Bir tarafta milyarlarca dolarlık gelir, yüzlerce uçak, dünyanın dört bir yanına uzanan seferler…
Diğer tarafta işe alımları durdurma kararı.
İnsan ister istemez soruyor:
THY büyüyor da bu büyümenin içinde insana yer kalmıyor mu?
Yanlış anlaşılmasın. Türk Hava Yolları’nın başarısıyla hepimiz gurur duyuyoruz. Dünyanın neresine gidersek gidelim, kuyruğunda Türk bayrağı taşıyan bir uçak görmek hepimizi mutlu ediyor.
Ama başarıları alkışlamak, yanlış olabilecek kararları sorgulamamıza engel değil.
Geçtiğimiz günlerde THY’nin üçüncü çeyrek bilançosu açıklandı. Şirket, üç ayda 8,3 milyar dolar gelir elde etmiş. Üstelik yolcu sayısı da artmış.
Güzel rakamlar…
Ancak işin bir de diğer tarafı var.
Yakıt maliyetleri ciddi şekilde yükselmiş, faaliyet karı gerilemiş. Yönetim de doğal olarak tasarruf tedbirlerine yönelmiş.
Buraya kadar anlaşılmayacak bir durum yok.
Fakat yönetimin açıkladığı önlemler arasında işe alımların dondurulması, erken emekliliğin teşvik edilmesi ve personel maliyetlerinin azaltılmasına yönelik düzenlemeler de bulunuyor.
Hedef, 2027’den itibaren yıllık yaklaşık 300 milyon dolarlık iyileşme sağlamak.
İyi de arkadaş, tasarruf denilince neden insan kaynağı ilk konuşulan başlıklardan biri oluyor?
Elbette her şirketin hesabını kitabını yapması gerekiyor. THY de hayır kurumu değil. Rekabet ediyor, yatırım yapıyor, para kazanmak zorunda.
Ama havacılık dediğimiz sektörün en önemli sermayesi yalnızca uçaklar değil ki…
O uçakları uçuran pilotlar, bakımını yapan teknisyenler, yolcusuyla ilgilenen kabin ekipleri, yerde operasyonu ayakta tutan binlerce çalışan var.
Bir de kapıda bekleyen gençler…
Yıllarca havacılık eğitimi almış, yabancı dil öğrenmiş, sınavlara hazırlanmış, hayalini THY üzerine kurmuş gençler.
Şimdi onlara ne diyeceğiz?
“Biz büyümeye devam ediyoruz ama siz biraz bekleyin” mi?
Bakın, burada mevcut çalışanların iş yükünün arttığını ya da operasyonun aksadığını iddia etmiyorum. Böyle bir sonuca varmak için elimizde yeterli veri yok.
Ancak merak ediyorum.
İşe alımlar durdurulurken emekli olanların yerleri nasıl doldurulacak? Yeni uçaklar geldikçe ihtiyaç duyulacak personel nereden bulunacak? Bugün alınmayan bir teknisyenin, yetiştirilmeyen bir pilotun eksikliği yarın hissedilmeyecek mi?
Bunların cevaplarını bilmek isterim.
Bir de meselenin çalışan tarafı var.
İnsan yalnızca maaşla çalışmıyor. Geleceğini görmek, değerli olduğunu hissetmek, çalıştığı şirkete güvenmek istiyor.
Bugün THY’nin büyüklüğünü konuşurken çalışanların geleceğe nasıl baktığını da konuşabilmeliyiz.
Çünkü şirketlerin bilançolarında görünmeyen bir kalem daha vardır:
Çalışanların aidiyet duygusu.
Kaybedildiğinde yerine koyması hiç de kolay değildir.
THY yönetiminin maliyetleri düşürmek istemesini anlayabiliyorum. Ama keşke insan kaynağına ilişkin planlarını da aynı açıklıkla kamuoyuyla paylaşsa.
Hangi pozisyonlarda işe alımlar durduruldu? Bu karar ne kadar sürecek? Operasyonel ihtiyaçlar nasıl karşılanacak?
Sorular basit.
Cevapları ise şirketin geleceği açısından önemli.
Sonuçta THY bizim için sıradan bir şirket değil. Türkiye’nin dünyadaki en önemli markalarından biri.
Büyüsün, güçlensin, daha fazla ülkeye uçsun. Buna kim itiraz eder?
Ama bir şeyi unutmayalım.
Uçak satın almak kolay olabilir. Yılların tecrübesini, emeğini ve şirkete duyulan güveni satın almak o kadar kolay değil.
O nedenle THY yönetimine küçük bir hatırlatmayla bitireyim.
Gökyüzünde büyümek güzel…
Yeter ki yerdeki insanların umutları küçülmesin.
10 KASIM
Bazı insanlar aramızdan ayrılır ama fikirleri yaşamaya devam eder.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk de yalnızca bir devrin lideri değil; aklın, bilimin, cesaretin, bağımsızlığın ve geleceğe inanmanın simgesidir.
Aradan geçen yıllar onun yokluğunu azaltmadı. Tam tersine, bize bıraktığı sorumluluğu daha da büyüttü.
Çalışmak… Üretmek… Sorgulamak… Bilimin ve aklın yolundan ayrılmamak… Ve bu ülkeyi her alanda daha ileriye taşımak.
Bugün gökyüzünde Türk bayrağı taşıyan her uçak, kurulan her tesis, yetişen her mühendis, pilot ve teknisyen; aslında geleceğe duyulan inancın da bir göstergesidir.
Atatürk’ün yıllar önce işaret ettiği ufuk hâlâ önümüzde duruyor:
“İSTİKBAL GÖKLERDEDİR.”
10 Kasım’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yalnızca özlemle değil; fikirlerine, hedeflerine ve bıraktığı mirasa sahip çıkma sorumluluğuyla anıyorum.
Saygıyla, minnetle ve hiç dinmeyen bir özlemle…
Yorumlar