Türk havacılığının geçmişi yalnızca müzelerde sergilenen uçaklardan ibaret değil; yaşayan bir miras. Oktay Erdağı, Anadolu'nun bozkırında havacılık tarihini yeniden kanatlandıran Ali İsmet Öztürk'ün sıra dışı mücadelesini kaleme aldı.
İşte Erdağı'nın yazısı:
ANADOLU BOZKIRINDA BİR HAVACILIK MUCİZESİ
Ali İsmet Öztürk Uçakları Değil, Türk Havacılığının Hafızasını Uçuruyor
Türkiye'de havacılık konuşulduğunda genellikle büyük projelerden, milyarlarca dolarlık uçak siparişlerinden, yeni havalimanlarından ve yolcu rekorlarından söz ediyoruz.
Rakamları seviyoruz.
Kaç uçak aldık?
Kaç milyon yolcu taşıdık?
Dünyanın kaç ülkesine uçuyoruz?
Ancak havacılık yalnızca uçak satın almak, terminal yapmak ve yolcu taşımak değildir.
Havacılık aynı zamanda bir kültürdür.
Bir hafızadır.
Bir tutkudur.
Ve en önemlisi, geçmişle gelecek arasında kurulmuş görünmez bir köprüdür.
İşte bugün Anadolu'nun bozkırında, Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde bu köprüyü büyük bir sabır, inanılmaz bir özveri ve gerçek bir havacılık aşkıyla kuran bir isim var:
Ali İsmet Öztürk.
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli akrobasi pilotlarından biri olan Ali İsmet Öztürk'ü yıllardır tanıyoruz.
Onu gökyüzünde yaptığı inanılmaz gösterilerle, uçağıyla adeta bütünleşen pilotaj yeteneğiyle ve Türkiye'yi dünyanın birçok ülkesindeki hava gösterilerinde temsil etmesiyle biliyoruz.
Ancak bana göre Ali İsmet Öztürk'ün Türk havacılığına yaptığı en büyük hizmet yalnızca gökyüzünde gerçekleştirdiği akrobasi gösterileri değildir.
Asıl büyük hizmeti, Anadolu'nun ortasında bir havacılık kültürü merkezi yaratmış olmasıdır.
Bugün Sivrihisar Havacılık Merkezi ve Necati Artan Tesisleri'ne baktığınızda karşınızda yalnızca bir havaalanı görmüyorsunuz.
Orada bir hayalin gerçeğe dönüşmüş hâlini görüyorsunuz.
Yıllar önce Anadolu bozkırında başlayan bu yolculuk, bugün uluslararası havacılık çevrelerinin yakından takip ettiği bir merkeze dönüşmüş durumda.
Hangarlarıyla, pistleriyle, hava gösterileriyle ve özellikle M.S.Ö. Hava ve Uzay Müzesi ile Sivrihisar artık dünya havacılık haritasında dikkatle izlenen bir noktadır.
Üstelik bütün bunların arkasında devasa bir kamu bütçesi yok.
Milyarlarca dolarlık devlet projesi yok.
Büyük bürokratik organizasyonlar yok.
Bir insanın havacılık tutkusu, ailesinin desteği ve onunla aynı hayali paylaşan bir ekibin emeği var.
Belki de bu nedenle Sivrihisar'da yapılanlar çok daha değerlidir.
VECİHİ HÜRKUŞ'UN HAYALİ YENİDEN KANATLANDI
Ali İsmet Öztürk ve ekibinin en anlamlı çalışmalarından biri hiç kuşkusuz Vecihi XIV projesidir.
Türk havacılık tarihinin en büyük isimlerinden Vecihi Hürkuş tarafından tasarlanıp üretilen Vecihi XIV'ün replikasının yeniden yapılması, sıradan bir uçak modeli üretmek değildir.
Bu çalışma aslında Türkiye'nin kendi havacılık geçmişine yeniden dokunmasıdır.
Çünkü Vecihi Hürkuş bu ülkede yalnızca uçak yapan bir pilot değildi.
O, Türk insanının kendi uçağını yapabileceğine inanan bir öncüydü.
Ne yazık ki yaşadığı dönemde çoğu zaman bürokrasinin duvarlarına çarptı.
Uçağını yaptı, uçurmak için izin bulamadı.
Havayolu kurdu, önüne engeller çıktı.
Hayatı boyunca gökyüzüne ulaşmaya çalışırken yerdeki bürokrasiyle mücadele etti.
