Türk Hava Yolları Uçuş İşletme Başkanlığı, kokpit ve kabin ekiplerine uçuş öncesi brifinglerin yalnızca uçuşun gerekliliklerine ayrılması gerektiğini hatırlatan bir uyarı yayımladı.
Görev koordinasyonunun, profesyonel disiplinin ve ekipler arasındaki güvenin önemini vurguladı. Elbette bu uyarının altına imzamı atarım. Ancak uçuş emniyetini korumak için çalışanlara sorumluluklarını hatırlatmak yetmez; onların hangi baskılar altında göreve geldiğini de görmek gerekir.
Bir tarafta uçucuların ücretlerini düşürmek isteyen THY yönetimi, diğer tarafta bu süreçte ortaya çıkan tepkiyi üyelik kazanmak için fırsata çevirmeye çalışan HAVA-SEN var. Hepimiz biliyoruz uçuş öncesi brifinglerde kabin memurlarına HAVA-SEN’e üye olmaları yönünde baskı yapılıyor ya da telkinde bulunuluyor. Bunlar sendika açısından normal olabilir ama uçuş emniyeti açısından sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü brifing odasında bir çalışanın hangi sendikaya üye olacağı üzerinden tartışma yaşanması, uçuşa hazırlık için ayrılan zamanın ve dikkatin başka bir mücadeleye çekilmesi demektir.
BRİFİNG ODASI ÜYE KAZANMA SAHASI DEĞİLDİR
Sendikalar çalışanları bilgilendirebilir, örgütlenme çağrısı yapabilir ve başka bir sendikanın tutumunu eleştirebilir. Ancak bunların hiçbiri, uçuş öncesi görev hazırlığını üyelik tartışmasına dönüştürmenin gerekçesi olamaz. Kabin memuru o odada sendika tercihini açıklamak, tercihini savunmak veya birilerinin ısrarına karşı koymak zorunda bırakılamaz. Orada konuşulması gereken, birazdan birlikte üstlenilecek uçuşun gereklilikleridir.
HAVA-SEN yönetimine açıkça soruyorum: Çalışanın hakkını savunmak için yola çıkan bir sendika, çalışanı uçuş öncesinde üyelik baskısıyla karşı karşıya bırakan girişimleri uçuş emniyeti açısından sıkıntı doğurur mu? Bu tür yaklaşımlar uçuculardan oluşan sendika yönetiminin onayıyla yapılıyorsa ki öyle olduğunu düşünüyorum ne kadar doğrudur? Her iki durumda da sendika yönetiminin açık bir tutum ortaya koyması gerekir. Üye kazanma hedefi, çalışanların özgür iradesinin ve görev hazırlığının önüne geçemez, geçmemeli.
Çalışanın ücret kaybı endişesi, herhangi bir sendikanın üye kazanma hesabına malzeme yapılamaz. İnsanların geçim kaygısı üzerinden “fırsat bu fırsat” anlayışıyla hareket etmek, temsil iddiasını zayıflatır. Çalışanı koruyacağını söyleyenlerin önce onun üzerindeki baskıyı azaltması gerekir. Üyelik, köşeye sıkıştırılarak alınacak bir karar değildir. Üstelik bu durum brifing odalarına kadar girdiyse daha da tehlikelidir.
YÖNETİM DE KENDİ PAYINA BAKMALI
THY yönetimi ise yayımladığı emniyet mesajını kendi kararları açısından da okumalıdır. Çalışanın gelirini düşürmeyi gündeme getirip ardından bütün dikkatini uçuşa vermesini beklemek, yönetimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Evindeki hesabın nasıl tutacağını düşünen, geleceği konusunda kaygı yaşayan uçucuya yalnızca “odağını koru” demekle mesele çözülmez. Yönetim, aldığı kararların çalışanlar üzerinde yarattığı yükü de hesaba katmak zorundadır.
Uçuş emniyeti, personelin omuzlarına bırakılıp yöneticilerin yalnızca hatırlatma yaptığı bir sorumluluk değildir. Şirketin çalışma koşulları, kurduğu iletişim ve çalışanlarında yarattığı güven de bu sorumluluğun parçasıdır. Kokpit ve kabin ekipleri arasındaki güveni korumak isteyen yönetim, çalışanların şirkete duyduğu güveni de gözetmelidir. Kendi kararlarının yarattığı huzursuzluğu görmezden gelen bir emniyet çağrısı eksik kalır.
Elbette her ücret tartışmasının veya sendikal anlaşmazlığın bir emniyet olayına yol açacağını söylemiyorum. Ancak uçuşa hazırlık sırasında dikkati dağıtan, ekip içinde gerilim yaratan ve çalışanı baskı altında bırakan davranışların sakıncasını görmek için bir olay yaşanmasını beklemek gerekmez. THY’nin yayımladığı uyarı da brifingin odağını korumanın önemini açıkça ortaya koyuyor. Öyleyse bu ilke, yönetimden sendikal faaliyet yürüten çalışanlara kadar herkes için geçerli olmalıdır.
ÇALIŞANI İKİ TARAFTAN SIKIŞTIRMAYIN
Bir yandan ücret üzerinden, diğer yandan sendika tercihi üzerinden çalışanı sıkıştırıp sonra ondan huzurla ve tam bir dikkatle görev yapmasını bekleyemezsiniz. Deyim yerindeyse uçucunun üzerine iki taraftan tepinmenin kimseye faydası yoktur. THY yönetimi ücret kararlarının yarattığı kaygıyı gidermekle, HAVA-SEN ise adına yürütüldüğü ileri sürülen üyelik baskısına açıkça karşı çıkmakla sorumludur. Çalışanın mesleki sorumluluğu, başkalarının kendi sorumluluklarından kaçmasına gerekçe yapılamaz.
THY’nin mesajındaki ekip güveni vurgusu yerindedir. O güven, aynı odada birbirinin sendika tercihini sorgulayan, birbirini ikna etmeye zorlayan veya baskı altında hisseden insanlarla nasıl korunacaktır? Brifing kapısından içeri girildiğinde herkesin ortak meselesi uçuş olmalıdır. Yönetim de sendika da çalışanın sırtından çekilmeli; uçucunun görevini sağlıklı biçimde yapabileceği ortamı korumalıdır.
Bir başka uyarım da şudur; çalışanlarınızla mail yoluyla kurduğunuz iletişimin hiçbir anlamı yok. Kaptanı, kabin memurunu bir yapay zeka gibi görüp, yapay zekalar kullanılarak iletişim kurmak son derece tehlikelidir.
Ha bir de şu var; “sizi üç evetle uğurluyoruz” diye aşağılamak da yöneticilik anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu arada büyük bir tehlikeyi de haber vermiş olayım. Sendika değişikliği olması halinde her şey sil baştan başlayacak ve yeni sendikalı oluyormuş gibi tüm haklarınız yeniden düzenlenecek. Mevcut TİS üzerinden hiçbir işlem yapamayacaklar. Yani Hava-İş’in TİS maddelerinden işlem yapamayacaklar.
Öte yandan çalışanları bekleyen bir başka tehlike de şu; sendikadan istifa etmiş olmanızın bir anlamı yok. İstifa ettiğinize dair belgeyi ıslak imzalı olarak İK Başkanlığına teslim etmeniz gerekiyor. Aksi halde istifanın askıda kalıyor.
Son bir şey; HAVA-SEN’in sitesinde baktım ne başkan belli ne yönetim kurulu, ne denetim kurulu ne disiplin kurulu. Arkadaş bu insanlar kime nasıl ve neden güvensinler. Önce kendinizi bir ortaya koyun.
Yorumlar