Bazen bir haftaya bakıyorsunuz…
İçiniz kararıyor.
Bazen de aynı haftanın içinde küçücük bir haber çıkıyor karşınıza.
“Demek ki oluyormuş” diyorsunuz.
Bu hafta ikisini de yaşadık.
Hem güldük.
Hem düşündük.
Hem sevindik.
Hem de yine aynı soruyu sorduk:
Biz bazı işleri neden bu kadar zorlaştırıyoruz?
Önce Almanya’dan başlayalım.
Sabiha Gökçen ile Köln Bonn Havalimanı “kardeş” oldu.
Hayırlı olsun.
Bilgi paylaşacaklar.
Tecrübe paylaşacaklar.
Dijitalleşmeyi konuşacaklar.
Operasyonu konuşacaklar.
Yolcu deneyimini konuşacaklar.
Vallahi güzel.
Özellikle Almanlar açısından!
Çünkü bizim yıllardır kafamızdaki Almanya başka…
Disiplin.
Düzen.
Dakiklik.
Sistem.
Ama havalimanına gidiyorsunuz, bazen o meşhur Alman sisteminin bagaj bandında kaybolduğunu görüyorsunuz.
Frankfurt başta olmak üzere Alman havalimanlarında son yıllarda bagaj ve operasyon aksaklıklarının haberlerini az okumadık.
Hatta geçtiğimiz gün bile Frankfurt Havalimanı onlarca valizi kaybetti. Yok.
Dolayısıyla kardeşlik iyi olmuş.
Belki Almanlar Sabiha Gökçen’den bir şeyler öğrenir.
İstanbul gibi bir şehirde, o trafikle, o yolcu yoğunluğuyla havalimanı işletiyorsanız…
Alman kardeşe anlatacak birkaç hikâyeniz mutlaka vardır.
Gelelim HAVAİST’e.
Bu hafta yine potaya sokulmaya çalışıldı.
Ben bazen gerçekten anlamıyorum.
Bir sorun çıkıyor.
Herkes en kolay hedefe koşuyor.
Kim yaptı?
HAVAİST.
Niye yaptı?
Bilmiyoruz.
Kim karar verdi?
Bakmadık.
Ama suçlu hazır!
Oysa tartışmaya konu olan Halkalı hattıyla ilgili kararın kim tarafından ve hangi gerekçeyle alındığına bakmadan faturayı taşıma şirketine kesmek kolaycılık olur.
Benim itirazım buna.
HAVAİST özel bir şirket.
Eleştirilemez mi?
Elbette eleştirilir.
Yanlış yaparsa yazılır.
Eksik yaparsa yazılır.
Ben de yazarım.
Ama iyi yaptığı şey de yazılır.
Gece seferi koyuyorsa yazılır.
Yolcu mağdur olmasın diye ek planlama yapıyorsa yazılır.
Personel taşımacılığında çözüm üretiyorsa yazılır.
Yatırım yapıyorsa yazılır.
Üstelik yaptığı ticari faaliyet üzerinden kamuya ve yerel yönetimlere gelir oluşturuyorsa, o da konuşulur.
Eleştiri dediğin şey terazidir.
Bir kefesine yalnızca kusurları koyarsanız…
Onun adı eleştiri olmaz.
Onun adı peşin hüküm olur.
İşte bu yüzden Halkalı hattı için asıl sorumluya bakmak lazım.
Kim kaldırdı ?
Bu haftanın beni gerçekten üzen haberi ise TALPA’dan geldi.
Ebru Avcı Karataş ayrıldı.
Tam 14 yıl.
Kolay değil.
Havacılıkta 14 yılda yönetimler değişir.
Başkanlar değişir.
Genel müdürler değişir.
Mevzuatlar değişir.
Uçaklar değişir.
Logolar bile değişir.
Nitekim TALPA’nın logosunda bile O’nun emeği var.
Ama bazı insanlar vardır…
Kartvizitindeki unvanıyla hatırlanmaz.
Varlığıyla hatırlanır.
Ebru Hanım benim için öyleydi.
TALPA’nın kurumsal hafızalarından biriydi.
