Bazen bir hafta içinde o kadar çok şey birikir ki…
Yol görürsünüz, şehir görürsünüz, insan görürsünüz, haber görürsünüz.
Bir bakarsınız ki turizmden ekonomiye, havacılıktan adalete kadar aynı sorular dönüp duruyor.
Haydi gelelim bu haftanın notlarına…
Turizm yalnızca tabelayla olmaz
Geçtiğimiz hafta İzmir’de olduğumu yazmıştım.
Yıllar sonra Efes Antik Kenti’ni de tekrar ziyaret ettim.
İnsan ister istemez heyecanlanıyor.
Ama doğrusu biraz da üzüldüm.
Üç tane vinç ve “Deneyim Müzesi” dışında neredeyse her şey aynı.
Onun dışında yıllardır gördüğümüz tablo pek değişmemiş.
Ama değişen bir şey var: ücretler.
Efes’e giriş zaten ücretli.
Yetmiyor.
Kulaklıkla bilgi almak istiyorsunuz… ayrı bilet.
Efes Antik kenti içinde yer alan Yamaç evlerini görmek istiyorsunuz… ayrı bilet.
Yine alan içindeki Deneyim müzesine girmek istiyorsunuz… 600 TL.
Aynı alan içinde bölünmüş bir sürü ücretli yer. Taksite bağlanmış sanki.
Bir de hatıra almak isterseniz…
Maketi 4000 liradan başlıyor.
Şimdi insan soruyor.
Arkadaş…
Belki 10 yıldır gelmemiş bir ziyaretçi olarak soruyorum:
Bu paralarla ne yapıldı?
Tarih dediğimiz şey bizim ortak mirasımız.
Bir ülkede öğrenciler kendi tarihine bilet alarak girmemeli.
En azından öğrencilere ücretsiz olmalı.
Tarih müzeleri yalnızca kapıya turnike koymak değildir.
Turizm deneyimdir.
Ve biraz da vicdandır.
Turizm önce ekonomi ister
İzmir’den devam edelim.
Şirince…
Çeşme…
Alaçatı…
Kartpostallık yerler.
Ama vitrin başka, gerçek başka.
Gezdiğinizde görüyorsunuz.
Her yerde kiralık dükkân.
Her yerde satılık iş yeri.
Esnafın yüzü gülmüyor.
Turizmi canlandırmak istiyorsak önce ekonomiyi düzeltmemiz gerekiyor.
Çünkü turizm yalnızca otel değildir.
Turizm;Restoran,kafe,esnaf,pazar,ulaşım demektir.
Biz ise sürekli aynı cümleyi duyuyoruz.
“Şahlanıyoruz.”
Ama bazen insan bakınca şöyle düşünüyor.
Şahlanmak mı?
Yoksa yerimizde patinaj mı çekiyoruz?
Petrol yükselirse her şey yükselir
Dünya gündeminde ise başka bir mesele var.
ABD – İran gerilimi.
Petrol fiyatları yükseliyor.
Petrol yükselince ne olur?
Önce havacılık etkilenir.
Jet yakıtı pahalanır.
Sonra uçak biletleri.
Ardından otobüs.
Ardından nakliye.
Ve tarım.
Mazot artınca çiftçinin maliyeti artar.
Sonra market.
Yani mesele sadece uçak bileti değildir.
Mesele soframızdaki ekmektir.
Bir de üstüne köprüler ve otoyollar…
Zaten ateş pahası.
Bir de özelleştirme dedikoduları konuşuluyor.
Şimdi insan soruyor.
Yıllardır vergi ödüyoruz.
Neden her hizmet için ayrı ayrı ödeme yapıyoruz?
Bu sorunun cevabı verilmeden ekonomiyi konuşmak zor.
Havacılığın konuştuğu dava
Havacılık sektöründe uzun süredir konuşulan bir dosya var.
DHMİ eski İşletme Dairesi Başkanı Mehmet Cemil Acar.
Rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla yargılanıyordu.
Yaklaşık 11 aydır tutukluydu.
Son duruşmada tahliye edildi.
Dava 11 Mayıs’a ertelendi.
Dosyada ciddi iddialar var.
Banka kasalarında bulunduğu öne sürülen altınlar.
Evinde bulunan kilolarca altın.
Yüksek miktarda döviz.
Mal varlığı tartışmaları.
Ama unutmayalım.
Türkiye’de hukuk, bir temel ilkeye dayanır.
Suç sabit olana kadar herkes masumdur.
O yüzden yargının vereceği nihai kararı beklemek gerekir.
Ama kamuoyunun merakı da büyük. İnsanların aklında bin bir türlü soru.
Çünkü bu tür dosyalar yalnızca bir kişinin meselesi değildir.
Devlete güven meselesidir.
Herkesin aklındaki soru aynı.
Gerçek ne?
Bunu en doğru şekilde ortaya koyacak olan da yine mahkemelerdir.
Tekrar yakalama talebi de bir şeylerin halen bitmediğinin başka bir göstergesi.
Bekleyip görelim.
THY’de estetik tartışması
Bir başka gündem maddesi.
Türk Hava Yolları’nda kabin ekiplerinin dış görünümüne ilişkin yeni bir düzenleme getirildi.
Botoks, dolgu ve yüz estetiği konusunda sınırlamalar.
Şirket “Daha doğal görünüm” istiyor.
Havayolları dünyanın her yerinde kabin ekipleri için belirli standartlar uygular.
Bu yeni düzenleme de bu çerçevede değerlendiriliyor.
Ama tartışma büyük.
Çünkü bazıları şöyle diyor:
“Daha önemli sorunlar varken bu mu konuşulacak?”
Belki de mesele burada.
Kurumsal görünüm elbette önemli.
Ama çalışan memnuniyeti de en az onun kadar önemli.
Bazen şirketler aynaya bakarken yalnızca üniformayı değil…
İnsanı da görmeli.
Aidiyeti kaybettirmemek lazım.
Verilen sözlerin yutulmaması lazım.
Öyle değil mi?
Bir büyük isim daha gitti
Ve haftanın en hüzünlü haberi…
Prof. Dr. İlber Ortaylı.
Türkiye’nin en önemli tarihçilerinden biriydi.
Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele ediyordu.
Koç Üniversitesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti.
Bir akademisyen.
Bir anlatıcı.
Bir tarih hafızası.
O’nunla birlikte yalnızca bir insanı değil…
Bir kültür birikimini uğurladık.
Tüm Türkiye olarak başımız sağolsun.
Mekânı cennet olsun.
***
Böyle bir hafta işte.
Turizmden ekonomiye…
Havacılıktan tarihe…
Sorular çok.
Cevaplar ise hâlâ beklemede.
Ama bir gerçek var.
Bu ülke her şeye rağmen konuşarak, tartışarak ve düşünerek, adaletli bir şekilde yol alacak.
Başka çaremiz yok.
Ona öyle buna öyle olmaz!
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar