Türk Hava Yolları'nın rekor kârları ve büyüyen filosunun arkasında görünmeyen bir maliyet mi var? Oktay Erdağı, insan kaynağı, emniyet kültürü ve sürdürülebilir büyüme ekseninde THY'nin geleceğini sorgulayan dikkat çekici bir analiz kaleme aldı.
Erdağı'nın yazısı:
THY Artık Bir Havayolu mu, Yoksa Devlet Gücü mü?
Rekor Kârlar Açıklanırken Kim Bedel Ödüyor?
Türk Hava Yolları bugün yalnızca bir havayolu şirketi değildir. Filosunun büyüklüğü, ulaştığı ülke sayısı, ekonomik gücü ve siyasi etkisi düşünüldüğünde birçok ülkenin ulusal taşıyıcısından daha güçlü bir yapıya dönüşmüştür.
Ancak tam da bu nedenle sorulması gereken bazı rahatsız edici sorular vardır.
THY gerçekten sürdürülebilir şekilde mi büyüyor?
Yoksa rakamların parıltısı, kurumun içinde giderek büyüyen bazı sorunların üzerini mi örtüyor?
Son yıllarda şirket peş peşe rekor kârlar açıklıyor. Yeni uçak siparişleri veriliyor. Dünyanın en büyük filolarından biri hedefleniyor. Her yeni açıklamada başarı hikâyeleri anlatılıyor.
Fakat aynı dönemde kokpitte, kabinde, bakım hangarlarında ve operasyon merkezlerinde çalışanların yaşadığı baskılar da giderek artıyor.
Çünkü havacılıkta her büyümenin bir maliyeti vardır.
Ve o maliyet çoğu zaman bilançolarda görünmez.
Uçaklar Büyüyor, İnsan Kaynağı Aynı Hızda Büyüyor mu?
Bir havayolu şirketi yüzlerce yeni uçak siparişi verebilir.
Ancak pilot yetiştirmek yıllar alır.
Teknisyen yetiştirmek yıllar alır.
Denetçi yetiştirmek yıllar alır.
Kurumsal kültür oluşturmak ise bazen on yıllar gerektirir.
Bugün Türk havacılığı genelinde yaşanan en büyük sorunlardan biri nicelik ile nitelik arasındaki dengenin bozulmaya başlamasıdır.
Filo büyüyor.
Hat sayıları artıyor.
Uçuş frekansları yükseliyor.
Ancak aynı hızda yetişmiş insan kaynağı bulunabiliyor mu?
İşte cevabı verilmesi gereken asıl soru budur.
Çünkü havacılık sektöründe hiçbir uçak pilotundan daha hızlı büyüyemez.
Hiçbir operasyon teknisyeninden daha güvenli olamaz.
Hiçbir şirket çalışanlarının dayanma sınırlarının üzerinde sürdürülebilir başarı üretemez.
Son Pilot Vakaları ve Kazalar Ne Anlatıyor?
Dünya havacılığı son yıllarda teknik arızalardan çok insan faktörü kaynaklı riskleri tartışıyor.
Yorgunluk.
Tükenmişlik.
Dikkat kaybı.
Personel eksikliği.
Operasyonel baskı.
Kurumsal stres.
ICAO, EASA ve IATA raporlarında insan faktörü artık en kritik emniyet risklerinden biri olarak tanımlanıyor.
Buna rağmen sektörün birçok bölümünde hâlâ uçaklara yapılan yatırımın insanlara yapılan yatırımdan daha fazla konuşulması dikkat çekiyor.
Oysa uçak hata yapmaz.
Karar veren insandır.
Riski yöneten insandır.
Son savunma hattı insandır.
Bu nedenle son dönemde yaşanan her olay, her pist ihlali, her operasyonel aksaklık ve her emniyet vakası yalnızca bireysel hatalar üzerinden değil, sistem perspektifiyle değerlendirilmelidir.
Çünkü emniyet kültürü zayıfladığında ilk sinyaller raporlarda değil, insanlarda görülür.
Kabinde ve Kokpitte Sessiz Yorgunluk
Yolcu uçağa bindiğinde güler yüzlü bir kabin ekibi görür.
