Türkiye her yaz aynı soruyla yüzleşiyor: Yangınlar başlamadan gerçekten hazır mıyız? Oktay Erdağı, dikkat çeken yazısında sadece uçak ve helikopter sayılarını değil; Türk Hava Kurumu’nun sistem dışına itilmesini, kaybolan kurumsal hafızayı ve yangınla mücadeledeki planlama eksiklerini sorguluyor. “Yerli ve millî” söyleminin ötesine geçen bu analiz, Türkiye’nin yangın havacılığı gerçeğine çarpıcı sorular yöneltiyor.
İşte Erdağı'nın yazısı:
Yangın Mevsimi Geliyor Ama Hazırlık Nerede?
Her yaz aynı cümleyi kuruyoruz: “Bu kez hazırlıklı mıyız?”
Her yaz aynı cevabı alıyoruz: “Filomuz güçlü, kapasitemiz arttı, her şey kontrol altında.”
Sonra rüzgâr çıkıyor, orman yanıyor, köy boşalıyor, insanlar geceyi hortumla, kovayla, traktörle karşılıyor.
Türkiye 2025 itibarıyla 27 yangın söndürme uçağı, 105 helikopter ve 14 İHA’dan oluşan bir kapasite açıkladı. Resmî söylem bu tabloyu “Avrupa’nın en hazırlıklı ülkelerinden biri” ifadesiyle sunuyor. Fakat mesele yalnızca sayı değil; mesele bu kapasitenin kiminle, hangi planla, hangi yerli kurumsal hafızayla ve hangi liyakat zinciriyle yönetildiğidir.
İşte tam da burada Türk Hava Kurumu sorusu hâlâ orta yerde duruyor:
THK neden hâlâ sistemin asli unsuru değil?
Atatürk’ün kurduğu, yıllarca havacılık kültürünün taşıyıcısı olmuş bir kurumdan söz ediyoruz. Sadece uçaktan değil; bakım kültüründen, pilot yetiştirme birikiminden, yangın havacılığı tecrübesinden, kurumsal hafızadan söz ediyoruz. Ama bugün THK, yangınla mücadele stratejisinin merkezinde değil; kenarında, sessizliğe itilmiş bir kurum görüntüsü veriyor.
Üstelik tartışma yalnızca geçmişin nostaljisi değil. THK’ya ait CL-215 uçaklarının satışa çıkarılması, “ormanlar yanarken millî imkân neden tasfiye ediliyor?” sorusunu daha da ağırlaştırdı. 2025’te 8 uçak için UYAP üzerinden 1 milyar 457 milyon TL istenmesi kamuoyuna yansıdı. Aynı dönemde kimi haberlerde THK’ya ait 3 uçağın OGM emrinde takviye kuvvet olarak gösterildiği de belirtildi. Peki o zaman soralım: Bu uçaklar varsa neden sistemin ana planında görünmüyor? Yoksa neden yıllardır bu kapasite geri kazanılmadı?
“Yerli ve millî” söylemi elbette önemlidir.
Türkiye’nin yangın havacılığında kendi platformlarını geliştirmesi stratejik bir hedeftir.
TUSAŞ’ın T-925 yangın helikopteri için ilk uçuşun 2026, teslimatların ise 2028 olarak planlandığı açıklandı. Fakat henüz teslim edilmemiş bir projenin propagandası, bugün yanan ormana su taşımaz. Geleceğin helikopteri değerlidir; ama bugünün yangını bugünün hazırlığını ister.
Yangın Güvenlik
Asıl mesele şudur: Yerlilik, mevcut millî kurumu çürümeye terk edip gelecekteki projeyle övünmek değildir. Yerlilik; THK’yı ayağa kaldırmak, bakım tesisini işletmek, pilotunu yetiştirmek, filosunu modernize etmek, Orman Genel Müdürlüğü ile entegre etmek ve yangın sezonu gelmeden sistemi hazır hale getirmektir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, yangın çıktığında yapılan kahramanlık anlatıları değil; yangın çıkmadan önce kurulmuş akılcı bir hazırlık düzenidir. Kaç uçak var sorusundan önce şu sorular sorulmalıdır:
Uçaklar nerede konuşlu?
Kaçı gerçekten faal?
Kaç pilot hazır?
Bakım planı nedir?
THK bu planın neresindedir?
İhaleler neden her yıl tartışma konusu olur?
Yerlilik söylemi neden kurumsal hafızayı dışlar?
Orman yangınıyla mücadele, yaz aylarında hatırlanacak bir kriz başlığı değildir. Bu, yılın on iki ayı planlama isteyen bir devlet ciddiyetidir. Liyakat yoksa uçak da yetmez. Koordinasyon yoksa helikopter de yetmez. Kurumsal akıl yoksa İHA görüntüsü de yalnızca yanan alanın canlı yayınına dönüşür.
THK’yı sistem dışında bırakmak, sadece bir kurumu cezalandırmak değildir; Türkiye’nin yangın havacılığı hafızasını devre dışı bırakmaktır. Ve hafızasını devre dışı bırakan ülkeler, her yaz aynı acıyı yeniden öğrenmek zorunda kalır.
Yangın mevsimi geliyor.
Soru hâlâ aynı: Hazırlık nerede?
Daha da önemlisi:
THK neden hâlâ kapının dışında?
Yorumlar