
Bugün hazırda bir konu olmayınca sayfama şöyle bir baktım. Bundan 7028 gün, 1004 hafta ve yaklaşık 21 sene öncesinden beri haftalık yazı yazmaktayım. Ben yazı yazmaya başladığımda ilk okulda olan bir çocuk, şu an 28 yaşında, meslek sahibi ve sosyal konum sahibi bir genç olmuştur.
Yazdığım yazılar, o senelerin önde gelen konuları hakkında. Havacılığın sorunları, gidişatı ya da içinde bulunduğu ortam, içerik açısından olmasa bile konular açısından bir fikir verebilir.
2007’de yazılarıma mesleki konuları işleyerek başlamışım. O dönemlerde Türk Hava Yolları (THY) ≈ 100–105 uçak, Pegasus Airlines ≈ 14–18 uçak, Onur Air ≈ 25–30 uçak, Atlasjet (sonradan Atlas Global) ≈ 10–15 uçak, SunExpress ≈ 15–20 uçak, MNG Airlines (kargo) ≈ 6–8 uçak, toplamda ülkemizin yaklaşık ticari havayolu filosu: ~180–220 uçak arasında değişmekteydi. Yaklaşık dememin nedeni, sene başındaki sayı ile sene sonundaki filo sayıları elbette aynı değildi. Böyle bir filo için de havayolu emekçileri sayıları da öyle büyük artışlar göstermedi. Sonuç olarak tüm emekçiler, yani bizler hep THY kökenli, orada eğitilmiş, orada çalışmış, senelerimizi geçirmiş meslek edinmiş kişilerdik.
Atatürk Havalimanı’nda Meteoroloji ofisi zemin katta idi. Meteorolojiye olan ilgim, mesleki gelişmem ile doğru orantılı idi. En üst kattan gece vardiyalarında Meteoroloji ofisine iner, günlük yer, 300, 200 ve 100 milibar haritaların yapımında çaylak olarak çalışırdım. Serçe işlemeyi ve okumasını öyle öğrendim. Serçeleri okuyarak izobar çizimleri ise tam bir deneyim konusu idi. Her Meteorolojist serçeleri okuyarak izobar çizemezdi. II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere çok gelişmiş hava haritalama altyapısı kurmuştu. RoyalAir Force ve sivil kurumlar bu konuda liderdi. Savaş sonrası dönemde Avrupa’nın büyük kısmı bu altyapıya bağımlıydı. Biz genelde Rusya’nın çizdiği haritalara bakarak kendi ürettiğimiz haritaları kontrol ederdik. Türkiye, 1990’lı yılların başında Avrupa meteorolojik sistemine entegre olmaya başladı. Bu süreçte EuropeanOrganisationfortheSafety of AirNavigation (EUROCONTROL) ile iş birliği arttı. World MeteorologicalOrganization (WMO) standartları tam uygulanmaya başlandı. 1993’ten sonra Havacılık meteorolojisinde kullanılan birçok sinoptik ve üst seviye hava haritası artık Avrupa merkezli sistemlerden (özellikle Londra ve Toulouse merkezli) alınmaya başlandı. Türkiye kendi analizlerini yapmaya devam etti ama operasyonel harita üretimi büyük ölçüde dış kaynaklı hale geldi. Eskiden kendi meteoroloji istasyonlarımızdan attığımız Radyosonda verileri ile serçeleri işler, harita oluşturulurdu. MGM hala Yer gözlemleri, Tahmin üretimi ve Yerel analizleri yapar ancak Uluslararası uçuşlar için kullanılan standart havacılık meteoroloji haritaları büyük ölçüde uluslararası merkezlerden (Londra) sağlanır.
