Türk Hava Yolları yönetimine açık bir çağrım var: Hedef 12 kapsamında çalışanların gelirlerini azaltacak düzenlemeleri kabul ettirdiniz; bari ekip servislerine dokunmayın.
Sponsorluklara büyük bütçeler ayırırken, şirketinizi dünyanın dört bir yanında temsil eden insanların ulaşımına harcanan parayı çok görmeyin. Tasarruf hesabı yaparken personelin güvenliğini, dinlenmesini ve çalışma koşullarını genel fotoğrafın dışında bırakmayın. Çünkü sizin gider kalemi olarak gördüğünüz servis, çalışan açısından göreve ve evine güvenle ulaşabilmenin teminatıdır.
Önce şu onam meselesini de yerli yerine koyalım. Çalışanların önüne yönetimin belirlediği koşullar konuldu ve bunları kabul etmeleri istendi. Bana anlatılanlara göre, ilk aşamada onay vermeyenlerin görüşmelere çağrıldığı, işini kaybetme endişesiyle daha sonra onay verdiği anlaşılıyor. Bana göre, bu koşullarda alınan imzaları gönüllü bir uzlaşmanın göstergesi olarak sunmak mümkün değildir. Benim “ikna odaları” olarak gördüğüm görüşmelerin ardından kerhen verilen onaylarla, çalışanların bu düzenlemeyi benimsediği sonucuna varamazsınız.
Şimdi bu paketin içinde ekip aracı hizmetinin kapsamını daraltan bir uygulama da var. 1 Ocak 2027’den itibaren hizmetin yalnızca THY kıdemi iki yılın altında olan kokpit, kabin ve uçak yükleme uzmanlarına sunulması öngörülüyor. Peki, ikinci yılını tamamlayan çalışanın ulaşım ihtiyacı hangi gerekçeyle ortadan kalkıyor? Kıdem kazanınca gece yarısı eve dönmek kolaylaşıyor mu, uçuşun yorgunluğu azalıyor mu? Yeni başlayan da yıllarını şirkete veren de bu hizmetten yararlanabilmeli.
Bu işin karı var, kışı var, yağmuru, dolusu, güneşi ve ayazı var. Sabaha karşı göreve giden veya uzun bir uçuşun ardından evine dönmeye çalışan insanları, çekçek bavullarıyla durak durak dolaştırmayı nasıl makul buluyorsunuz? Gelirinde kayıp yaşayacak çalışana bir de taksi, yakıt, otopark veya aktarma masrafı çıkaracaksınız. Şirketin tasarruf hanesine yazılan tutarın, personelin bütçesinde yeni bir gider olarak karşılık bulacağını hiç hesaplıyor musunuz? Benden gitmesin senden gitsin mantığı çok ucuz bir yönetim anlayışıdır.
Bir de üniformasıyla metroda, tramvayda, trende veya otobüste yolculuk edecek kabin memurunu düşünün. Kimi, “Şunlara bak, o kadar para kazanıyorlar ama toplu taşımada sürünüyorlar” diye küçümseyici sözler söyleyebilir; kimi rahatsız edici bakışlarla huzurunu kaçırabilir. Kalabalık araçlarda sözlü veya fiziki taciz riskiyle de karşılaşabilirler. Bunların mutlaka yaşanacağına adım kadar eminim. Çalışanlarınızı böyle durumlara karşı koruyacak koşulları düşünmek zorundasınız. Üniformasıyla şirketinizi temsil eden insanın, yol boyunca yaşayabileceği sıkıntılar hiç mi gündeminize gelmiyor?
Toplu taşımaya binmek kimsenin değerini azaltmaz; milyonlarca insan her gün bu araçlarla işe gidiyor. Buradaki mesele, uçuş ekiplerinin düzensiz görev saatleri, taşıdıkları bavullar, üniformalarıyla görünür olmaları ve uçuş sonrasındaki yorgunluklarıdır. Çalışandan dakiklik, kusursuz görünüm ve güler yüz beklerken göreve hangi koşullarda geldiğini de önemsemelisiniz. Aktarmalarda ve duraklarda kaybedilen zamanın, evdeki dinlenme süresinden eksileceğini görmelisiniz.
Dünyada en çok ülkeye uçmakla övünüyor, uluslararası sponsorluklarla markanızı büyütüyorsunuz. Öyleyse o markayı her gün omuzlarında taşıyan ekiplerin servis hizmetini de koruyacaksınız. Reklam için harcanan parayı yatırım sayarken, çalışanı güvenle taşıyan aracı neden vazgeçilebilir görüyorsunuz? Çözümü servisleri iptal etmekte bulan yöneticiler neden empati yapmaz; anlamak mümkün değil!
Uçuş İşletmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı, Kabin Hizmetleri Başkanlığı, Uçuş İşletme Başkanlığı ve Ekip Planlama yöneticileri de çalışanlarının bu ihtiyacını karar masasında savunamadılar. Üstelik bu insanların tüm haklarının bir kalemde satışa sundular. Ekiplerin hangi saatlerde göreve geldiğini, nasıl bir yorgunlukla döndüğünü en iyi siz biliyorsunuz. Personelden kuruma aidiyet bekliyorsanız, kurumun da personeline sahip çıkmasını sağlamalısınız. “GloballyYours” diye dünyaya seslenirken çalışanınızın gözünde “globally fos” olmayın.
Henüz bu kararı yeniden değerlendirmek için zamanınız var. Sponsorluklara para ayıran Türk Hava Yolları, ekiplerini güvenle taşıyacak kaynağı da ayırabilmeli. Çalışanların gelirine dokundunuz; bir de evlerine giden yolu zorlaştırmayın. Maaştan kestiniz, bari servisten kesmeyin!
HAVA-SEN’İN ACİZLİĞİ…
Her kaostan kendine çıkarım elde etmek isteyen sendika, kendini küçük düşürmek için elinden geleni yapıyor. Şimdi de danışman konuşturmuşlar. Adı üzerinde danışman. Para vererek danıştığınız adam bile kitabın ortasından konuşmuş. Ezcümle demiş ki; THY’den randevu dahi alamazsınız.
Bu arada Seçim Seçkin Koçak masa başından sendikacılık yapma yerine; git THY’nin önünde eylem yap, git Türkiye’deki havalimanlarında eylem yap. Yetmez yurtdışında THY’nin uçtuğu yerlerde eylem yap, pankart aç, bildiri dağıt.Bakalım peşinden kaç kişi gelecek. Sallamakla olmuyor.
Var mı cesaretin?
Yorumlar