

Askerlikte subaylar terfi edince, bir önceki rütbelerinde yaptıkları işten kolay kolay kopamazlar derlerdi. Buna pek inanmazdım. Dayanamayıp sormuştum. Bana, bunun askeri hiyerarşinin ve tecrübe aktarımının doğal bir sonucu olduğunu söylemişlerdi. Üst rütbelere geçildikçe eski işler tamamen bırakılmaz; aksine o işlerin sorumluluğu, denetimi ve daha geniş kapsamlı yönetimi üstlenilir derlerdi. Bu açıklama, neredeyse bir astın işini üstlenmeyi de mazur gösterir gibiydi.
Askere gidince bunu yaşayarak gördüm. Yedek subay öğrenci taburunun komutanı olan binbaşımız, başka bir yüzbaşının atanmış olduğu bölük komutanlığı görevinden bir türlü vazgeçemiyordu. Neredeyse iki görevi birden üstlenmiş gibiydi.
O günlerde bu ilişkiyi denetim mantığı çerçevesinde normal karşılayacak bir kafa yapısına sahiptik. Belki de davranışları ben hatalı yorumladım. Binbaşımıza ve yüzbaşımıza, eğer yaşamdalarsa sağlıklı ömürler diliyorum. Değillerse samimi rahmet dileklerim onlar için.
Nedendir bilmem, bu husus aklıma takıldı kaldı. Üzerinden 55 yıl geçmesine rağmen gün gibi hatırlıyorum. Unutmamamın bir nedeni de sivil yaşamda görev yaptığım şirketlerde genel müdürlük görevine sanki heves duyan, onun fonksiyonlarını da uzun süreler üstlenen yönetim kurulu başkanı görmüş olmamdır. Buna sessiz kalan ve kabullenen genel müdür ise tabii ki ayrı bir konu olup yazımız kapsamında değildir.
Bir de şirketteki bir üst görevdeyken en tepeye atanan yöneticiler var. Onların işi daha da zor. Hele eski görev alanı, şirketin en önemli konularından birini kapsıyorsa, durum daha da hassaslaşır.
Şirketlerin çok önemli birçok konusu var. Eğitimi ne olursa olsun hiç kimsenin bu konuların tümü hakkında aynı bilgi düzeyinde olması beklenemez. Ancak tepe göreve gelen bir yönetici, en iyi bildiği ve eski görev alanı olan konuyu sürekli ön planda dile getirirse, çalışanların hatta kamuoyunun bunu yanlış yorumlaması tabii ki olası.
Konuya bu açıdan bakıldığında THY’nin güncel örneği üzerinde durmak gerekir. Prof. Dr. Murat Şeker, THY’de yaklaşık 9 yıl 9 ay boyunca Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı, yani CFO görevini yürüttü. Bu görevi sürdürürken Yönetim Kurulu üyeliği de yaptı. Bu üyelik süreci yaklaşık 5 yıl kadar devam etti. Yönetim Kurulu üyeliğinin, Yönetim Kurulu Başkanlığı için ciddi bir hazırlık dönemi olduğu açık.
8 Nisan 2026’da THY Yönetim Kurulu Başkanlığına atanan Prof. Dr. Murat Şeker’in eğitim geçmişi de dikkat çekici. Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde tamamlamış, ardından Sabancı Üniversitesi’nde ekonomi yüksek lisansı, Minnesota Üniversitesi’nde ise ekonomi doktorası yapmış. Yani mühendislik temelli bir eğitimden ekonomi ve finans alanına uzanan bir akademik çizgisi var Bay Şekerin.

Bu noktada endüstri mühendisliği vurgusunu özellikle önemsemek şart. Çünkü endüstri mühendisliği, yalnızca teknik hesaplardan ibaret değildir. Verimlilik, süreç yönetimi, kaynak kullanımı, sistem bakışı, insan gücü planlaması ve organizasyonel bütünlük gibi konularla doğrudan ilgilidir. Büyük ölçekli bir havayolu şirketinin yönetiminde bu bakışın önemli bir karşılığı mevcut.
THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker’in göreve geldikten sonra yaptığı açıklamalarda verimlilik odaklı büyüme, şeffaf yönetim, kapsayıcı kurum kültürü ve küresel ağı güçlendirme gibi başlıkları öne çıkardığı görülüyor. Bu başlıkların yalnızca mali tablo okumaktan ibaret olmadığını görmek gerek.
Yeni büyüme stratejileri, sürdürülebilir kârlılık, akıllı yatırımlar, ABD ve Japonya pazarlarındaki rota hedefleri, çalışan geri bildirimlerine önem verilmesi, kabin ekiplerinin markanın güçlü temsilcileri olarak görülmesi ve kurum kültürünün güçlendirilmesi gibi konular, yeni yönetimin yalnızca finans penceresinden bakmadığını gösteriyor.
Elbette hiçbir yöneticiye daha ilk günlerinde açık çek verilmez. Şeker Bey’in her şeyi doğru yapacağını şimdiden söylemek tabii ki mümkün değil. Kaldı ki ben geçmişte iki Yönetim Kurulu Başkanı döneminde kendilerine karşı müspet düşüncelerimde bir buçuk kez yanılmış biriyim.
Ancak bir yöneticiyi daha görev süresinin başında yalnızca önceki görev alanı üzerinden değerlendirmek de doğru değil. Hele hele siyasi görüş, kişisel beğeni veya peşin hüküm üzerinden mesleki geçmişini zemmetmek, sağlıklı bir değerlendirme biçimi olamaz.
Geçen gün medyada THY yöneticilerinin aylık kazançları konu edilmişti. Yönetim Kurulunda bu kararı doğrudan Bay Şeker’in aldığına ya da aldırdığına inanmak ve onu bu konu üzerinden peşinen tenkit etmek ne kadar doğrudur, bilemiyorum. “Kendisi de alıyor ya” demek de sağlıklı bir yaklaşım değil. Eminim ki bu konuda Bay Şekeri tenkit eden / edenler şayet onun yerinde olsanız “ben bunu kabul etmiyorum” der ve ücreti almayı reddederdiniz?” Öylemi?
Tabii ki yeni yönetim de başındaki şahısta eleştirilecektir. Hatalar yapılırsa söylenecektir. Eksikler görülürse yazılacaktır. Ama bunun için önce yapılanları görmek, daha da önemlisi anlamak gerek.
Sizinle, benimle aynı siyasi görüşe sahip olmaması bu insanın iş yaşamında yaptıklarına menfi gözle bakma ve zemmedilme nedeni olmamalıdır. Bunu yapmamak gerek.
Peşin hükümle karar vermek, bir kişi veya olay hakkında yeterli bilgi toplamadan, araştırmadan ve dinlemeden, düşünmeden önyargıyla yargıya varmaktır. Bu durum genellikle gerçeğin gözden kaçmasına, hatalı sonuçlara ulaşılmasına ve bireylerin haksızlığa uğramasına neden olur
Bu durumda söylenebilecek en doğru söz şudur: Peşin hükümle davranmayıp, tepedeki şahsın yaptığı işleri ve konulara yaklaşımını değerlendirerek hatalıysa tenkit etmek, buna rağmen tarzını düzeltmediği takdirde ona karşı çıkmak gerekir. Bu hem yöneticiler için hem de onları değerlendirecek olanlar için en adil yoldur.
Yorumlar