Kaptan anonsunu duyar.
Ancak çoğu zaman bu insanların kaç saattir ayakta olduğunu, kaçıncı bacak uçuşlarını yaptığını veya son bir haftada kaç farklı şehirde uyuduklarını bilmez.
Özellikle yoğun sezonlarda uçucu ekipler üzerinde oluşan baskı her geçen yıl artıyor.
Düzensiz biyolojik ritim.
Jet lag.
Gece uçuşları.
Arka arkaya görevler.
Sürekli performans baskısı.
Bunlar yalnızca çalışma koşulu değil, aynı zamanda emniyet konusudur.
Çünkü yorgunluk yalnızca çalışanı değil, operasyonun tamamını etkileyen görünmez bir risktir.
Görünmeyen Kahramanlar: Teknisyenler
Benzer tablo bakım hangarlarında da görülüyor.
Bir uçağın güvenle uçabilmesi için son imzayı atan teknisyendir.
Ancak sektörde yetişmiş teknisyen bulmak her geçen gün zorlaşıyor.
Artan iş yükü, ücret politikaları ve kariyer belirsizlikleri nedeniyle birçok deneyimli teknisyen farklı sektörlere veya yurt dışına yöneliyor.
Bu yalnızca bir insan kaynakları problemi değildir.
Bu doğrudan emniyet problemidir.
Çünkü bakım kalitesini belirleyen şey yalnızca prosedürler değil, o prosedürleri uygulayan insanların bilgi ve tecrübeleridir.
Marka Büyüyor, Kurumsal Kültür Aynı Oranda Güçleniyor mu?
Belki de bugün sorulması gereken en kritik soru budur.
THY markası büyüyor.
Ancak kurumsal kültür aynı hızda büyüyor mu?
Çalışanlar kendilerini özgürce ifade edebiliyor mu?
Emniyet raporlamaları gerçekten teşvik ediliyor mu?
Yoksa insanlar konuşmak yerine susmayı mı tercih ediyor?
Havacılık tarihinde birçok büyük kurum teknik nedenlerle değil, kurumsal kültürün aşınması nedeniyle sorun yaşamıştır.
Korku kültürünün olduğu yerde raporlama azalır.
Raporlama azaldığında risk görünmez hale gelir.
Risk görünmez hale geldiğinde ise kazalar sürpriz olmaz.
SHGM ve Gözetim Sorunu
Madalyonun diğer yüzünde ise düzenleyici otorite bulunuyor.
Bir havacılık sisteminin güvenliği yalnızca havayollarına bırakılamaz.
Devletin asli görevi düzenlemek, denetlemek ve gerektiğinde yaptırım uygulamaktır.
Ancak son yıllarda Türk sivil havacılığında birçok uzman, SHGM'nin asli fonksiyonlarından uzaklaşarak eğitim, sertifikasyon ve çeşitli ticari faaliyetlere daha fazla odaklandığını dile getiriyor.
Oysa emniyetin temel şartı güçlü ve bağımsız denetimdir.
Düzenleyici ile düzenlenen arasındaki mesafenin azalması hiçbir havacılık sistemi için sağlıklı değildir.
Sonuç: THY'nin Gerçek Sınavı
THY'nin önündeki en büyük risk rakip havayolları değildir.
Yakıt fiyatları da değildir.
Jeopolitik krizler de değildir.
Asıl risk, büyümenin insan unsurunun önüne geçmesidir.
Bugün şirket yüzlerce uçak sipariş edebilir.
Yeni rekorlar kırabilir.
Yeni kıtalara uçabilir.
Ancak pilotlar yorgunsa, kabin ekipleri tükenmişse, teknisyenler sistemden uzaklaşıyorsa, çalışanlar kendilerini değersiz hissediyorsa,
o zaman büyüme rakamları ne kadar etkileyici olursa olsun sürdürülebilirlik tartışmalı hale gelir.
Çünkü havacılıkta başarı pistten kalkışla ölçülmez.
Asıl başarı, o uçağın yıllar boyunca aynı emniyet kültürüyle uçmaya devam edebilmesidir.
Ve bunun anahtarı ne uçaklardır ne de bilançolar...
Anahtar insandır.
Yorumlar