12 Ekim 2026, Pazartesi
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Serdar BAŞAĞAOĞLU [email protected]

Tavuk aynı tavuk, hesap hep aynı yere!

Bir tarafta milyarlarca dolarlık uçaklar.

Diğer tarafta bir tabak tavuk.

Bir tarafta dünyanın dört bir yanında sponsorluklar.

Diğer tarafta maaşını, sosyal haklarını, ulaşım imkânlarını düşünen çalışanlar.

Bir tarafta büyüme hedefleri.

Diğer tarafta küçülen beklentiler.

Burası Türk Hava Yolları.

Dünyanın sayılı hava yolu şirketlerinden biri.

Ama galiba birileri büyümekle büyüklüğü birbirine karıştırıyor.

HEDEF 12 Mİ, PERSONELİN SABRI MI?

Şu meşhur Hedef 12 meselesi...

Yazıyoruz.

Çiziyoruz.

Anlatıyoruz.

Bitmiyor.

Bir şirket tasarruf yapabilir. Verimlilik arayabilir. Maliyetlerini düşürmek isteyebilir.

Bunların hepsi normal.

Ama tasarrufun adresi sürekli çalışan olursa orada bir sorun var demektir.

Personelin yıllar içinde elde ettiği haklar, yönetimlerin bütçe kalemi gibi görülmemeli.

Hele hele çalışanların haklarından vazgeçmeleri yönünde baskı hissetmelerine yol açacak uygulamalardan uzak durulmalı.

Çünkü insan kaynağı, bir bilançonun en kolay silinebilecek satırı değildir.

Bugün birkaç kuruş tasarruf ettiğinizi düşünürsünüz.

Yarın tecrübeli personeliniz başka kapılara yönelir.

Bir sonraki gün eğitim maliyetleriniz artar.

Sonra hizmet kaliteniz düşer.

İki, üç yıl sonra dönüp bakarsınız...

Tasarruf ettiğinizi sandığınız paranın çok daha fazlasını kaybetmişsiniz.

Havacılıkta deneyim kolay kazanılmıyor.

Bir pilotu, teknisyeni, kabin memurunu, yer personelini yetiştirmek yıllar alıyor.

Uçağı satın alabilirsiniz.

Motorunu değiştirebilirsiniz.

Koltuklarını yenileyebilirsiniz.

Ama tecrübeyi katalogdan sipariş edemezsiniz.

Gelin, bu yanlıştan dönün.

Çalışanlarınızı dinleyin.

Gerçekten dinleyin.

Topu başka şirketlere atarak, sorumluluğu farklı kurumlara havale ederek bu gibi meseleler çözülmez.

Örneğin şu personel ulaşım hatları... Halkalı Hattı?

Çalışanın günlük hayatını doğrudan etkileyen bir konu.

Elmayla armudu birbirine karıştırmayın.

Bir şirketin kendi çalışanına sunduğu imkânlarla başka bir şirketin uygulamalarını karşılaştırmak, her zaman doğru sonuca götürmez.

Önce kendi çalışanınızın ne söylediğine bakın.

Çünkü şirketin gerçek gücü, yalnızca filosundaki uçak sayısıyla ölçülmez.

O uçakları uçurmak için çalışan insanların kuruma duyduğu güvenle de ölçülür.

18 BİN LİRALIK BİLET, BİTMEYEN TAVUK!

Gelelim yolcuya.

Millet artık gıdaklayacak!

Tavuk.

Yine tavuk.

Bir daha tavuk.

Elbette tavuk ikram edilmesinde tek başına bir sorun yok.

Ama bir hava yolu şirketinin ikram anlayışı, yolcunun beklentisini de karşılamalı.

Hele yurt içinde business class bilete 18 bin lira ödeyen bir yolcu söz konusuysa...

O yolcu yalnızca A noktasından B noktasına gitmiyor.

Bir hizmet satın alıyor.

Konfor satın alıyor.

Ayrıcalık satın alıyor.

Ve ödediği paranın karşılığını görmek istiyor.

Bu kadar yüksek bedellerin konuşulduğu bir ortamda ikram çeşitliliğini sorgulamak da yolcunun en doğal hakkı.

Kaldı ki mesele yalnızca yemek değil.

Mesele anlayış.

Bir hava yolu şirketinin temel işi nedir?

