakkında internette yüzlerce bilgi bulabilirsiniz. Fakat bir soru var ki cevabı teknik dosyalarda yer almıyor. Bu yazı o soruya ayrıldı.
Türk Hava Yolları’ndan ayrıldıktan sonra Gökyüzü Haberci’ de, ardından AirportHaber’de yazmaya başladım. AirportHaber ’in patronuna ilk teklifim şuydu:“Sistemin, VPN kullanılarak gönderilen yorumları otomatik olarak reddetmesi sağlanamaz mı?”
Teklifim kabul edilmedi.
Sual şudur:
Çalışanların VPN kullanarak görev yaptıkları şirketi, yöneticilerini —bazen ahlâk sınırlarını da aşarak, hakarete varan ifadelerle— eleştirmesi sadece yorumcunun ahlâkî eksikliği midir?Aynı soruyu, AirportHaber’e VPN kullanarak gönderilen yorumlar için de düşünebilirsiniz.

YAPILAN BU HATANIN ANA NEDENİ NEDİR?
Bu soruya cevap verirken kurumları ve yöneticileri ayrı, yorum yazan kişileri ayrı değerlendirmekgerekir.Zaman zaman aşırıya kaçan yorumlar nedeniyle okurları defalarca uyardım. Köşemde açıkça belirttim:
Yorum bölümü yazı konusu ile ilgili bilgi alışverişi içindir; isim vererek suçlama yapmak, karalamada bulunmak doğru değildir. Yayınlanmayan yorumun doğruluğunu ne editör bilir ne de yazar. Bu durumda yorumun yayımlanmaması doğaldır.
Verdiğim izahatlara, yaptığım anlatımlara rağmen uyarılarım dikkate alınmadı.
SUALİN NET VE KISA CEVABI: KORKU
Korku insana çok şeyi unutturur.Korku çoğu zaman mantığın önüne geçer.Bugünün çalışanı için en büyük korku işini kaybetmektir.Eleştiriye tahammülü olmayan bir işverenin elindeki en güçlü koz da budur.Çalışan daha önce örneklerini görmüşse, benzer hikâyeler dinlemişse, korku çalışanın zihnine yerleşir.İçindeki sıkıntıyı bir yerde dışa vurma ihtiyacı duyar.Elindeki en kolay ve “güvenli” araç nedir?VPN kullanarak anonim biçimde yorum adı altında saldırıda bulunmak.
Evet, VPN arkasına sığınarak işyeri ve yöneticilerine karşı yapılan sert eleştirilerin temelinde çoğu zaman KORKU vardır. Şayet tenkitler hakarete ve kötü sözlere ulaşıyorsa ve yalan ve yanlışla bezeniyorsa yorumcunun ahlaki yapısı da kendiliğinden
ön plana çıkacak ve satırlarına yansıyacaktır.
Korku, mantığın önüne geçmiştir.Ancak burada önemli bir ayrım var:Korku, hakareti meşru kılmaz.Gerçek dışı ithamları mazur göstermez.İnsan, korkuyor diye diline hâkim olmama hakkı kazanmaz.VPN bir imkândır; istismar edildiğinde ahlâkî sorumluluk yine yazana aittir.
BUGÜN YAPAY ZEKÂNIN GİDEREK ETKİN OLDUĞU BU ÇAĞDA ANONİMLİK ZIRHININ DA MUTLAK OLMADIĞINI YİNEDEUNUTMAMAK, GÖZ ARDI ETMEMEK GEREKİR.
SONUÇ
İnternet siteleri ve köşe yazarları, okurların işini elinden alabilecek bir güç değildir.Dolayısıyla yorum alanındaki bunlara yönelik öfkenin hedefi çoğu zaman yanlış adrestir.
VPN bir teknoloji meselesidir.Ama VPN arkasına saklanan öfke, insani bir meseledir.
Sorunun kaynağı teknik değil, psikolojiktir.
KORKU İLE BESLENEN BİR İLETİŞİM BİÇİMİ, SAĞLIKLI BİR TOPLUM ÜRETMEZ.
ASIL MESELE ŞUDUR: KORKUNUN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ YERDE NE ADALET GELİŞİR NE DE SÖZ OLGUNLAŞIR.
VPN YALNIZCA IP’Yİ GİZLER; İNSANIN KARAKTERİNİ DEĞİL.