Şimdi Meteoroloji Meslek Liseleri de kapandı. Hiçbir altyapısı olmadan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği bölümüne giren bir öğrenci, Türkiye’de bu alandaki en köklü ve en bilinen programdan mezun olup Meteoroloji Mühendisi olmakta. Artık Türkiye’de meteorolojistlerin büyük bir kısmı burada yetişmektedir. Tabii bir de Samsun ÜniversitesiMeteoroloji Mühendisliği bölümü var. Daha yeni ama sektöre yönelik modern eğitim vermekte.
Meteorolojist olarak çalışmak için sadece meteoroloji mühendisliği şart değildir. Şu bölümlerden mezun olanlar da bu alana yönelebilir:Fizik, Coğrafya (özellikle klimatoloji) ve Çevre mühendisliği.Ancak resmi olarak “meteoroloji mühendisi” unvanı için ilgili bölümden mezun olmak gerekir.
Demem odur ki, mutfakta yetişmeden (serçe işlemeden) bilgisayar karşısında meslek sahibi olmak artık sıradanlaştı. Sadece bu Meteorolojistler için değil, altyapısı olmadan hemen her meslek için aday olunabilmekte. THY yıllarında eskiden genellikle Harekat Ofisinde çalışanları öncelikli aday olarak kabul ederdi. İşletme deneyim ve bilgileri, zaten Lisan bariyerini aşmış, harekat sertifikasına sahip olmaları onları doğal aday yapardı. THY şimdilerde kendisi yetiştirmek yerine ilan ile dışarıdan yetişmiş aday arıyor. 1977’de TALDA’nın yayınladığı72 sayfalık “Dispeç Kimdir, Nedir?” kitabı hala örnek bir veri. Bu kitapta Meteoroloji bilgisi hakkındaki şartlar, nerede ise bir Meteorolojistin eğitimine yakın şartları sıralamakta. Ben ise vardiya sonrası ve izin günlerimi yeni gelmiş bir İskandinav sistemin Göztepe Meteoroloji Parkında Radyosondasını atarak Meteorolojist Mustafa Arınık ve arkadaşlarına çeviriler yaparak yardım ederdim. Rus Pavel Molchanov (1893-1941) genellikle bu sistemin geliştirilmesiyle ilişkilendirilir ve onun geliştirdiği bu sistem, birçok ülkenin meteoroloji büroları tarafından kısa sürede kabul görmüştür.Modern neopren balonlar ortam basıncı yaklaşık 10 milibara düştüğünde patlar ki bu da yaklaşık 37 km yüksekliğe eşittir. Bütün paketin ağırlığı ise sadece birkaç kilodur. Aşağıda bir alıcı ile vericinin gönderdiği meteorolojik bilgiler kaydedilir ve bu veriler tüm dünya ile paylaşılır. Böylece Havacılık Haritaları çizilir ve yayınlanır.
Şimdilerde tüm meteoroloji verileri akıllı telefonlarınızda. 1980’lerde Kıbrıs’dan aldığım özel frekansı olan radyo kahvaltı masasında durur, sabah nöbete gitmeden ATAVolmet’i dinlerdim. Böylece nöbeti devralırken meteorolojik şartlara zaten hakim olduğum için, devir teslim kısa sürerdi.
Zor şartlar, zorlu insanları yetiştirir sözünün gerçekliğini yaşamış biriyim. Yazı yazmaya başlamamın da bir özel hikayesi var. Ofisimizde 9-5 çalışanlar gittiğinde kendi başımıza kalıp daha verimli iş çıkarttığımız gerçeği dışında başka bir gerçek daha yaşamıştım. O dönemlerde yabancı yayınlar öyle herkese gönderilmezdi. Ben ise müdür odasında çöp kovasında atılmış yabancı dergileri onlar gittikten sonra alıp, okurdum. O dönemde Bilim ve Teknik mecmuasına gönderdiğim yazılar, hep bu çöp kovasından aldığım yabancı dergilerden çeviri yaptığım yazılardı.!
