
M.Ö 2350 yılına ait olan Sümer tableti üzerinde "Dünya'da bazen bir öküz 4 erkeğe bedeldir" yazısı yer almaktadır.
Çivi yazısını bularak yazılı tarihi başlatan Sümer uygarlığı aynı zamanda tekerleği icat ederek tarım ve hayvancılıkta öküz ve saban uygulamasını da kullanmıştır.
Tarım, Sümer medeniyetinin temeli sayılırdı ve ağırlıklı olarak erkek işiydi. Büyükbaş hayvanların da evcilleştirilerek tarımda kullanılması ile birlikte çağ atlanmıştır.
Bu sebepten dolayı 1 öküz 4 erkeğe bedeldir terimi kullanılmıştır. Sümerler yazının icadı ile tarihin temelini atmış, çamur tabletler ile öğrencilere çivi yazılarını ayrıca din ve ahlaklarını öğreterek tarihin ilk öğretmenlerini de çıkarmışlardır....
Semavi dinlerin oluşu ve gelişimi Sümer öğretilerine dayalıdır. Şu an Musevi, İsevi ve Muhammedi dinler, bu öğretinin eserleridir.
Semavi dinlerle Sümerler arasında doğrudan bir bağ olduğunu söylemek fazla iddialı olur; ama dolaylı etkiler ve benzerlikler olduğu kesin. Konu biraz tarih, biraz da kültürel etkileşim meselesi.
Sümerler, MÖ 4000–2000 yılları arasında Mezopotamya’da (bugünkü Irak civarı) yaşamış en eski uygarlıklardan biridir. Yazıyı (çivi yazısı) geliştiren ilk toplum olarak bilinirler.
Dinleri, çok tanrılıydı (politeizm). Doğa güçlerine bağlı tanrılar vardı (Enlil, Enki, İnanna gibi).
Semavi dinlerin doğduğu bölge (Mezopotamya ve çevresi), Sümerlerin yaşadığı yerle aynıdır. Bu yüzden kültürel miras aktarımı kaçınılmazdır. Hikâyeler ve mitler nesilden nesle geçmiştir. Benzer hikâyeler (çok dikkat çekici) arasında Tufan hikayesi - Sümerlerde: Ziusudra, Tevrat’ta: Nuh ve Kur’an’da da Nuh kıssası. Büyük tufan, gemi, hayvanların kurtarılması gibi detaylar çok benzer.
Yaratılış anlatıları öyledir. Sümerlerde insan, tanrılara hizmet için yaratılır. Semavi dinlerde insan daha farklı bir amaçla yaratılır (imtihan vb.) ama “Topraktan yaratılma” gibi motifler ortaktır. Kutsal şehirler de aynı özellikleri taşır. Ur, Sümerlerin önemli şehirlerinden biridir. Aynı yer, İbrahim’in doğduğu yer olarak kabul edilir. Bu, doğrudan bir tarihsel bağ değil ama güçlü bir kesişim noktasıdır.
Semavi dinlerdeki bazı anlatılar, eski Mezopotamya mitlerinden etkilenmiş olabilir. Dini açıdan bakıldığında ise bu benzerlikler “ortak hakikatin farklı anlatımları” olarak yorumlanır.
Sümerler çok tanrılı, Semavi Dinler ise tek tanrılıdır. Tek ortak yan aynı coğrafya, benzer hikâyeler ve kültürel aktarım ile ifade edilebilir. Bu yüzden dolaylı bir etkileşim ve benzerlik mevcuttur.
Enki, Bilgelik tanrısı, suyun (özellikle yeraltı tatlı suyu) tanrısı ve insanların yaratılmasına katkıda bulunan, çoğu zaman insanlara yardım eden, koruyucu bir karakter olarak bilinir. Enki – Adem bağlantısındaki benzerlikler ise insan yaratılışıyla bağlantılıdır. Toprak/çamur teması vardır.
Enki, yaratıcı süreçte aktif rol oynayan bir tanrı, Adem ise yaratılan ilk insan olarak kabul görür.
Antik Mısır’da (Antik Mısır) din, tamamen çok tanrılı (politeist) bir yapıya dayanıyordu ve yüzlerce tanrı vardı. Ama bazıları özellikle önemli ve merkeziydi.
En önemli Mısır tanrılarından biri Ra, Güneş tanrısıdır. Evrenin yaratıcısı olarak görülür. Firavunların ilahi gücünün kaynağı kabul edilirdi. En güçlü ve en merkezi tanrılardan biridir.
Osiris, ölüm ve ahiret tanrısıdır. Öldükten sonraki yaşamı yönetir. Diriliş ve yeniden doğuşun sembolüdür. (Osiris - cennet-cehennem fikri),
Anubis, Mumyalama ve mezarların koruyucusu, Ruhları öbür dünyaya götüren rehberdir.
Horus, Gökyüzü tanrısı ve Firavunların koruyucusudur. Genelde şahin başlı olarak tasvir edilir.
Set, Kaos, fırtına ve yıkım tanrısıdır. Osiris’in düşmanı olarak bilinir.
İsis, büyü, annelik ve koruma tanrıçası olup Osiris’in eşi, Horus’un annesidir.
Semavi dinlerle dolaylı benzerlikleri vardır ama Mısır dini mitolojik ve çok tanrılı, Semavi dinler ise tek tanrılıdır. Yine de bazı temalar büyük bir benzerlik gösterir.
Ahiret (Osiris inancı) İlahi adalet, Ruhun yargılanması Mısır inancında önemli bir yer tutar.
Yahudi kavminin Mısır esaretinden kurtulup Mezopotamya’ya dönmelerinden sonra ortaya çıkan semavi din kavramı, bu öğretilerden çok etkilenmiştir. Sümerlerin etkileri ile Mısır öğretileri, tek tanrılı semavi dinlerin doğuşlarında önemli bir yer tutar. Biz Türklerde ise Şamanizm’den kalan unsurlar, daha çok kültürel izler ve halk inançlarıdır, dinin kendisi değil.
Örnek olarak verilmesi gereken Şamanizm inançları şunlardır;
Nazar inancı, Nazar boncuğu kullanımı, “Göze gelme” korkusu, eski Türk inançlarındaki kötü ruhlardan korunma fikriyle benzerlik gösterir.
Ağaç ve doğa kültü, dilek ağacına bez bağlama, kutsal sayılan ağaçlar. Şamanizm’de doğa (ağaç, dağ, su) ruh taşıyan varlıklar olarak görülürdü.
Türbe ve yatır ziyaretleri, Evliya mezarlarına gitmek, Dilek dilemek, adak adamak, Kurşun dökmek (Korku veya nazar için yapılır). Şaman ritüellerindeki kötü enerjiyi uzaklaştırma uygulamalarına benzer.
Kurt sembolü, Asena efsanesi, Kurt’un kutsal/rehber görülmesi, Eski Türk mitolojisinin güçlü bir kalıntısıdır. Rüya ve işaretlere anlam yükleme, rüyaların yorumlanması, işaretlerden anlam çıkarma, Şamanlar (kamlar), ruhlar dünyasıyla iletişimde rüyayı önemli görürdü. Muska ve tılsımlar, üzerinde dua yazan muskalar, koruyucu nesneler.
Eski inançlarda da koruyucu objeler vardı. İslam açısından bazıları kabul edilebilir (dua, sadaka gibi) bazıları ise tartışmalı (muska, kurşun dökme vb.). Bu yüzden bunlar dinî değil, kültürel kalıntılar olarak görülür. Ama Şamanizm’den gelen Doğa saygısı, Nazar inancı ve Ritüel alışkanlıklar, kültürel gelenek olarak yaşamaya devam eder.
İnançların sosyalleşmeye etkisi sandığından daha derin; sadece “neye inanıyoruz” değil, nasıl bir arada yaşadığımızı da belirler. Din, gelenek ve kültürel inançlar insanların davranış kalıplarını, ilişkilerini ve toplumsal bağlarını şekillendirir.
İnançların sosyalleşmeye olan olumlu etkilerini şöyle sıralayabiliriz;
1. Ortak kimlik oluşturur: İnsanlar aynı inancı paylaştığında, “Biz” duygusu güçlenir, Topluluk bilinci oluşur. Örneğin İslam toplumlarında Ortak ibadetler (namaz, oruç), Ortak değerler (yardımlaşma, sadaka) insanları birbirine bağlar ve sosyal dayanışmayı artırır, sosyal dayanışmayı güçlendirir. Bu, toplumda güven ve bağlılık oluşturur, bazı kurallar ve normlar belirler ki bunlar doğru–yanlış, İyi–kötü gibi sınırlardır. Bu da insanların nasıl davranacağını, toplum içinde nasıl hareket edeceğini belirler. Sosyalleşme bu kurallar üzerinden öğrenilir.
2. Ritüelle bir araya getirir: Bayramlar, törenler, ibadetler insanları fiziksel olarak bir araya getirir, ortak deneyimler oluşturur (Bayramlar gibi). Bu da aile ve toplum bağlarını güçlendirir, kültürü ve gelenekleri taşır, nesilden nesle aktarılır, dil, yemek, giyim gibi alanları etkiler.
Sosyalleşme aslında bu kültürün öğrenilmesidir.
Olumsuz etkileri de olabilir. Örneğin Dışlama (Farklı inançlara sahip kişiler dışlanabilir), Önyargı (“Biz–onlar” ayrımı oluşabilir), Baskı (Bireyler toplum normlarına uymaya zorlanabilir).
Günümüzde ise bireyselleşme artıyor ama inançlar hâlâ etkili. Artık insanlar hem geleneksel inançlarla hem de modern değerlerle sosyalleşiyor. Buna da evrim deniyor.
Eskiden Semavi dinlerde, özellikle İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik içinde melek, Tanrı’nın yarattığı varlıklar olarak kabul edilir, Işıktan yaratıldıklarına inanılır, İrade sahibi değildirler (özellikle İslam’da) ve çeşitli görevleri olan varlıklardı. Cebra-il (O’nun gücü), vahiy getirir, Azra-il (O’nun iffeti), genelde “iffetli, temiz kalpli” anlamında kullanılır, can alır gibi. Yani eskiden melek, gerçek ve aktif bir varlık olarak düşünülürdü. Melek sözcüğü kullanıldığında insanın içi huşu ile dolar, insan kendini yenilenmiş gibi hissederdi.
Zaman, her şeyde olduğu gibi kaçınılmaz bir şekilde sözcükleri de eskitmekte.
Kalın sağlıcakla.
Yorumlar