26 Ocak 2026, Pazartesi
Ali KIDIK
Ali KIDIK [email protected]

TÜRK HAVA YOLLARI’NDA FOTOĞRAF BÜYÜK, AİLE DAR

Bir uçağın gövdesine yüz bin çalışanın fotoğrafını nakşetmek kolay iş değil. Türk Hava Yolları’nın hayata geçirdiği bu çalışma, mesajı güçlü, fikri parlak, niyeti ilk bakışta alkışı hak eden bir adım. “TK Aile” söylemi üzerinden kurgulanan bu yaklaşım, kâğıt üzerinde bakıldığında kurumsal aidiyeti güçlendirmeyi hedefliyor.

Ancak tam da bu yüzden, Türk Hava Yolları gibi büyük ve köklü bir kurumda bu kadar iddialı bir kelime kullanıldığında, hayatın içindeki karşılığını sorgulamak gerekir. Çünkü aile; yalnızca iyi günlerin, törenlerin, kampanyaların ve afişlerin konusu değildir. Aile olmak, zor zamanda da aynı sıcaklığı hissettirmeyi gerektirir.

Bu yazıdan sonra gelen yüzlerce yorum, tek bir ortak noktada birleşiyor: Türk Hava Yolları’nda “TK Aile” söylemi herkes için aynı anlama gelmiyor. Kâğıt üzerinde geniş bir aile anlatısı var; fakat sahada hissedilen, giderek daralan bir çekirdek aile duygusu.

Okur yorumlarında bu çekirdeğin; liyakatten çok yakınlık, referans, aidiyet ve belli çevreler üzerinden tarif edildiğine dair güçlü bir algı dikkat çekiyor. Geriye kalan büyük çoğunluk ise kendisini Türk Hava Yolları ailesinin bir ferdi değil, daha çok bir vitrin unsuru, bir reklam figürü olarak gördüğünü söylüyor.

Fotoğrafta var ama kararda yok.
Mailde var ama masada yok.
Kampanyada var ama zor zamanda yok.

Bu bir suçlama değil; Türk Hava Yolları sahasından yükselen algının ifadesi.

Asıl kırılma da tam burada yaşanıyor. Çünkü çalışan şunu söylüyor: “Ben aileden biri değilim, vitrindeyim.” Aile kavramının en çok sınandığı yer de burası. Son dönemde Türk Hava Yolları bünyesinde zam, prim ve kâr payı gibi başlıklarda yaşanan belirsizlik, yorumların büyük kısmında aidiyet duygusunu en çok yıpratan unsur olarak öne çıkıyor. İnsanlar yalnızca rakam istemiyor; ne olacağını, ne zaman olacağını bilmek istiyor.

Belirsizlik, düşük zamdan daha fazla yoruyor.
Beklemek değil, cevapsız kalmak tüketiyor.

Yorumlarda sıkça dile getirilen bir diğer tema ise “öz–üvey evlat” hissi. Kokpit–kabin–yer hizmetleri–iştirak ayrımı; bir karşılaştırma hırsından değil, adalet beklentisinden besleniyor. Türk Hava Yolları çatısı altında aynı zincirin halkaları olduklarını söyleyen çalışanlar, o zincirin bazı halkalarının sürekli daha gevşek tutulduğunu hissettiklerini ifade ediyor.

Bu his güçlendikçe, Türk Hava Yolları’ndaki “aile” söylemi zayıflıyor. Saha ile masa başı arasındaki mesafe açıldıkça da bu kopuş daha görünür hale geliyor. Sahada iş yükü artarken, masada sunumlar çoğalıyor. “Birlikteyiz” dili ile günlük gerçeklik arasındaki fark büyüdükçe, aidiyet sessizce geri çekiliyor.

Belki de yorumlarda en dikkat çekici, en tehlikeli cümle şu:“Ben artık işimi yapar, çıkarım.”

Bu bir isyan değil; bu bir kopuş alarmı. Kurumsal kültürler tam da bu noktada sınanır. Çünkü aile kavramı, kimlerin daha yakın olduğu üzerinden değil; kimlerin zor zamanda da eşit hissettiği üzerinden anlam kazanır.

Bugün Türk Hava Yolları uçağının gövdesindeki fotoğraf hâlâ orada duruyor.
Ancak asıl mesele, o fotoğraftaki herkesin kendini hâlâ bu ailenin parçası hissedip hissetmediği.

Belki de bazılarını asıl tedirgin eden şey tam olarak budur. Bu soruyu soranların sayısı arttıkça, Türk Hava Yolları’nda “aile” kelimesinin içi daha fazla sorgulanıyor.
Aile olmak, hatırlamakla değil; hatırlamaya devam etmekle mümkündür.
Fotoğraf çekildi. Şimdi sıra, o fotoğrafın hayatın içinde de gerçek bir karşılık bulup bulmadığını göstermekte.

MNG Havayolları’nda Huzursuzluk Var

MNG Havayolları’nda çalışan bir personelin aktardığına göre, şirket geçmiş yıllarda düzenli maaş artışları ve ikramiyelerle öne çıkarken, yeni yönetimle birlikte bu uygulamalar tamamen kaldırıldı. 2026 yılı için Ocak ayında yapılması gereken maaş zammı hâlâ açıklanmazken, çalışanlara hiçbir resmi bilgilendirme yapılmaması ciddi bir huzursuzluk yaratmış durumda.