Yolcu taşımak.

Kargo taşımak.

Hizmet sunmak.

Peki şirketin ticari başarısının merkezinde kim var?

Yolcu.

Uçak alıp satarak mı sürdürülebilir büyüme sağlanacak?

Borsadaki hisse hareketleriyle mi?

Yoksa yolcunun tekrar tekrar aynı şirketi tercih etmesiyle mi?

Elbette havacılıkta finansman, yatırım, filo yönetimi ve yan gelirler önemlidir.

Ama bunların hiçbiri müşteriyi ikinci plana atmanın gerekçesi olamaz.

Yolcunun tabağına bakarken şirketin itibarını unutmayın.

ESKİDEN DÖRT SAAT VARDI, ŞİMDİ ÜCRET VAR!

Bir de şu erken uçuş meselesi...

Hatırlayanlar bilir.

Türk Hava Yolları'nda geçmişte belirli koşullarda uygulanan dört saatlik bir kolaylık vardı.

Havalimanına erken geldiniz.

Önceki uçakta yer var.

Bilet koşullarınız uygun.

Hop!

Önceki sefere aktarılabiliyordunuz.

Üstelik ilave ücret ödemeden.

Şimdi ise benzer taleplerde ücretle karşılaşılabiliyor.

İşte benim anlamadığım nokta burası.

Diyelim ki yolcu business class bilet almış.

Havalimanına erken gelmiş.

CIP salonuna geçmiş.

Önceki uçakta da boş koltuklar var.

Hem de az değil.

Şimdi soruyorum.

O koltuk boş gideceğine yolcuyu neden daha erken göndermiyoruz?

Yolcu memnun olur.

Salonda daha az vakit geçirir.

Bir sonraki seferde boşalan koltuk yeniden satış imkânı yaratabilir.

Üstelik operasyonel koşullar uygunsa kapasite daha verimli kullanılabilir.

Elbette gelir yönetimi, bilet sınıfları, bağlantılı uçuşlar ve operasyon planlaması gibi teknik ayrıntılar var.

Biliyorum.

Ama bunların hiçbiri yolcu lehine bir kolaylığın yeniden değerlendirilmesine engel değil.

Eski uygulama neden değişti?

Hangi ticari gerekçeyle değişti?

Yolcu memnuniyetine etkisi ölçüldü mü?

Biri çıkıp anlatsın.

Belki de bizim bilmediğimiz çok önemli bir hesap vardır.

Ama hesap varsa açıklaması da olmalı.

Çünkü her boş koltuktan ücret kazanma düşüncesi, bazen dolu bir uçağın sağlayacağından daha büyük bir müşteri memnuniyetini kaybettirebilir.

SPONSORLUK VAR, TASARRUF VAR... AMA KİME?

Şimdi gelelim büyük resme.

Liverpool futbol takımı...

İngiltere'deki havalimanı çevresinde bulunan devasa küre...

İstanbul'a doğrudan uçuş bağlantısı bulunmayan noktalardaki oteller...

Uluslararası sponsorluklar...

Bunların Türk Hava Yolları'na ne kazandırdığını bilmek isterim.

Yanlış anlaşılmasın.

Sponsorluk kötüdür demiyorum.

Dünya markası olmak isteyen bir şirket elbette reklam yapacak.

Tanıtım yapacak.

Yeni pazarlara ulaşacak.

Ama her harcamanın bir karşılığı olmalı.

Kaç yeni yolcu kazandırdı?

Marka bilinirliğini ne kadar artırdı?

Bilet satışlarına nasıl yansıdı?

Yatırımın geri dönüşü ne oldu?

Ölçülebilir sonuçlar varsa açıklansın.

Biz de öğrenelim.

Çünkü aynı dönemde çalışanların hakları ve yolculara sunulan hizmetler üzerinden tasarruf tartışmaları yaşanıyorsa, kamuoyunun bu soruları sorması son derece doğal.

Bir tarafta uluslararası tanıtım bütçeleri konuşulurken diğer tarafta çalışanların kazanılmış hakları gündeme geliyorsa, yönetimin öncelikleri de sorgulanır.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Tasarruf gerçekten her yerde mi?

Yoksa bazı kalemlerde mi?

YURT DIŞINDA KAÇ MÜDÜRLÜK VAR?

