Kabin memurlarının yükü artık yalnızca emniyet ve hizmetle sınırlı değil. Satış baskısı, kontrolsüz kabin bagajları ve artan operasyonel görevler; görünmeyen yorgunluğu emniyet riskine dönüştürüyor. Oktay Erdağı, havacılıkta normalleşen riskleri ve kabin içindeki sessiz yükü mercek altına alıyor.
Oktay Erdağı'nın yazısı:
Kabinde Yeni Yük: Satış Baskısı, Kontrolsüz Bagajlar ve Görünmeyen Emniyet Riski(2)
Kabin memurlarındaki tükenmişliği konuşurken son yıllarda hızla büyüyen iki yeni iş yükünü görmezden gelemeyiz:
Kabin içi satış faaliyetleri ve kontrolsüz büyüyen kabin bagajı problemi.
Çünkü bugün kabin memuru yalnızca emniyet görevlisi, ilk yardımcı, tahliye personeli ve hizmet çalışanı değildir.
Artık aynı zamanda satış hedeflerinin, ürün operasyonlarının ve artan kabin içi lojistik yükün de taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Özellikle kısa ve orta menzilli uçuşlarda kabin içi satış operasyonlarının yoğunlaşması; ürün hazırlığı, envanter kontrolü, satış işlemleri, tahsilat süreçleri, ürün takibi ve raporlama gibi ilave görevleri beraberinde getirmiştir.
Sorulması gereken soru şudur:
Bir kabin memurunun asli görevi nedir?
Satış yapmak mı?
Yoksa emniyeti sağlamak mı?
ICAO, EASA ve tüm modern havacılık sistemleri kabin ekiplerini öncelikle “safety professional” yani emniyet personeli olarak tanımlar.
Ancak operasyonel gerçeklik giderek farklılaşmaktadır.
Özellikle yoğun uçuşlarda servis, satış, yolcu talepleri ve operasyonel baskı birleştiğinde kabin ekipleri aynı anda çok sayıda görevi yürütmek zorunda kalmaktadır.
Bunun üzerine bir de son yıllarda giderek büyüyen kontrolsüz kabin bagajı sorunu eklenmiştir.
Bugün birçok uçuşta boarding sürecinin önemli kısmı kabin bagajı yerleştirme krizine dönüşmektedir.
Kabin ekipleri;
— aşırı büyük bagajlar,
— limit üstü valizler,
— kapakların kapanmaması,
— koridor tıkanmaları,
— yolcu itirazları,
— kabin yerleşim çatışmaları ile mücadele etmektedir.
Bu durum yalnızca iş yükü değildir.
Doğrudan emniyet konusudur.
Yanlış yerleştirilmiş kabin bagajları türbülans sırasında düşme riski yaratabilir.
Acil tahliye koridorlarını daraltabilir.
Boarding sürelerini uzatabilir.
Kabin ekiplerinin emniyet kontrollerine ayıracağı zamanı azaltabilir.
Daha önemlisi zihinsel yük oluşturur.
İnsan faktörü çalışmalarında “task saturation” yani görev doygunluğu olarak bilinen durum tam da budur.
Personelin aynı anda çok fazla göreve maruz kalması dikkat bölünmesine ve emniyet performansında düşüşe yol açabilir.
Bir kabin memuru aynı anda;
satış yapıyor,
ürün sayıyor,
yolcu taleplerini yönetiyor,
bagaj krizlerini çözüyor,
servis yürütüyor,
güvenlik kontrolü yapıyor ve olası acil duruma hazır bekliyorsa;
burada artık insan performans sınırları konuşulmalıdır.
Asıl tehlike şudur:
Bu yükler yıllar içinde normalleşiyor.
Oysa havacılık tarihinde pek çok emniyet problemi “normalleşmiş risklerden” doğmuştur.
Bugün kabin memurlarındaki tükenmişliği yalnızca psikolojik baskı başlığında ele almak eksik olur.
Kabin içi satış baskısı…
Artan operasyonel görevler…
Kontrolsüz kabin bagajları…
Yolcu yoğunluğu…
Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Ve bu zincirin sonunda yalnızca çalışan yorgunluğu değil, emniyet riski de vardır.
THY büyüyor.
Ancak büyüme yalnızca filoyla ölçülmez.
Kabin içinde çalışan insanın yüküyle de ölçülür.
Çünkü gökyüzünde emniyet, en çok görünmeyen yorgunluklardan etkilenir.
Yorumlar