Basınla ilişkilerinde her zaman ulaşılabilir, yapıcı ve sıcak bir isimdi.
Şunu da söyleyeyim:
Bu camiada herkesi memnun etmek mümkün değildir.
Herkesin sizi sevmesi ise neredeyse imkânsızdır.
Ebru Hanım bunu başaran ender insanlardan biriydi.
Yeni nesil bugün bunun değerini çok anlamayabilir.
Zaman geçsin.
Bir telefon açılması gerektiğinde…
Bir geçmiş bilgi aranırken…
“Bunu kim biliyordu?” denildiğinde…
Anlaşılır.
Bazı insanların kıymeti giderken değil…
Yokluğu hissedildiğinde anlaşılır.
Bakalım bundan sonra TALPA’nın iletişimi nasıl şekillenecek.
Basınla ilişkileri nasıl olacak.
Kurumsal hafıza nasıl korunacak.
Gerçekten merak ediyorum.
Yolunuz açık olsun Ebru Hanım.
Gelelim haftanın tadına doyulmaz haberine.
Pegasus
Uzun zamandır Türk sivil havacılığında güzel bir hikâye yazıyor.
Sessiz sedasız değil üstelik.
Uçak alıyor.
Hat açıyor.
Teknolojiye yatırım yapıyor.
Büyüyor.
Şimdi de Çekya Hava Yolları ve Smartwings Grubu’nun satın alma sürecini resmen tamamladı. Pegasus’un resmi açıklamasına göre düzenleyici onayların ardından işlem 1 Ekim itibarıyla kapandı.
Rakam önemli.
Birleşen yapıda 175’in üzerinde uçak var.
Daha önemlisi…
İki şirketin mevcut kesin siparişleri toplam 140 uçak.
Yani mesele bugünün filosu değil.
Yarının filosu.
Pegasus bugün 57 ülkede 161 noktaya uçuyor.
Smartwings ise 20 ülkede 80 destinasyona uzanan ağıyla Orta ve Doğu Avrupa’nın önemli oyuncularından biri.
Bunun adı yalnızca şirket satın almak değildir.
Bunun adı pazar satın almaktır.
Network satın almaktır.
Tecrübe satın almaktır.
Zaman satın almaktır.
Çünkü sıfırdan Avrupa’da bu büyüklükte bir yapı kurmaya kalksanız yıllarınızı verirsiniz.
Pegasus masaya oturdu.
Satın aldı.
Şimdi yeni yönetim yapılanması da şekilleniyor.
Ve ben bu haberleri okudukça mutlu oluyorum.
Niye olmayayım?
Türk şirketi gidiyor, Avrupa’da şirket satın alıyor.
Türkiye merkezli bir havayolu küresel ayak izini büyütüyor.
Türk sivil havacılığı dışarıdan sermaye beklemek yerine dışarıda yatırım yapıyor.
Bundan daha güzel ne yazayım?
Her şeye rağmen büyüyen şirket görmek insana iyi geliyor.
Pegasus bu hafta bize havacılığın sadece kriz, kavga ve tasarruf genelgelerinden ibaret olmadığını hatırlattı.
İyi de yaptı.
Zaten güzel habere ihtiyacımız var.
Çok ihtiyacımız var.
Televizyonu açıyorsunuz…
Kavga.
Kapatıyorsunuz.
Telefonu açıyorsunuz…
Dolandırıcılık.
Başka kanala geçiyorsunuz…
Dava.
Fon.
Soruşturma.
Tartışma.
Sonra markete gidiyorsunuz.
Orada zaten komedi de bitiyor!
Fiyat etiketine bakıyorsunuz.
Gülecekseniz bile sinirden gülüyorsunuz.
Toplum olarak yorulduk.
Bence artık mesele yalnızca ekonomi de değil.
Ruhumuz yoruldu.
Bakın “Tuzlu Kahve” ne yaptı?
İlk bölümden itibaren reytinglerde zirveye çıktı; sonraki haftalarda da Total, AB ve ABC1 gruplarında birinciliğini sürdürdü.
Niye?
