Uçakta yenen yemeğin tadı, çoğu zaman Michelin yıldızlı bir restorandakinden daha iyi gelir insana.
Evet, daha iyi.
Çünkü o anda mesele teknik değildir.
Tabak, sunum, pişirme derecesi değildir.
Açsındır, yorgunsundur, saat belirsizdir.
Beden yerini, zamanını şaşırmıştır.
Uçakta yemek, bir lüks anı değil; bir rahatlama anıdır.
“Tamam, buradayım ve biri bunu düşünmüş” hissidir.
O yüzden bazen sıradan bir pilav,
yerdeki en iyi tabaktan daha yerli yerine oturur.
Geçen hafta THY’nin ekonomi sınıfı yemeğiyle United Airlines’ınfirstclass yemeğinin yan yana konduğu paylaşımlar tam olarak bunu hatırlattı.
Sınıf farkını değil, hâl farkını.
Bazı havayolları yemeği sadece servis olarak görür.
Bazılarıysa o tepsiyi, yolcunun en savunmasız anına bırakılan küçük bir not gibi düşünür.
Ve işte o zaman, teknik olarak “daha iyi” olmayan bir yemek,
insana çok daha iyi gelir.
Michelin yıldızı yoktur belki.
Ama doğru anda gelir.
Ve bazen mesele tam olarak budur.
Uçakta yemek, hafızaya kazınan bir deneyim değildir;
insanı o anın içinden çıkaran küçük bir mola gibidir.
Ne kadar kısa olursa olsun, yolculuğun yükünü bir anlığına hafifletir.
Belki de bu yüzden bazı tepsiler unutulmaz.
İçindekiler yüzünden değil;geldikleri an, geldikleri yer ve bıraktıkları his yüzünden.
Yorumlar