Gökyüzünde yine milyonlarca yolcu taşındı.
Binlerce uçak havalandı.
Milyarlarca dolarlık ekonomi döndü.
Ve bir kez daha gördük ki...
Türkiye'nin görünmeyen ihracat kahramanlarından biri hâlâ sivil havacılık.
GÖKYÜZÜNÜN ŞAMPİYONLARI
Türkiye İhracatçılar Meclisi hizmet ihracatı şampiyonlarını açıkladı.
Listeye bakıyorum.
Bir...
İki...
Üç...
Altı...
Türk Hava Yolları.
Pegasus.
SunExpress.
İGA.
TAV.
AJet.
Corendon.
Bunlar sadece şirket ismi değil.
Milyarlarca dolarlık döviz.
On binlerce istihdam.
Milyonlarca turist.
Yüz milyonlarca kilometrelik emek.
Türk Hava Yolları 24,1 milyar dolarlık gelirle yine zirvede.
Kolay mı?
Değil.
Pandemi...
Savaş...
Yakıt krizleri...
Kapanan hava sahaları...
Artan maliyetler...
Bütün bunlara rağmen Türkiye'nin kasasına döviz koymaya devam ediyorlar.
Bir vatandaş olarak bu başarıda emeği bulunan herkesi tebrik ediyorum.
Pilotundan teknisyenine...
Kabin memurundan yer hizmetlerine...
Operasyonundan kargosuna kadar...
Bu başarı ortak emektir.
Takdir etmek gerekiyorsa edelim.
Çünkü başarı alkışı hak eder.
THY'DE YENİ DÖNEM
Türk Hava Yolları Prof.Dr. Murat Şeker’in başa geçmesiyle yine kapsamlı bir atama sürecine girdi.
Yeni başkan yardımcıları.
Yeni yurt dışı müdürleri.
Afrika...
Avrupa...
Orta Doğu...
Asya...
THY büyüyor.
Büyüyen kurumlarda değişim kaçınılmazdır.
Bana göre bu atamalar burada bitmeyecek.
Özellikle Uçuş İşletme tarafında yeni değişiklikler görebiliriz.
Çünkü bazı alanlarda aksayan noktaları artık herkes konuşuyor.
Bazen en büyük iyilik...
Sorunu söylemektir.
Benim görebildiğim iki alan var.
Birincisi ikram.
İkincisi kabin hizmetleri.
Bakın şu Business Class yemeğine

Bana kalırsa burada yeniden değerlendirilmesi gereken başlıklar var.
Eleştiri düşmanlık değildir.
Tam tersine gelişmenin yakıtıdır.
Ama madalyonun diğer yüzü de var.
Yeni lounge'ları gezme fırsatı buldum.
Gerçekten çok başarılı.
Ferah.
Modern.
Konforlu.
İnsan kendisini büyük bir dünya markasının salonunda hissediyor.
İyi yapılan işi de söylemek gerekir.
Sadece eleştirmek kolaydır.
Takdir etmek de bir erdemdir.
TURİZM MASAL DEĞİL, SAHADA GÖRDÜĞÜN GERÇEKTİR
Geçen hafta "turizmde alarm zilleri çalıyor" demiştim.
Bu hafta yerinde gördüm.
Antalya'nın Side bölgesindeydim.
Sahilde kilometrelerce yürüdüm.
Otel lobilerine baktım.
Plajlara baktım.
Esnafla konuştum.
Su sporları işletmecileriyle sohbet ettim.
Manzara iç açıcı değildi.
Boşluk...
Sessizlik...
Bekleyiş...
Birileri hemen "Orta Doğu krizi" diyecek.
Peki...
Mısır dolu.
Yunan adaları dolu.
Onlarda kriz yok mu?
Var.
Ama turist hesabını yapıyor.
Tatil bütçesini hesaplıyor.
Bizim en büyük rakibimiz artık reklam değil.
Fiyat.
Acı ama gerçek.
Bir başka konu...
Side Antik Kenti.
Turizm sezonunun tam ortasında restorasyon.
Vinçler.
Şantiyeler.
Kapalı alanlar.
Elbette tarihi eser korunacak.
Ama bunun zamanı da önemli.

Milyonlarca turistin geldiği sezonda mı?
Yoksa daha sakin dönemlerde mi?
Üstelik anlamadığım başka bir şey daha var.
Ben arkeolog değilim.
Restorasyon uzmanı da değilim.
Ama binlerce yıllık taşların matkaplarla delinmesini görünce insan ister istemez soruyor.
Gerçekten olması gereken yöntem bu mu?
Side Müzesi'ne girdim.
Daha önce gördüğüm birçok eser yoktu.
Görevliye sordum.
"Depoya kaldırıldı."
Neden?
Müze sergilemek içindir.
Depolamak için değil.
Ve son olarak...
Sahildeki sigara yasağı.
Çok doğru bir uygulama.
İnsanlar büyük ölçüde kurallara uyuyor.
Ancak gece yarısına kadar süren yüksek sesli müzik hâlâ çözülmüş değil.
Tatil yapmak başka...
Başkalarını rahatsız etmek başka...
Kimsenin eğlenme özgürlüğü, başkasının dinlenme hakkının önüne geçmemeli.
İLAÇ DEĞİL, VİCDAN KAÇIRILMIŞ
Bu haftanın en önemli operasyonlarından biri...
Sahte reçeteler.
Kanser ilaçları.
Organ nakli ilaçları.
Milyonlarca liralık kamu zararı.
Havalimanları.
Kargo şirketleri.
Kurye ağı.
19 gözaltı.
Dosya büyüyor.
Haberi okuyunca yıllar öncesine gittim.
2014 yılı...
Babam kanserdi.
Kemoterapi ilacı arıyordum.
Reçetemiz vardı.
İlaç yoktu.
Türkiye'nin dört bir yanını aradım.
Bulamadım.
Sonra öğrendim.
Bazı fırsatçılar...
Bazı ilaçları usulsüz yollarla topluyor.
Yurt dışına çıkarıyor.
Bir kutudan yüzlerce dolar kazanıyor.
Kazanan onlar.
Kaybeden devlet.
Kaybeden hasta.
Kaybeden vicdan.
O gün bildiklerimi ilgili yerlere anlattım.
Şikâyet ettim.
Hatta bu işte adı geçen kişilerin kullandığı havayolu şirketine kadar gidip durumu aktardım.
"Bana kanıt getir" dediler.
Ben de dedim ki...
Kameraları açın.
Hiç uçuşu olmadığı halde pas biletle başka şehre gidip eczaneden poşetle çıkan, sonra aynı gün yine pas biletle İstanbul'a dönüp yurt dışına çıkan kişilere bakın.
Bulursunuz. İlacı da bulursunuz, elde ettiği yönetimi de , çalıştığı kurumu da…
Bakılmadı.
Bugün aynı yöntemlerle ilgili operasyon haberlerini okuyunca insan ister istemez düşünüyor.
Keşke o gün gereken hassasiyet gösterilseydi.
Belki bugün bu kadar büyümeyecekti.
***
Başarıyı alkışlamaktan çekinmeyelim.
Eksikleri söylemekten de korkmayalım.
Çünkü güçlü kurumlar...
Övgüyle değil...
Yapıcı eleştirilerle daha da güçlenir.
Hepinize emniyetli uçuşlar diliyorum.
İyi bir hafta sizlerle olsun.
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar