Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdürü Ahmet Olmuştur'un Forbes'a verdiği röportajı okurken aklıma sürekli aynı soru geldi:
THY gerçekten bir havayolu şirketi mi, yoksa artık küresel ölçekte bir ulaşım ekosistemine mi dönüşüyor?
Açıklanan rakamlara bakınca ikinci seçenek daha gerçekçi görünüyor. 800'ün üzerinde uçak hedefi, 50 milyar doların üzerinde gelir beklentisi, 420 yeni uçak teslimatı, Avustralya'ya aktarmasız uçuşlar, premium ekonomi kabini, yeni nesil business class süitleri, ABD'de açılacak yeni hatlar, Afrika'da daha da derinleşen bir ağ.
Bunların her biri tek başına önemli gelişmeler.
Ancak hepsi bir araya geldiğinde ortaya çok daha büyük bir tablo çıkıyor.
THY artık yalnızca büyümeyi değil, lig yükseltmeyi hedefliyor.
Aslında son yirmi yıldır yaşananların doğal sonucu da bu.
Bir dönem Avrupa ile Orta Doğu arasında bölgesel bir taşıyıcı olarak görülen Türk Hava Yolları bugün dünyanın en geniş uluslararası uçuş ağlarından birini yönetiyor.
Birçok Avrupa havayolu küçülme planları yaparken THY büyüme planları açıklıyor.
Bazı şirketler yeni hat kapatırken THY yeni kıtalara açılıyor.
Bazıları maliyetleri düşürmeye çalışırken THY yeni kabin ürünleri geliştiriyor.
Bu tablo elbette tesadüf değil. Uzun yıllardır uygulanan ağ taşıyıcılığı stratejisinin sonucu.
Röportajda dikkatimi çeken en önemli başlıklardan biri premium ekonomi oldu.
Belki de açıklamalar arasında en kritik gelişme buydu.
Çünkü dünya havacılığında son on yılın en başarılı gelir modeli premium ekonomi sınıfı oldu. THY tarafından 2010 yılında Comfort Class adı altında başlatılan bu hizmet daha sonra bekleneni karşılayamamış ve uygulamaya son verilmişti.
Ekonomi sınıfından daha konforlu. Business class'tan daha ulaşılabilir.
Bugün birçok küresel havayolu kârlılığını artırırken premium ekonomi yolcusundan ciddi gelir elde ediyor.
THY'nin yeniden bu alana girmesi aslında gecikmiş bir hamle olarak da değerlendirilebilir.
Bu kez doğru uygulanırsa şirketin uzun menzilli uçuş gelirlerine önemli katkı sağlayabilir.
Bir diğer dikkat çekici konu ise Avustralya planları.
İstanbul'dan Sydney veya Melbourne'e aktarmasız uçuş fikri birkaç yıl önce birçok kişi için hayal gibi görünüyordu.
Bugün ise bu hedef artık somut bir takvime bağlanmış durumda.
Eğer planlandığı gibi gerçekleşirse Türk Hava Yolları sadece yeni bir hat açmış olmayacak.
Aynı zamanda dünyanın en prestijli uzun menzilli operasyonlarından birini gerçekleştirmiş olacak. İstanbul Havalimanı'nın küresel aktarma merkezi rolünü de daha da güçlendirecek.
Ancak bütün bu büyüme hikâyesinin bir de görünmeyen tarafı var. 800 uçaklık filo kulağa etkileyici geliyor. Lakin bu filoyu verimli yönetmek de satın almaktan daha zor.
Pilot, teknisyen, kabin ekibi ihtiyacı... Yedek parça tedariki ve bakım kapasitesinin yanında slot sorunları, hava sahası kısıtlamaları ile jeopolitik riskler üzerine ciddi çalışmalar gerektiriyor.
Ortadoğu'daki gelişmelerin bile bugün THY'nin frekans planlamasını etkilediğini görüyoruz.
Yani büyüklük beraberinde yeni kırılganlıklar da getiriyor.
Bana göre Ahmet Olmuştur'un açıklamalarında en önemli mesaj şu:
Türk Hava Yolları mevcut başarısını korumaya çalışmıyor. Bir üst seviyeye çıkmaya çalışıyor. Çünkü artık rakipler yalnızca Avrupa'daki geleneksel taşıyıcılar değil. Artık rakipler Dubai'de, Doha'da, Riyad'da, Singapur'da ve giderek büyüyen Asya pazarlarında bulunuyor.
Önümüzdeki on yıl THY açısından sadece büyümenin değil, kalite yarışının da dönemi olacak.
Premium ekonomi, yeni business class, JFK lounge yatırımı ve Avustralya'ya direkt uçuş hamlesi bunun bir işareti.
Yine de benim aklımda kalan soru farklı.
THY 800 uçaklık hedefe ulaşır mı? Muhtemelen evet.
50 milyar dolar gelir hedefine yaklaşır mı? Büyük ihtimalle evet.
Peki asıl soru şu:
Türk Hava Yolları büyüklükte dünyanın devleri arasına girerken, hizmet kalitesinde ve marka değerinde de aynı ligde kalabilecek mi?
Önümüzdeki yıllarda şirketin gerçek sınavı burada başlayacak. Havacılıkta büyük olmak önemlidir ve kalıcı olarak büyük kalabilmek çok daha zordur.
Emniyetli uçuşlarınız olsun.
Yorumlar