Havalimanında bir Boeing 777 gördüğümüzde ilk baktığımız şey yolcu sayısıdır.
Kaç koltuğu var?
Doluluk oranı ne?
Business Class nasıl?
Oysa aynı uçağın birkaç metre altında, yolcuların neredeyse hiçbir zaman görmediği başka bir ekonomi dönüyor.
İlaçlar, elektronik ürünler, otomobil parçaları, cep telefonları, tekstil numuneleri, taze gıdalar, çiçekler, hatta başka bir uçağın yerde kalmasını önleyecek milyon dolarlık motor parçaları…
Hava kargo, yolcu havacılığının gölgesinde çalışan dev bir ekonomi.
Rakamlar bunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
IATA’ya göre havayolları yılda 62 milyon tonun üzerinde kargo taşıyor. Tonaj olarak dünya ticaretinin yüzde 1’inden azı havayoluyla taşınmasına rağmen, bu ürünlerin parasal değeri küresel ticaretin yaklaşık üçte birine karşılık geliyor.
Başka bir ifadeyle, uçakların kargo bölümlerinden yılda yaklaşık 8,3 trilyon dolarlık mal geçiyor.
İşte hava kargoyu ilginç yapan da bu.
Havayolu ağır olanı değil, çoğunlukla değerli ve acil olanı taşıyor.
Bir konteyner dolusu demir cevherini uçakla taşımazsınız.
Ama üretim hattını durdurabilecek küçük bir yarı iletkeni, organ nakli için gereken medikal ürünü ya da yerde kalan bir uçağı yeniden uçuracak parçayı saatler içerisinde kıtalar arasında götürmeniz gerekebilir.
O noktada kilogram başına maliyet ikinci plana düşer.
Asıl satın alınan şey zamandır.
Pandemi döneminde dünya bunun önemini çok net gördü.
Yolcu uçuşları durduğunda bazı havayolları koltuklarında yolcu yerine kutu taşımaya başladı. Çünkü yolcu uçakları yalnızca insan taşımıyordu; küresel hava kargo kapasitesinin önemli bir bölümü zaten onların alt kargo bölümlerinden sağlanıyordu.
Bugün ise hava kargo yeniden başka bir dönüşüm geçiriyor.
E-ticaret, küresel tedarik zincirlerinin değişmesi ve yüksek değerli teknoloji ürünleri sektörü büyütüyor. Boeing, dünya hava kargo trafiğinin 2043’e kadar yılda ortalama yüzde 4 büyüyerek yaklaşık iki katına çıkmasını bekliyor. Küresel kargo uçağı filosunun da 2023’teki 2 bin 340 seviyesinden 2043’te yaklaşık 3 bin 900 uçağa çıkacağı öngörülüyor.
Üstelik büyüme yalnızca bir tahmin değil.
2025 yılı dünya hava kargosu açısından rekor hacimle kapandı. 2026’nın Temmuz ayında da küresel talep bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 arttı. Daha da ilginci, IATA aynı dönemde özel kargo uçaklarının pazar payının arttığına dikkat çekiyor.
Bu sektörün ekonomik büyüklüğü havayollarının bilançolarında da görülüyor.
IATA, havayollarının 2026 yılında kargodan yaklaşık 162 milyar dolar gelir elde etmesini bekliyor.
Dolayısıyla bir havayoluna baktığımızda yalnızca kaç yolcu taşıdığına bakmak artık eksik bir değerlendirme.
Bazen İstanbul-New York seferindeki uçağın altındaki birkaç palet, üst kattaki onlarca yolcudan çok daha kritik bir ekonomik değer taşıyor.
Türkiye açısından ise mesele daha da önemli.
Çünkü İstanbul’un coğrafi konumu yıllardır anlatılıyor.
Avrupa’ya yakın.
Asya’nın üzerinde.
Afrika’ya birkaç saat mesafede.
Fakat coğrafya tek başına lojistik merkezi yaratmaz.
Kapasite, bağlantı, hız, teknoloji ve doğru transfer sistemi gerekir.
Turkish Cargo’nun son yıllardaki yükselişine biraz da bu açıdan bakmak gerekiyor.
Şirket, 2024’te FTK yani yük ton-kilometre bazında yüzde 5,7 küresel pazar payıyla dünyada üçüncü sıraya yükseldi; 2025’te de üçüncü sıradaki konumunu güçlendirdiğini açıkladı.
Ancak bundan daha önemli olan İstanbul’daki altyapı.
SMARTIST’in mevcut yıllık elleçleme kapasitesi 2,2 milyon ton. İkinci faz tamamlandığında hedef 4,5 milyon ton.
Bu rakamın anlamı yalnızca “daha fazla kargo taşımak” değil.
Asıl soru şu:
Türkiye dünya ticaretinin aktarma merkezlerinden biri olabilir mi?
Çünkü hava kargoda büyük para yalnızca ürünü A noktasından B noktasına götürmekte değil.
Depolamada, soğuk zincirde, ilaç lojistiğinde, e-ticaret dağıtımında, gümrük süreçlerinde, dijital takipte, ekspres teslimatta ve zaman kritik özel kargolarda.
Yani geleceğin hava kargo şirketleri sadece uçak işleten şirketler olmayacak.
Birer teknoloji ve lojistik platformuna dönüşecekler.
Belki de bu yüzden önümüzdeki yıllarda havacılığın en sert rekabetlerinden biri yolcu terminalinde değil, birkaç kilometre ötedeki kargo apronlarında yaşanacak.
Biz hâlâ havayollarının büyüklüğünü kaç yolcu taşıdığıyla ölçüyoruz.
Oysa bazen bir uçağın ekonomik olarak en değerli bölümü business class kabini değildir.
Altındaki birkaç metrekarelik kargo ambarıdır.
Yorumlar