Anketler, çağımızın en çok başvurulan ama en az sorgulanan araçlarından biri. Bir grafik görür görmez, altındaki rakamları neredeyse tartışmasız kabul ediyoruz. Oysa çoğu zaman şu basit soruyu sormayı ihmal ediyoruz:
Bu anket gerçekten kimi dinledi?
Basit ama çarpıcı bir tablo düşünelim. İki yerleşim alanı… Ortalarından bir tren hattı geçiyor. Hattın bir tarafında yaşayanların tercihi yıllardır değişmiyor; diğer tarafında da öyle. Aynı şehir, aynı zaman dilimi, aynı ülke… Ama iki bambaşka Sosyo-ekonomik gerçeklik.
Şimdi bu tabloda bir anket yapıldığını varsayalım. Denekler tren hattının hangi tarafından seçilirse, sonuç da oraya göre şekillenecektir. Ortaya çıkan tablo “yanlış” değildir; ama eksiktir. Çünkü ölçülen şey ülke değil, ülkenin bütünü yanında küçük değil, minicik bir kesittir.
Genelde anketler 2500 ila 5000 kişiyle yapılıyor. Bu sayı ilk bakışta makul hatta ikna edici görünebilir. Ancak asıl mesele sayı değil, DAĞILIMDIR. Aynı Sosyo-ekonomik havuzdan seçilmişbinlerce kişi, çeşitliliği değil tekrarları çoğaltır. Bu da elde edilen sonucu genelleştirilebilir olmaktan uzaklaştırır.
Üstelik anketler çoğu zaman bir anın fotoğrafını çeker. O fotoğraf nettir ama hareketsizdir. Oysa toplum durağan değildir; duygular, beklentiler ve tepkiler hızla değişir. Bugünün cevabı, yarının gerçeği olmayabilir.
Bir başka gözden kaçan nokta da şudur: Soruyu kim sorar, nasıl sorar, hangi tonla sorar? Aynı cümle farklı biçimde kurulduğunda, bambaşka cevaplar doğurabilir. Yani ölçüm yalnızca deneği değil, ölçeni de içerir.
Bu yazı herhangi bir siyasi tartışmanın parçası değildir. Anlatılan tablo İstanbul’da, Şişli’de ya da başka bir yerde rahatlıkla gözlemlenebilir. Konu siyaset değil; ölçme iddiası taşıyan her yöntemin sınırlarıdır.
Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Konusu ne olursa olsun, anketlere temkinle yaklaşırım. Bunun nedenleri var, yaşanmışlıklar var. Ancak onları anlatmak zorunda değilim. Zaten mesele kişisel hikâyeler değil; yöntemin kendisidir.
Belki de asıl soru şudur:

Anketler bize doğruyu mu söylüyor, yoksa anketörler sadece baktıkları yeri mi tarif ediyor. Evet, sorun anketlerin yanlış olması değil. Belki de sorun, onlardan gerçekte neyi ve nasıl ölçtüklerini sormadan doğru kabul etmemiz.
Anketler çoğu zaman ülkeyi, bir kuruluşu, şirketi değil, seçilen güzergâhı anlatır.Ve güzergâh değiştiğinde, sonuç da değişir.Bu yüzden anketlere bakarken rakamlardan önce şu soruyu sormak gerekir:
Bu sonuç, kimi anlatıyor; kimleri dışarıda bırakıyor?
Anketler yanılmaz değildir.Yanılan çoğu zaman biziz.Rakamların ardındaki dağılımı görmeden,ölçülenle temsil edilen arasındaki farkı sormadan,çıkan sonucu “hakikat” diye kabullenmemiz.
Oysa bazen anketler doğruyu söylemez.
Sadece bulunduğu yerden görüneni anlatıyordur. Veya sadece dinlediklerini tekrar ediyordur.
Yorumlar