

Bu yazı, herhangi bir kurumun yöneticilerinin aylıkmaaş tutarlarını tartışmak için değil; kurumsal başarının çalışanlara nasıl yansıması gerektiği konusunda herkesi düşünmeye davet etmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Malum THY üst yöneticilerinin hakkedişlerisiyasilerimizce bir kez daha gündeme getirildi. Yanılmıyorsam bu son 5-6 ay içerisinde ikinci kez bu konuyu işlediler. Yayım organlarında üst yöneticilerin hak ediş miktarlarını anlatıyorlar.
Ben ise konuyu değişik bir pencereden, doğru yöne bakarak yorumlamak istedim.
Yapılan bu yayımlar nedeni ileson günlerde dünyanın önde gelen havayolu şirketlerinin(Lufthansa, British Airways, United, Air France) üst düzey yöneticilerine ödenen ücretleri inceledim. Tabii çalışanlarına da.
Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinin mali tablolarına ve üst yönetici ücretlerine baktığımızda ilk dikkati çeken unsur, yöneticilere ödenen milyonlarca dolarlık ücretlerdir. İlk bakışta bu rakamlar birçok kişiye yüksek gelecektir. Ancak gelişmiş ülkelerde tartışma yalnızca yöneticilerin ne kadar kazandığı üzerine yapılmaz. Asıl soru şudur: Şirketin oluşturduğu değer, çalışanlarına adil biçimde yansıyor mu? Dikkatler bunun üzerinde toplanır.
Bir şirketin yöneticisi yüksek ücret alabilir. Eğer o şirketi büyütüyor, hissedarına değer kazandırıyor, binlerce kişiye istihdam sağlıyor ve geleceğe güvenle taşıyorsa, bunun karşılığında yüksek ücret alması birçok ülkede doğal karşılanmaktadır. Ancak aynı ülkelerde gözden kaçırılmayan ikinci bir gerçek daha vardır.
Şirket büyürken yalnızca yöneticilerin gelirleri artmaz; çalışanların ücretleri, sosyal hakları ve emeklilerin yaşam standartları da belirli ölçülerde korunmaya çalışılır. Başarıdan doğan refahın mümkün olduğunca geniş bir kesime yayılması, kurumsal yönetimin önemli göstergelerinden biri kabul edilir.
Asıl konu bu noktada başlamaktadır. Bana göre cevabı aranması gereken soru budur.Şirketin başarısından yalnızca üst yönetim mi pay alıyor, yoksa o başarı çalışanlara da makul ölçüde yansıyor mu?
Çünkü bir havayolunu başarıya ulaştıran yalnızca Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdür veya Genel Müdür Yardımcıları değil. O başarının içinde kokpit, kabin, teknik ekip yer hizmetleri, kargo, satış ve insan kaynakları var.
Kurum kültürü de zaten böyle oluşur. Çalışan, "Ben de bu başarının bir parçasıyım." diyebildiği ölçüde aidiyet güçlenir.

Türk Hava Yolları bugün dünyanın en saygın havayollarından biri olma yolunda önemli mesafeler kat etmiş, gurur duyduğumuz bir marka. Uçtuğu ülke sayısı, filosu, yolcu kapasitesi ve uluslararası başarılarıyla yalnızca sektörün değil, ülkemizin de yüz aklarından.
İşte bu nedenle, kurumun başarısı konuşulurken yalnızca finansal sonuçları değil, bu başarının yöneticiler dışında çalışanlara danasıl yansıdığı da zaman zaman değerlendirilmelidir.Defaatle belirtmek isterim ki, Asıl tartışılması gereken konu, kurumsal başarının meyvelerinin ne kadar geniş bir kesime ulaştığıdır.
Bu değerlendirme kimseyi hedef almak anlamına gelmez. Tam tersine, güçlü kurumların en önemli özelliği yalnızca kârlarını değil, oluşturdukları değerin kurum içindeki yansımasını da önemsemeleridir.
Çünkü çalışanların satın alma gücünü koruyabildiği, kurumun başarısından kendilerine de pay düştüğünü hissedebildiği bir yapı, sadece bugünün değil yarının da güçlü kurumunu oluşturur.
Kurumsal yönetimin gerçek ölçüsü, yöneticilerin ne kadar kazandığı değildir.
Gerçek ölçü; şirketin ürettiği değerin, o başarıya katkı sağlayan insanlara ne ölçüde geri dönebildiğidir.
İŞTE BU NEDENLE TARTIŞILMASI GEREKEN KONU, "YÖNETİCİ NEDEN YÜKSEK ÜCRET ALIYOR?" DEĞİL; "KURUMUN BAŞARISI, TEPEDEKİ YÖNETİCİLER İLE BİRLİKTE O BAŞARIYI ÜRETEN ÇALIŞANLARA NE KADAR YANSIYOR?" OLMALIDIR.
Bizde ise bu konu gündeme Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdür, Yardımcıları ve Başkanlar ne kadar aylık ücret alıyorlar şeklinde gelmektedir.
Bilinmektedir ki başarı paylaşıldıkça kurumsal kültüre dönüşür. Paylaşılmadığında ise sadece rakamlarda kalan zaman içinde unutulacak bir başarı olarak kalır.Geçmişi incelerseniz birçok büyük başarının bu gün anımsanmadığını görmeniz mümkün.
Yazıyı beğenmeyebilirsiniz, hatta aynı şeyleri tekrar ediyor diye de düşünebilirsiniz.Evet, bir kurumun gerçek büyüklüğü, yalnızca filosunun büyüklüğüyle, açtığı yeni hatlarla ya da açıkladığı kâr rakamlarıyla ölçülmez.
Asıl büyüklük; o kurumda çalışan insanların sabah işe giderken hissettikleri güvenle, akşam evlerine dönerken taşıdıkları gururla ölçülür.Çünkü kurumları binalar değil, insanlar yaşatır.
Uçakları teknoloji uçurur; şirketleri ise inanç, adalet ve aidiyet duygusu yükseltir.
Yeni yönetimlerin önünde önemli bir fırsat vardır. Bu fırsat, sadece mevcut başarıyı korumak değil; çalışanların "Bu kurum benim de kurumum." diyebileceği çalışma iklimini daha da güçlendirmektir.Bazen bir teşekkür, bazen adil bir terfi, bazen de zamanında söylenmiş samimi bir söz, yıllarca unutulmayacak bir motivasyon kaynağı olabilir.
Kurumsal başarı, ancak çalışanların da kendilerini o başarının gerçek ortağı olarak hissettikleri ölçüde kalıcı hâle gelir.
Türk Hava Yolları bugün dünyanın saygın havayolları arasında yer alıyorsa, bunda tüm çalışanların, payı vardır.
Yarınları daha güçlü kılacak olan ise yalnızca yeni uçaklar ya da yeni hedefler değildir.
Asıl belirleyici olan; adaletin, liyakatin, güvenin ve ortak hedef duygusunun kurum kültürünün vazgeçilmez unsurları olarak yaşatılmasıdır.
Çünkü bir kurumun bilançosu bugünü anlatır.
Çalışanlarının kuruma duyduğu güven ise yarınını.
Şirketlerin gerçek büyüklüğünü kurumun üst yöneticilerine ödediği hak ediş miktarları ile değil, başarıdan doğan refahı hangi adalet anlayışı içinde paylaştıklarıyla ölçen insanlar günümüzde de fazlası ile mevcut. Bunu açıklıkla söyleyemeseler bile.
Yorumlar