İnsan gülmek istiyor.
Hepsi bu.
Gülse Birsel’in kaleme aldığı “2 Aile Arasında” da 4 Aralık’ta vizyona giriyor.
Daha şimdiden merak var.
Millet şimdiden 4 Aralık için bilet arayışına girdi. Satışa çıktığında ve vizyona girdiğinde sakın şaşırmayın.
Çünkü insanımızın ihtiyacı sadece maaş zammı değil.
Sadece ucuz benzin değil.
Sadece ucuz et değil.
Biraz da neşe.
Biraz kafa dağıtmak.
Bir akşam iki saat boyunca memleketi kurtarmamak.
Gülmek.
Kahkaha atmak.
Çünkü bazen insan sorununu çözemiyor.
Ama onunla dalga geçebiliyorsa…
En azından altında ezilmiyor.
Mizah biraz da toplumun emniyet supabıdır.
Son olarak THY
Aslında yazmak istemiyorum.
Gerçekten.
Çünkü aynı yere dönüp duruyoruz.
“Hedef 12.”
Tasarruf.
Verimlilik.
Maliyet.
Hepsi güzel kelimeler.
Kim tasarrufa karşı olabilir?
Ben değilim.
Ama tasarrufun bir matematiği olduğu kadar vicdanı da olmak zorunda.
Her şeyden tasarruf edilmez.
Çalışanın kazanılmış hakkını maliyet kalemi gibi görürseniz sorun başlar.
İnsan kaynağı Excel tablosundaki hücre değildir.
Ben hep aynı şeyi söylüyorum.
Tasarruf mu istiyorsunuz?
Buyurun.
Makam araçlarına bakın.
Yakıt giderlerine bakın.
Yönetim katlarının harcamalarına bakın.
Eğitim adı altında yapılan seyahatlere ve organizasyonlara bakın.
Sponsorlukların geri dönüşüne tek tek bakın.
Reklam verilen mecranın şirkete ne kazandırdığına bakın.
Yurt dışında uçuşunuz bulunmayan yerlerde yapılan tanıtım harcamalarının ticari karşılığını sorun.
Havalimanına yüzlerce kilometre uzaktaki bir işletmeye yapılan sponsorluğun gerekçesini sorun.
Ben geçmişte bunların öyle örneklerini gördüm ki…
İnsan ister istemez soruyor:
Tasarruf neden hep aşağıdan başlıyor?
Müdürün makam aracı duruyor.
Çalışanın hakkı tartışılıyor.
Temsil gideri duruyor.
Personelin imkânı tartışılıyor.
Sponsorluk duruyor.
Çalışanın sofrası tartışılıyor.
Olmaz.
Şirket yönetmek sadece bilanço yönetmek değildir.
İnsan yönetmektir.
Hele ki dünyaya “Türkiye’nin bayrak taşıyıcısıyım” diyorsanız…
O bayrağı taşıyan yalnızca uçak değildir.
Pilot taşır.
Kabin memuru taşır.
Teknisyen taşır.
Yer çalışanı taşır.
Operasyoncu taşır.
Binlerce insan taşır.
Onların emeğini yalnızca gider kaleminde görürseniz büyük resmi kaçırırsınız.
Bana bir hafta verseler, nereden tasarruf edileceğine dair uzun bir liste çıkarırım.
Ama mesele benim liste çıkarmam değil.
Asıl soru şu:
Gerçekten o listeyi görmek isteyen var mı?
***
Almanlarla kardeş olduk.
Pegasus Avrupa’da büyüdü.
TALPA hafızasına veda etti.
HAVAİST yine tartışmanın ortasına çekildi.
THY’de tasarrufu konuştuk.
Televizyonda gülmeye çalıştık.
Memleket böyle işte.
Bir tarafta moralinizi bozanlar…
Bir tarafta size hâlâ umut verenler.
Neyse ki uçak yolcuğu gibi hayatın da bir özelliği var:
Türbülans sonsuza kadar sürmüyor.
Hepinize güzel bir hafta dilerim.
Serdar BAŞAĞAOĞLU
Yorumlar