Son dönemde havacılık sektöründe en çok duyduğum cümlelerden biri şu:
"Eskiden şu paraya uçuyorduk, şimdi bu fiyatlar ne?"
Haklı bir serzeniş.
Çünkü insanlar hafızalarında hâlâ 99 liralık biletleri, 19 Euro'luk Avrupa seferlerini ve son dakika yakalanan inanılmaz kampanyaları taşıyor.
Ancak bana kalırsa bugün yanlış soruyu soruyoruz.
Sormamız gereken soru "Neden biletler pahalandı?" değil.
"Aslında o kadar ucuz biletler nasıl satılabildi?" olmalı.
Çünkü havacılık sektörünün son yirmi yılına baktığımızda karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.
Milyonlarca dolarlık uçaklar...
Milyarlarca dolarlık havalimanları...
Son derece karmaşık operasyonlar...
Yüksek güvenlik standartları...
Ve bütün bunların sonunda bazen bir akşam yemeğinden daha düşük fiyatlara satılan uçak biletleri...
Düşünün...
İstanbul'dan İzmir'e, Antalya'ya ya da Avrupa'nın birçok noktasına bazen şehir içi ulaşım maliyetine yakın rakamlarla uçulabildi.
Bu aslında havacılık tarihinin normal kabul edilebilecek bir dönemi değil, tam tersine sıra dışı bir dönemiydi.
Türkiye'de havacılığın büyümesiyle birlikte insanlar uçmayı hayatlarının doğal bir parçası haline getirdi.
Bunda Türk Hava Yolları'nın büyümesinin, Pegasus'un agresif yayılmasının ve sonrasında ortaya çıkan yeni oyuncuların çok önemli katkısı oldu.
Rekabet arttı.
Koltuk sayıları yükseldi.
Havalimanları çoğaldı.
Uçmak hiç olmadığı kadar kolay hale geldi.
Ancak bugün sektör farklı bir kavşağa gelmiş durumda.
Artık havayolları sadece yolcu bulmaya çalışmıyor.
Aynı zamanda artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Yakıt maliyetleri yükseliyor.
Yeni uçak teslimatları gecikiyor.
Bakım maliyetleri artıyor.
Pilot ve teknisyen açığı birçok ülkede ciddi boyutlara ulaşıyor.
Kabin ekiplerinin üzerindeki iş yükü artıyor.
Üstelik önümüzde sürdürülebilir havacılık yakıtları ve çevresel yükümlülükler gibi yeni maliyet kalemleri bulunuyor.
İşin ilginç tarafı ise şu...
Yolcuların beklentileri de her geçen gün yükseliyor.
Daha dakik uçuş istiyoruz.
Daha yeni uçak istiyoruz.
Daha kaliteli hizmet istiyoruz.
Bagajımızın zamanında gelmesini istiyoruz.
İptal olduğunda alternatif uçak istiyoruz.
Ama bütün bunları isterken bilet fiyatlarının da yıllar öncesindeki seviyelerde olmasını bekliyoruz.
Gerçekçi olmak gerekirse bu denklemin uzun süre ayakta kalması mümkün değil.
Bugün sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da aynı tartışma yaşanıyor.
Ryanair, easyJet ve Wizz Air gibi şirketler bile artık eskisi kadar agresif fiyat politikaları uygulayamıyor.
Çünkü sektörün gerçekleri değişti.
Aslında burada gözden kaçan başka bir konu daha var.
Havacılık yalnızca bir ulaşım sektörü değil.
Aynı zamanda bir ülkenin ekonomik gücünün göstergesi.
Turizmi besliyor.
Ticareti büyütüyor.
İhracatı destekliyor.
Kültürleri birbirine bağlıyor.
Dolayısıyla havayollarının sürekli zarar ederek milyonlarca insanı taşımaya devam etmesini beklemek sürdürülebilir bir yaklaşım değil.
Ben ucuz bilet döneminin tamamen sona erdiğine inanmıyorum.
Ama şuna inanıyorum:
Önümüzdeki yıllarda havacılık sektörünün başarısı en ucuz bileti satmakla değil, erişilebilir fiyatlarla sürdürülebilir büyümeyi sağlayabilmek ile ölçülecek.
Çünkü bir havayolunun en büyük başarısı bir günlüğüne ucuz bilet satmak değildir.
On yıllar boyunca güvenli, düzenli ve sürdürülebilir şekilde uçabilmesidir.
Belki de bugün yaşadığımız şey pahalılaşan havacılık değil...
Gerçek maliyetlerle yüzleşen havacılıktır.
Ve eğer Türk havacılığı son yirmi yıldaki büyümesini önümüzdeki yirmi yılda da sürdürebilecekse, bunun yolu sadece daha fazla yolcu taşımaktan değil, daha güçlü ve daha sağlıklı bir sektör yapısı kurmaktan geçecektir.
Çünkü gökyüzünde kalıcı başarı, yalnızca büyümekle değil, büyürken ayakta kalabilmekle mümkündür.
Atatürk'ün dediği gibi "İSTİKBAL GÖKLERDEDİR".
Yorumlar