Şimdilerde bile hala küçümsenen bir şekilde benim için “Hep çeviri yapıyor, yazdığı bir şey yok” diyen bazı Akademisyenler var. İşin aslı ise çeviri yaptığım o yazıyı araştırıp, değerlendirip, özelliğini anlayıp öğrencilere yararlı olup olmayacağına karar vererek yapılıp yapılmadığına kafa yormayanların eleştirileri bunlar.Her hafta üç dilde araştıracaksın, okuyacaksın ve içerisinden uygun olanları seçecek, yarar seviyesini ölçecek ve öğrencilerin bilgilenmeleri için çeviri ile birlikte yorumlarını da ekleyecek ve bunu karşılıksız bir hizmet olarak sunacaksın. Sonra da yaşamı boyunca bunu hiç yapmamış birisi seni mesnetsiz eleştirecek. Eleştirebilir tabi, ama kendi yapması gerekeni ben yaptım diye eleştiriyor olması hiçte hoş değil. Yapıcı eleştiri hala yaşantımıza girmedi.Bu durum eğitim seviyesi ile ilgili bir durum. Ülkemizin genelde eğitim sevişesinin düştüğü gerçeği, uluslararası yayınlarda da yer almakta.
Öğrenci başına harcama4.932 $ dan 4.491 $’a, Eğitim bütçesinin payı%12,9 den %10,6 yani yaklaşık %8–10 civarında bir göreceli düşüş anlamına geliyor.OECD’ye göre geri kalınan alanlarYüksek lisans mezunu oranında Türkiye %3, OECD %16, Üniversite mezunu oranı hâlâ OECD ortalamasının altındaTR %42,9 – OECD %47,4. Yani mutlak düşüş değil, diğer ülkelere göre geride kalma söz konusu. Durum şu şekilde özetlenebilir:Nicelik artıyor (daha çok kişi eğitim alıyor), ancak bazı kalite ve kaynak göstergelerinde göreli gerileme var. Tüm bunlar sayısal veriler.
Türkiye’nin patent (PCT) başvuruları artıyor ama dünya liderleriyle (ABD, Çin, Japonya) arasında büyük fark var. Birçok patent sadece Türkiye içinde korunuyor. Global etki yaratan patent sayısı daha sınırlı. Yapay zeka, biyoteknoloji, çip teknolojisi gibi “yüksek katma değerli” alanlarda oran daha düşük. Türkiye’de birçok patentakademik kalıyor, ticarileşme oranı düşük, “patent var ama ürünleşme daha sınırlı”.Benim özlediğim ve önem verdiğim en önemli nokta, sanayi ve okul iş birliği.
İzmir’deki SHYO / havacılık programlarının iş birliği yaptığı sektörler: Türk Hava Yolları (THY), SunExpress (İzmir merkezli olduğu için en kritik partner), Pegasus Airlines, Yer hizmeti şirketleri (Çelebi, TGS vb.), THY Teknik A.Ş., Havacılık bakım hangarları, Uçak bakım şirketleri (MRO firmaları), İzmir Adnan Menderes Havalimanı (TAV işletiyor), TAV Havalimanları işletmesi, Yer hizmetleri firmaları (ramp, check-in, operasyon), İHA/ drone firmaları, savunma sanayi şirketleri (ASELSAN gibi dolaylı staj/iş birlikleri) ve Üniversite–sektör protokolleri çerçevesinde sektörle staj protokolleri, sertifika programları, uygulamalı eğitim anlaşmaları yapıyor olmaları.
Tüm bu gelişmeler göğüs kabartan gelişmeler. Başka göğsümüzü kabartan köklü ve güçlü Eskişehir Üniversitesi yani Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu var. Eskişehir, Türkiye’de havacılık ve motor teknolojileri açısından en güçlü şehirlerden biridir. Elbet üniversitesi de öyle olacaktır, eski ve güçlü.Dileğimiz o dur ki, bu üniversitelerimizin, içeriklerini güçlendirerek eğitime devam etmeleri.
Yorumlar