Bir başka mesele...

Yurt dışı teşkilatı.

Türk Hava Yolları dünyanın pek çok noktasında faaliyet gösteriyor.

Elbette bu büyüklükte bir şirketin yurt dışı organizasyonu olacak.

Ama her organizasyonun verimliliği de düzenli olarak ölçülmeli.

Ofis kiraları...

Araç giderleri...

Yakıt...

Temsil ve ağırlama harcamaları...

İdari maliyetler...

Bunların toplamı nedir?

Hangi müdürlük ne kadar ticari katkı sağlıyor?

Hangi noktada mevcut yapılanma gerekli, hangi noktada daha ekonomik bir model mümkün?

Bunlar sorulmayacak da ne sorulacak?

Personelin ulaşım imkânını tartışırken dünyanın başka bir köşesindeki ofisin maliyetine bakmamak olmaz.

Tasarruf dediğiniz şey adil olmalı.

Yalnızca aşağıya doğru işlememeli.

SAKAL SERBEST, PEKİ DİĞER MESELELER?

Bir de sakal meselesi çıktı.

Havacılık dünyasında gelişmeler yaşanıyor.

Yeni uçaklar, yeni teknolojiler, yeni rekabet koşulları...

Bizim gündemimizde sakal serbestisi.

Yanlış anlaşılmasın.

Çalışanların kişisel görünümüne ilişkin kuralların koşullara göre güncellenmesine karşı değilim.

Ama öncelik sıralaması da önemli.

Çalışan ulaşımını konuşuyor.

Özlük haklarını konuşuyor.

Çalışma koşullarını konuşuyor.

Biz sakalı konuşuyoruz.

Madem çalışanların ihtiyaçlarına göre düzenleme yapılıyor...

O halde kadın pilotların ve kabin memurlarının özel sağlık ihtiyaçlarına yönelik izin ve çalışma düzenlemelerini de değerlendirin.

Örneğin özel dönemlerinde ihtiyaç duyan çalışanlara uygun dinlenme ve izin imkânları sağlayacak bir model üzerinde çalışın.

Uçuş emniyetini, ekip planlamasını ve çalışan mahremiyetini gözeten bir düzenleme neden tartışılmasın?

Çalışan odaklı yönetim yalnızca kıyafet ve görünüm kurallarıyla sınırlı kalmamalı.

Bir şirketin büyümesini isterim.

Hele Türk Hava Yolları gibi ülkemizi temsil eden bir markanın dünya havacılığında daha güçlü olmasını hepimiz isteriz.

Ama büyüme yalnızca uçak sayısıyla olmaz.

Çalışan memnuniyetiyle olur.

Yolcu sadakatiyle olur.

Adil yönetimle olur.

Akılcı harcamayla olur.

Şeffaflıkla olur.

Personelin haklarını tartışırken sponsorluk bütçelerini de konuşabilmeliyiz.

Yolcunun ikramını hesaplarken yurt dışı temsil giderlerini de sorgulayabilmeliyiz.

Boş koltuktan ücret kazanmayı düşünürken müşteri sadakatinin değerini de hesaplayabilmeliyiz.

Ve en önemlisi...

Çalışanların sesini duymalıyız.

Çünkü bugün duyulmayan ses, yarın kurumdan ayrılan deneyim olabilir.

Bugün önemsenmeyen yolcu, yarın başka hava yolunun sadık müşterisi olabilir.

Bugün tasarruf diye görülen karar, yarın çok daha büyük bir maliyet olarak karşımıza çıkabilir.

Sayın THY yönetimi...

Biraz da bunlara bakın.

Biraz da bunları dinleyin.

Kılda keramet ararken asıl meseleleri gözden kaçırmayın.

Unutmayın...

Tavuktan tasarruf edilir.

Boş koltuktan gelir hesaplanır.

Bütçeden rakam silinir.

Ama kaybedilen güvenin yerine yenisini koymak o kadar kolay değildir.

***

Uçakların kaç koltuklu olduğunu biliyoruz.

Peki o koltuklara insanları yeniden oturtacak güvenin değerini biliyor muyuz?

Hepinize güzel bir hafta dilerim.

Serdar BAŞAĞAOĞLU

[email protected]

Tavuk aynı tavuk, hesap hep aynı yere!

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000