Yıllar sonra Ali İsmet Öztürk ve ekibi Vecihi XIV'ü yeniden yaptılar.
Daha da önemlisi, onu yeniden gökyüzüyle buluşturdular.
Ali İsmet Öztürk'ün Vecihi XIV'ü uçurduktan sonra söylediği söz aslında projenin anlamını özetliyordu:
“Vecihi 14'ü uçurmak, 41 yıllık havacılık hayatımın en anlamlı anıydı.”
Bir havacı için bundan daha büyük bir saygı duruşu olabilir mi?
Vecihi Hürkuş'un yarım kalan hikâyesi, yaklaşık bir asır sonra Anadolu semalarında yeniden kanatlandı.
ŞİMDİ DE FOCKE-WULF FW 190
Ve Sivrihisar'da havacılık tarihine dokunan çalışmalar devam ediyor.
Son olarak M.S.Ö. Hava ve Uzay Müzesi çok önemli bir başarıya daha imza attı.
1943 model Focke-Wulf Fw 190, uzun ve son derece zahmetli bir restorasyon sürecinin ardından 3 Temmuz 2026 tarihinde yeniden gökyüzüyle buluştu.
Klaus Plasa'nın pilotajında gerçekleştirilen yaklaşık 15 dakikalık test uçuşunda kalkış, tırmanış, hafif dönüşler, alçalma ve iniş başarıyla tamamlandı.
Bir yıldan uzun süren çalışmalar...
Motorun yeniden hayata döndürülmesi...
Gövdenin restorasyonu...
Kanatların yeniden birleştirilmesi...
Pervanenin montajı...
Aylar süren motor testleri...
Ve sonunda o tarihi an:
Focke-Wulf Fw 190 yeniden havalandı.
Bugün dünyada uçabilir durumda yalnızca birkaç Fw 190 bulunuyor.
Artık bunlardan biri Türkiye'de.
Hem de Anadolu'nun ortasında, Sivrihisar'da.
BU UÇAĞIN TÜRKİYE İÇİN ÖZEL BİR ANLAMI VAR
Focke-Wulf Fw 190'ın Türkiye'ye getirilmesi ve Türk Hava Kuvvetleri renklerinde yeniden uçurulması ayrıca önemlidir.
Çünkü Türkiye ile bu uçağın yaklaşık 84 yıl öncesine uzanan özel bir bağı bulunmaktadır.
Türkiye, Temmuz 1942 ile Mart 1943 arasında Almanya'dan 72 adet Focke-Wulf Fw 190A-3a avcı uçağı tedarik etmişti.
Bu uçaklar Eskişehir'deki 5. Avcı Alayı bünyesinde görev yaptı.
Türk pilotlar Fw 190'ın performansından son derece memnundu ve uçaklar 1949 yılına kadar aktif hizmette kaldı.
Daha sonra Türk Hava Kuvvetlerinin İngiliz ve Amerikan uçaklarına yönelmesiyle Fw 190 filosu hizmet dışına çıkarıldı.
Ne yazık ki Türkiye'de havacılık tarihinin korunması konusunda geçmişte yeterli hassasiyeti gösteremedik.
Nice uçaklarımızı hurdaya ayırdık.
Nice tarihi hava aracını kaybettik.
Nice belgeyi, fotoğrafı ve teknik dokümanı koruyamadık.
Kısacası havacılık hafızamızın önemli bir bölümünü kendi ellerimizle yok ettik.
İşte bu nedenle Focke-Wulf Fw 190'ın yeniden Türk semalarında uçması bana göre sıradan bir test uçuşu değildir.
Bu uçuş, kaybettiğimiz havacılık hafızasının küçük ama son derece değerli bir parçasının yeniden kazanılmasıdır.
MÜZEDE DURAN UÇAK DEĞİL, YAŞAYAN TARİH
Dünyanın önemli havacılık müzelerine gittiğinizde farklı bir anlayış görürsünüz.
Tarihi uçaklar yalnızca hangarlarda sergilenmez.
Bakımları yapılır.
Motorları çalıştırılır.
Taksi yaptırılır.
Ve mümkünse uçurulur.
Çünkü bir uçağın gerçek kimliği gökyüzündedir.
Ali İsmet Öztürk'ün Sivrihisar'da oluşturduğu anlayış tam olarak budur:
Yaşayan havacılık tarihi.
Bugün M.S.Ö. Hava ve Uzay Müzesi'nin koleksiyonunda North American P-51D Mustang, Supermarine Spitfire Mk.IX ve Douglas DC-3 “Turkish Delight” gibi uçuşa elverişli tarihi uçaklar bulunuyor.
