Bir kabin memuru gece başını yastığa koyduğunda ertesi günkü görevini değil, işten çıkarılıp çıkarılmayacağını düşünüyorsa orada korku imparatorluğu hüküm sürüyor demektir.
İnsanlar rüyalarında işten kovulduklarını görüyor, sabah aynı korkuyla uyanıyor, ardından üniformalarını giyip uçuşa gidiyorsa kimse bu tabloyu sıradan bir personel memnuniyetsizliği olarak geçiştiremez. Çalışanın uykusuna kadar giren belirsizlik, şirket kapısında bırakılabilen bir korku değildir. O korku servis aracına da biner, brifing odasına da girer, uçağa da taşınır.
Bazı platformlarda THY çalışanlarının paylaştığı yorumları okuyorum. Bir çalışan işten çıkarıldığını rüyasında gördüğünü anlatıyor. Bir başkası, 21 yıllık çalışma hayatının 14 yılını THY’de geçirdiğini, kendisini hiç bu kadar değersiz hissetmediğini söylüyor. Bir diğeri ise hiçbir kusuru olmadığını belirterek aldığı “verimsizlik” mesajının ardından neden işini kaybetme korkusu yaşadığını anlamaya çalışıyor. Bu anlatılanların her biri, yönetimin çalışanları dinlemesi ve açıkça cevap vermesi için yeterli bir sebeptir. Bilemiyorum benim okuduklarım bu sayfalarda mı kalıyor yoksa yönetim katına kadar ulaştırılıyor mu?
En sarsıcı olanı da insanların artık işten çıkarılmayı bir kurtuluş ihtimali olarak düşünmeye başlamasıdır. Yıllarını verdiği işyerinde geleceğini kurması gereken bir çalışan, tazminatını alıp uzaklaşmanın hesabını yapıyorsa aidiyet ağır yara almış demektir. Böyle bir noktaya bir günde gelinmez. İnsan önce anlatmaya çalışır, sonra anlaşılmayı bekler, en sonunda da umudunu keser. Yönetimin asıl sorgulaması gereken, çalışanını bu son noktaya THY yönetiminde alınan kararların nasıl etki ettiğini görmesi gerekmez mi?
THY yönetimine soruyorum: Gece rüyasında kovulduğunu gören, sabah telefonuna gelecek mesajdan korkan, geçimini nasıl sürdüreceğini düşünen bir kabin memurundan hangi ruh haliyle göreve başlamasını bekliyorsunuz? Aklının bir köşesinde sürekli “Sıra bana mı gelecek?” sorusu dolaşan insanın dikkatini bütünüyle işine vermesini bekleyebilir misiniz? Uçuşta sakin, dikkatli, sabırlı ve her an hazırlıklı olmasını istediğiniz çalışana, yerde ne kadar huzur sağlıyorsunuz? Uçuş emniyetinden söz ederken bu soruları da cevaplamak zorundasınız.
Bu çalışanlar bütün kaygılarına rağmen görevlerini sorumlulukla yerine getirmek için çabalıyor. Ancak onların meslek disiplinine güvenerek taşıdıkları yükü sürekli artırma hakkınız yok. Emniyet konusunda titizlik bekleyen bir yönetimin, çalışanın iş kaygısı olamayacak, dikkatini ve kendisini güvende hissetmesini de aynı ciddiyetle ele almalısınız. İnsanların dayanma gücünü sınayarak sürdürülebilir bir çalışma düzeni kurulamaz.
Kabin memurunu yalnızca servis yapan, gülümseyen, yolcunun talebini karşılayan bir çalışan olarak gören anlayış zaten mesleğin sorumluluğunu kavrayamamıştır. O insanlardan gerektiğinde paniği yönetmesini, acil durumda hızla karar vermesini ve yolculara yardımcı olmasını bekliyorsunuz. Böylesine ağır bir sorumluluğu taşıyan çalışanların zihnini sürekli işsizlik korkusuyla meşgul etmenin sonuçlarını da düşünmelisiniz. Uçuş emniyetini önemsemek, o emniyet için görev yapan insanın çalışma koşullarını önemsemeyi gerektirir.
Bir çalışana “verimsiz” diyorsanız bunun ölçüsünü açıklayacaksınız. Hangi somut değerlendirmeyle bu sonuca vardığınızı, çalışanın neyi eksik yaptığını ve kendisini nasıl geliştirebileceğini ortaya koyacaksınız. İnsanları anlamını çözemediği mesajlarla baş başa bırakıp kendi gelecekleri hakkında tahmin yürütmeye mahkum edemezsiniz. Yılların emeği, açıklamasız bir nitelemeyle değersizleştirilemez.
Buradan bir uçuşun emniyetsiz gerçekleştirildiği sonucunu çıkarmıyorum. Fakat çalışanların anlattığı bu huzursuzluğu, üzerinde durulması gereken ciddi bir uyarı olarak görüyorum.
THY’nin büyüklüğünü anlatırken uçak sayısını, uçulan ülkeleri, taşınan yolcuları sıralıyorsunuz. O büyüklüğü her gün emeğiyle ayakta tutan insanların yaşadıklarına da aynı dikkatle bakın. Uçağa gülümseyerek giren çalışanın geceyi hangi kaygıyla geçirdiğini merak edin. Şirketine yıllarını vermiş insanların neden artık ayrılmayı bir çıkış yolu olarak gördüğünü anlamaya çalışın.
Bırakın kabin memurlarının yakasını. İnsanları her sabah işlerini kaybetme korkusuyla uyandıran belirsizliği giderin.
Çalışanın rüyasına işsizlik korkusu sokup ertesi gün ondan bütün kaygılarını kapıda bırakmasını bekleyemezsiniz.
Türkiye’de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçu nasıl tutuklamanın bahanesi haline getiriliyorsa, sizde de “performans” işten çıkarmanın bahanesi olmamalı.
İnandırıcı bir şeyler üretin artık.
Yorumlar