Bunun yanı sıra hijyen koşullarından yemek kalitesine, aşırı soğuk çalışma alanlarından uzun servis sürelerine kadar pek çok başlıkta çalışma şartlarının belirgin biçimde kötüleştiği ifade ediliyor. Özellikle yoğun dönemlerde gece gündüz fedakârca çalışan personelin emeğinin ne maddi ne de manevi olarak karşılık bulmadığı, yeni yönetim anlayışıyla bu kopukluğun daha da derinleştiği vurgulanıyor.

Bu memnuniyetsizliği ilgili şirketin CEO ve Genel Müdürü olan Sedat Özkazanç’a bilgilendirme sonucunda aşağıda konuya ilişkin cevabı bulunuyor

“İlk olarak belirtmek isterim ki, ücretlendirme, yan haklar ve prim uygulamaları; kurumların kendi iç dinamikleri, operasyonel yapıları ve sektörel koşulları doğrultusunda şekillenmektedir. Bu başlıklar, genellikle kurum içi değerlendirme ve iletişim süreçleri kapsamında ele alınmakta ve bu çerçevede yönetilmektedir.

Bununla birlikte, antrepo kısmımızda yaklaşık 500’e yakın çalışanın görev yaptığı bir organizasyonda, e-postada dile getirilen çalışma koşullarının genel ve sistematik bir uygulama olarak varlığını sürdürmesi mümkün olmadigi gibi bu koşullar altında nitelikli iş gücünün uzun süreli olarak istihdam edilmesi ve operasyonların sağlıklı şekilde devam etmesi mümkün olmazdı.

Şirketimiz, çalışanlarının geri bildirimlerini iletebileceği açık iletişim kanallarına, ilgili yöneticilere ve insan kaynakları süreçlerine sahiptir. İyi niyetli bir geri bildirim, öncelikle bu kanallar aracılığıyla paylaşılır ve gerekli görülmesi hâlinde düzeltici ve iyileştirici adımlar atılır. Söz konusu e-postanın, bu yollar izlenmeden doğrudan dış paydaşlara iletilmiş olması, iletinin yapıcı bir çözüm arayışından ziyade kişisel bir memnuniyetsizlik çerçevesinde kaleme alındığı izlenimini vermektedir.

Şirketimiz, hem kalite departmanımız hem de hukuki denetleme süreçleriyle çalışma ortamları, hizmet koşulları ve operasyonel süreçlerle ilgili konuları düzenli olarak gözden geçirmekte ve iyileştirme ihtiyaçlarını ilgili birimler aracılığıyla ele almaktadır. Tekil, doğruluğu teyit edilmemiş ve genelleyici iddiaların, kurumun bütününü ve çalışanlarını temsil etmediğini özellikle vurgulamak isteriz.

Kurumumuzla ilgili değerlendirmelerde, objektif veriler, çoklu kaynaklar ve doğrulanabilir bilgiler temel alınmalıdır. Bu çerçevede, söz konusu e-postada yer alan iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve şirketimizin çalışma anlayışıyla örtüşmediğini ifade ederiz.

Saygılarımla”

Yorumsuz …

TSS’den Mektup Var

TSS bünyesinde çalışan bir başka personelin aktardığına göre, şirket yüzde yüz iştirak olmasına rağmen banka promosyonu gibi haklardan yararlandırılmıyor; Ocak ayı bitmesine rağmen ne maaş zammı ne de kâr payı konusunda herhangi bir açıklama yapılmış değil. Güvenlik ve temizlik birimlerinin TSS’ye bağlanmasına karşın, özellikle kârlı kargo operasyonlarından elde edilen gelir çalışanlara yansıtılmıyor. Aksine, her ay çok sayıda personele “savunma” adı altında yüksek tutarlarda maaş kesintileri uygulanıyor, bazı çalışanların görev unvanları zorla imzalatılan belgelerle düşürülüyor. Banka promosyonu, çalışma düzeni ve izin uygulamalarında da ciddi bir eşitsizlik olduğu, tüm ayrıcalıkların memur statüsündeki personele tanındığı ifade ediliyor.

Bu tür gelen bir dolu mesaj var. Şimdi siz söyleyin ben bu çalışanların nasıl sözcüsü olmayayım!

TÜRK HAVA YOLLARI’NDA FOTOĞRAF BÜYÜK, AİLE DAR

Yorumlar

Tk Tss ~ 3 saat önce
Tk ya bağlı calısan tss personeli tk personeliyle aynı işi yapmasına rağmen maaş farkı 2-3 kat. Bunu anlayamıyorum

Yanıtla

Kalan karakter 1000
Havacı ~ 3 saat önce
Yetki tamam da etki ne alemde? Elini taşın altına koymayan, aldığı kararın sorumluluğunu taşımayan nereye kadar? Her şey çözülmez belki ama pansuman da olsa vaziyeti idare edecek yani zaman kazanacak yaklaşım, mahareti ifade ediyor

Yanıtla

Kalan karakter 1000

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000