Şimdi bu özel koleksiyona Focke-Wulf Fw 190 da katıldı.
Bu uçakların her biri aslında uçan birer tarih kitabıdır.
Bir çocuğun P-51 Mustang'in motor sesini duyması...
Bir gencin Spitfire'ın havalanışını izlemesi...
Bir havacılık öğrencisinin DC-3'ün kokpitine bakması...
Belki de yüzlerce konferanstan daha etkili bir havacılık eğitimidir.
Çünkü havacılık sevgisi bazen kitaplardan değil, bir motor sesiyle başlar.
DEVLETİN YAPAMADIĞINI BİR HAVACI YAPIYOR
Burada biraz da kendimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Türkiye yaklaşık yüz yıllık ciddi bir havacılık geçmişine sahip.
Vecihi Hürkuş'umuz var.
Nuri Demirağ'ımız var.
Selahattin Reşit Alan'ımız var.
Türk Hava Kurumu var.
Etimesgut Uçak Fabrikası var.
Kayseri Tayyare Fabrikası var.
Yüzlerce pilotumuzun, teknisyenimizin ve mühendisimizin hikâyesi var.
Peki bu büyük tarih gelecek nesillere ne kadar aktarılabiliyor?
Kaç çocuğumuz Vecihi Hürkuş'u gerçekten tanıyor?
Kaç genç Nuri Demirağ'ın uçak fabrikasını biliyor?
Kaç havacılık öğrencisi Türkiye'nin bir dönem kendi uçaklarını ürettiğini öğreniyor?
Ne yazık ki havacılık tarihimize çoğu zaman birkaç fotoğraf, birkaç anma töreni ve birkaç resmî konuşma seviyesinde sahip çıkıyoruz.
Ali İsmet Öztürk ise farklı bir şey yapıyor.
Konuşmuyor.
Yapıyor.
Vecihi XIV'ü anlatmakla yetinmiyor.
Uçağı yeniden yapıyor.
Focke-Wulf tarihini kitaplarda bırakmıyor.
Uçağı restore ediyor.
Müzede sergilemekle yetinmiyor.
Motorunu çalıştırıyor.
Ve sonunda gökyüzüne gönderiyor.
İşte havacılık kültürü budur.
ALİ İSMET ÖZTÜRK'E BİR TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR
Türk sivil havacılığında 32 yıl devlette yaklaşık 18 yıldırda özel sektörde görev yapmış ve hayatının büyük bölümünü bu sektöre vermiş biri olarak açıkça söylemek istiyorum:
Ali İsmet Öztürk'ün Sivrihisar'da yaptığı çalışmalar sıradan bir özel girişim değildir.
Bu çalışmalar Türk havacılık tarihine yapılan büyük bir hizmettir.
Belki bugün bunun değerini yeterince anlamıyoruz.
Ancak yıllar sonra Sivrihisar Havacılık Merkezi'nin ve M.S.Ö. Hava ve Uzay Müzesi'nin Türk havacılık kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir rol oynadığı çok daha iyi anlaşılacaktır.
Çünkü ülkeler yalnızca yeni uçaklar satın alarak havacılık ülkesi olmaz.
Havacılık geçmişine sahip çıkarak...
Pilotlarını hatırlayarak...
Uçaklarını koruyarak...
Çocuklarına gökyüzünü sevdirerek...
Ve havacılık kültürünü nesilden nesile aktararak havacılık ülkesi olurlar.
Ali İsmet Öztürk bugün Anadolu'nun bozkırında tam olarak bunu yapıyor.
Bir pist yaptı.
Bir havacılık merkezi kurdu.
Bir müze oluşturdu.
Tarihi uçakları topladı.
Vecihi XIV'ü yeniden hayata döndürdü.
Şimdi Focke-Wulf Fw 190'ı yeniden Türk semalarıyla buluşturdu.
Bazı insanlar gökyüzünde iz bırakır.
Bazıları ise gelecek nesillerin gökyüzüne bakışını değiştirir.
Ali İsmet Öztürk, bana göre ikincisini yapıyor.
Eline, emeğine, yüreğine sağlık Ali İsmet Öztürk.
Türk havacılığı adına teşekkürler...
Çünkü sen yalnızca uçakları uçurmuyorsun.
Türk havacılığının hafızasını da yeniden kanatlandırıyorsun.
Yorumlar