Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, son dönemde gündeme getirilen “dijital pilot lisansı” tartışmalarına ilişkin dikkat çekici bir değerlendirme kaleme aldı. Erdağı, Türkiye’nin sivil havacılık tarihinde önemli bir yere sahip olan Crew Member Certificate (CMC) uygulamasını hatırlatarak, bugün “devrim” olarak sunulan söylemlerin teknik ve kurumsal gerçeklikle örtüşmediğini savundu.
Erdağı, 1998 yılında SHGM’nin; İçişleri Bakanlığı, DHMİ ve THY ile koordinasyon içinde, ICAO Annex 9 (Kolaylıklar) çerçevesinde CMC uygulamasını barkotlu ve makineyle okunur formatta hayata geçirdiğini anımsattı. Bu adımın bir tanıtım faaliyeti değil, uluslararası standartlara uyum ve operasyon disiplini örneği olduğunu vurguladı.
“Kavram karmaşası değil, liyakat sorunu”
Yazısında, bugün dijital seyahat kimliği konusunun “dijital pasaport devrimi” başlığıyla iç kamuoyuna sunulmasını eleştiren Erdağı, asıl sorunun kavramlardan ziyade liyakat ve teknik bilgi eksikliği olduğunu ifade etti. ICAO’nun hâlen üzerinde çalıştığı dijital seyahat kimliği başlıklarının, sanki yeni keşfedilmiş bir hamle gibi pazarlanmasının gerçeği yansıtmadığını belirtti.
Annex 9’un temel amacının sınır geçişlerinde gecikmeyi azaltmak ve akışı hızlandırmak olduğuna dikkat çeken Erdağı, CMC’nin de bu anlayışın bir ürünü olarak uçuş ekiplerinin yolculardan farklı bir risk profiline sahip olduğu kabulüne dayandığını hatırlattı.
CMC örneği ve küresel uygulama gerçeği
Erdağı, CMC’nin ICAO belgelerinde yer almasına rağmen küresel düzeyde sınırlı kaldığını vurguladı. IATA’nın 2025 yılında DGCA60 toplantısı için hazırladığı belgelere atıf yapan Erdağı, CMC hükmünün 1949’dan bu yana Annex 9’da yer almasına karşın, bu sertifikayı fiilen düzenleyen ülke sayısının oldukça sınırlı olduğunu belirtti.
IATA Timatic verileri üzerinden yapılan değerlendirmelere göre, çok sayıda ülkenin uçuş ekiplerine vizesiz yaklaşım uyguladığını ancak bunun çoğunlukla pasaport temelli yürütüldüğünü aktaran Erdağı, “Dünya CMC’yi değil, pasaportu merkez alarak ilerledi” tespitinde bulundu.
Dijital pasaport tartışması
Erdağı, ICAO’nun “Digital Travel Credential (DTC)” başlığı altında yürüttüğü çalışmaların zaten uluslararası literatürde tanımlanmış ve sınıflandırılmış olduğuna işaret etti. DTC’nin, fiziksel e-pasaporta dijital bir eşlikçi veya belirli koşullarda ikame olarak ele alındığını belirten Erdağı, bu sürecin ani bir “devrim” değil, aşamalı ve yüksek güvenlik gerektiren bir standardizasyon çalışması olduğunu vurguladı.
Bu bağlamda, “biz yaptık” söylemi yerine; hangi DTC tipinin hangi senaryoda, hangi sınır kapılarında ve hangi doğrulama altyapısıyla kullanılacağının tartışılması gerektiğini ifade etti.
Medya ve iletişim eleştirisi
Yazıda, havacılık alanındaki teknik konuların bazı yayın organları tarafından sloganlaştırılmasını da eleştiren Erdağı, her kurumsal açıklamanın “devrim” başlığıyla sunulmasının sektörel okuryazarlık açısından ciddi bir sorun yarattığını savundu. CMC gibi somut bir geçmiş tecrübe ortadayken, dijital kimlik projelerinin yalnızca açıklamalarla devrim ilan edilmesinin gerçekçi olmadığını dile getirdi.
“Devrim söylemi değil, uyum gerekir”
Erdağı yazısını, havacılıkta asıl başarının erken adım atmaktan ziyade sürdürülebilir uyum ve küresel tanınırlıkla ölçüleceğini vurgulayarak tamamladı. Dijital pasaport projelerinin, ICAO DTC çerçevesiyle uyumlu, sınır süreçlerine entegre ve uluslararası karşılıklılığı garanti altına alan bir yapıya kavuşması gerektiğini belirten Erdağı, aksi durumda yapılan işin “devrim” değil, propaganda olacağını ifade etti.
Yorumlar